Fakir Olmak Kader Değildir. – Tevfik Kızgınkaya Yazdı

Fakir Olmak Kader Değildir. – Tevfik Kızgınkaya Yazdı
Yayınlama: 20.09.2025 20:35
A+
A-

Sabah haberlerini izliyorum, ekranda İlker Karagöz ile Şule Aydın,

Etiket “başımıza gelmeyen kalmadı”, konu emekliler.

Emekliler kuyruk olmuş Kent Lokantasının önünde, et yemeği varmış içerde,

“Evinize et alıyor musunuz” sorusuna, gülümsüyor emekli ve veriyor yanıtı,

“Fakir et alabilir mi?”

30-40 yıl mal veya hizmet üreten bir kişinin emekli olunca fakirleşmesi ve fakirliğini gülümseyerek söyleyebilmesi korkunç bir çelişki.

*

Çocukluğuma kadar gittim bir anda,

Ne mahallede ne de okulda arkadaşlar arasında fakir, zengin gibi bir tanımlama ve ayrışma yapılmazdı.

Lisede ve üniversitede de arkadaşlar arasında böyle bir tanımlamanın yeri yoktu.

Hatta zenginliğini göstermek ayıptı, kimde ne varsa paylaşılırdı.

Bir ilkokul öğretmenimizin sözü hala kulaklarımda,

Önlüğünüz, pantolonunuz, ceketiniz yamalı olabilir önemli değil, ama temiz olmalı.

*

O günlerden bu günlere ne değişti ki,

Özgür Özel meydan eylemlerinde “iktidar neden sizi sevmiyor?” sorusuna,

Meydan hep birlikte yanıt veriyor, “fakiriz”.

Millet fakirliğini saklamıyor, söylemekten de çekinmiyor.

Çünkü fakirlik, Milletin yaşam biçimi haline getirildi.

*

Fakirliğin kabullenilmesi ve normalleşmesi…

Sorunun büyüğü de işte bu noktada başlıyor.

Yokluğun zorluğuyla ayrılan eşler, dağılan aileler,

Yaşamak için sömürü düzenine uyum sağlayanlar,

Ya da fakirlikten kurtulmak için yasa dışı yollara başvuranlar…

Kısacası toplumsal yozlaşmayı ve çürümeyi yaşıyoruz.

*

Milletin büyük çoğunluğunun fakirleşmesi, yoksulluk sınırının altında yaşaması,

İnsanları kendine muhtaç bırakmak isteyen iktidarların politikasıdır.

Demokrasi adı altında diktatörlükle yönetilen ülkelerde,

Toprağın altı zengin, üstündeki halk fakir, yönetenlerse zengindir.

Bu tek adamlı “demokratik” diktatörlüklerde halkın görevi;

  • Vergisini ödemek,
  • Tüketici olmak,
  • Öğretilmiş çaresizlikle kendisine verilene şükretmek,
  • İktidara biat etmek ve oy vermektir.

Örnekleri Kuzey Afrika’dan Asya’ya, Amerika kıtasına kadar uzanır.

*

İnanç adına fakirliğin kutsandığı ülkemizde de durum çok farklı değil.

Pazar tezgahındaki yaşlı bir kişin sözleri, memlekette yaratılan algının özetidir.

85 milyon 1 kişiye bakamaz mı?

Bu algıya sahip olanlar,

Ülkeyi yöneten 1 kişinin 85 milyona bakmakla görevli ve sorumlu olduğunu düşünemeyen,

Fakirliği kabullenen ve yaşam biçimi olarak kabul edenlerdir.

Bu çaresizliği ve fakirliği kabul etmeyenler ve kurtulmak isteyenler ise,

Her geçen gün artarak CHP’nin meydan eylemlerinde buluşuyorlar.

Ancak, Halkın fakir yaşamaktan kurtulma isteği, tek adamın iktidarı için tehlikelidir.

Ne yapmalı?

CHP’nin içi karışmalı, yönetimi değişmeli, Özgür Özel’in liderliğine son verilmelidir.

Yaşadıklarımızın özü budur.

*

Sorunun büyüğü ekonomik açıdan halkın fakir olması değildir,

Halkın oyuyla iktidar olduğunun farkında ve bilincinde olanlar,

Halkı önceleyen politikalarla bu sorunu çözülebilirler.

Ancak bir ülkeyi yönetenler vicdan, ahlak, sevgi ve adalet duygularından fakirlerse,

Memleketin ve Milletin hatta insanlığın geleceği büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır.

*

Türkiye petrol, doğalgaz zengini bir ülke değildir,

Ancak insan kaynağı, madenleri, verimli toprakları, doğası, tarihi ve kültürü ile zengin bir ülkedir.

Bu topraklarda yokluğu, yoksulluğu, fakirliği yaşamak hiç kimsenin kaderi değildir,

Sorun, kaynaklarımızın bir çıkar grubu için mi, yoksa ülkenin gerçek sahibi olan Millet için mi kullanıldığı sorunudur.

TÜİK verilerine göre, günümüzde her 100 kişiden sadece 14’ü insanca yaşam kriterlerine sahip bir hayat sürüyorsa,

Bu tek adam düzeninin kaynaklarımızı kim-ler için kullandığı açıktır.

*

Çözüm bellidir,

Bu sömürü düzeninin yıkmaya çalıştığı,

Demokratik, Laik Cumhuriyet ve Sosyal, Hukuk Devleti yeniden inşa edilmelidir.

Bu noktada görev sadece CHP’nin de değildir.

Oturduğumuz yerden şikayet etmekle ve eleştirmekle hak savunulmaz

Çağdaş bir ülkede insanca, barış ve huzur içinde yaşamak isteyen herkesin,

Özellikle demokrasinin varlığı ile var olan,

Sendikalar, meslek odaları, Demokratik Örgütlerinin hakkı ve görevidir.

Slogan doğrudur;

Kurtuluş yok tek başına,

Ya hep beraber ya hiçbirimiz.

1956 Erzincan doğumlu olan Kızgınkaya, 1981’de Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Makine Bölümü’nden mezun olarak Ziraat Yüksek Mühendisi unvanını aldı. Toplumsal yaşamında Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcılığı, Ziraat Mühendisleri Odası ve TMMOB’de çeşitli görevler, YAYED Yönetim Kurulu üyeliği, Çankaya Kent Konseyi Başkanlığı ve Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanlığı yaptı. Siyasette SHP İzmir İl Gençlik Kolları Başkanlığı, CHP Ankara İl Başkan Yardımcılığı, Çankaya Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü ile Özel Kalem Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Ayrıca Adalar Belediyesi Başkan Danışmanlığı yaptı. Basın alanında, 1999-2000’de TV8’de 8. Gün programında yer aldı; 2004-2014 yılları arasında Kanal B’de Üretimden İhracata ve Ortak Çözüm programlarını hazırlayıp sundu. Halen Tüm Emekliler Dayanışma Ağı Merkez Yöneticisi, Sanatçılar Girişimi üyesi, TMMOB Denetleme Kurulu üyesi, ADD Danışma ve Kültür Kurulu üyesi, ayrıca Atatürkçü Düşün dergisi editörlüğünü sürdürmektedir. “Cumhuriyet tarihi ve Atatürkçü Düşünce” üzerine çok sayıda konferans vermiş olan Kızgınkaya, Aklın Yolu Cumhuriyet, Türkiye’nin Gerçeği – Esaretten Bağımsızlığa ve Türkiye’nin Gerçeği – Bağımsızlığın Kırılışı adlı kitapların yazarıdır. Evli ve bir çocuk babasıdır.