8 Dakika – Melih Demirel Yazdı

Her hafta olduğu gibi bu hafta da Çarşamba günü Medya Siyaset TV ekranlarında “Ufkun Ötesi” programında sizlerle bir araya geldik. Bu hafta ki farklılık kıymetli bir konuğumuzun olmasıydı. Çarşamba akşamı Değerli hocamız Prof. Dr. Duran Bülbül bizlerleydi…
Türkiye siyasetinde aylardır değil, yıllardır devam eden tartışmaların girdabında çoğu zaman ses çok, söz çok, lakin hakikatin izi azdır. Söylenmeyen cümle kalmaz, tartışılmayan başlık bırakılmaz; fakat öz, sis perdesinin ardında kaybolur. İşte tam bu noktada, Duran Bülbül hoca öyle bir an yakaladı ki, iki yılın tartışmasını yalnızca 8 dakikada özetleyerek sis perdesini araladı.
Program boyunca iki saatlik bir yolculuk yaptık; tarihten bugüne uzanan siyasal kırılmaları, ideolojilerin seyrini, muhalefetin çıkmazlarını konuştuk. Ama o iki saat içinde bir an vardı ki, geriye kalan her şeyin üzerine gölge düşürdü: 8 dakika… O 8 dakikada CHP’nin yaşadığı sancıyı, bu sancının sebeplerini ve kaçınılmaz sonuçlarını öyle berrak, öyle net bir teşhisle ortaya koydu ki, adeta zaman durdu.
Duran Bülbül hocamızın altını çizdiği en kritik noktalardan biri, CHP’nin bugünkü sorununun ideolojik bir tartışma değil, bizzat adaletsizlik meselesi olduğuydu. Bu tespit, belki de uzun süredir zihinlerde dolaşan fakat kimsenin yüksek sesle ifade edemediği çıplak bir hakikatti. Çünkü bir parti, ideolojisini tartışabilir, çizgisini sorgulayabilir; ama adalet duygusunu yitirdiğinde artık toplumla arasındaki bağ kopar.
Bir diğer çarpıcı vurgusu ise, “CHP’nin içinde artık CHP’liler azınlık” cümlesiydi. Bu söz, sadece bir eleştiri değil, derin bir teşhis niteliğindeydi. Çünkü bu ifade, partinin kendi öz kadrolarından, kendi ruhundan, kendi fikriyatından ne denli uzaklaştığını ve bir kimlik bunalımı yaşadığını açıkça gözler önüne seriyordu.
Bu sözler sıradan bir siyasi yorum değildi. Bu sözler, tartışmaya yön veren, düşünceye yön çizen, bir tür manifesto niteliği taşıyan sözlerdi. Çünkü mesele yalnızca CHP’nin iç çatışmaları değildi. Mesele, Türkiye siyasetinde muhalefetin halka nasıl temas edeceği, adalet ve güven beklentisini nasıl karşılayacağı, siyasetin toplumsal umutla yeniden nasıl buluşacağıydı. Duran hocanın teşhisi, işte bu büyük hakikate işaret ediyordu.
Bir programda, bazen yüzlerce cümle kurulur, saatler boyunca değerlendirmeler yapılır. Ama bazen bir tek cümle, bütün bir konuşmanın önüne geçer. İşte bu haftaki Ufkun Ötesi, böylesi bir ana şahitlik etti. Canlı yayında bulunmak, o atmosferin içinde o 8 dakikalık hakikat yolculuğunu dinlemek, sadece bir yorumcu olarak değil, aynı zamanda bir tanık olarak bana da büyük bir tecrübe kattı.
Bugün siyaset arenası çoğu zaman bir curcunaya, bir yankı odasına benziyor. Bin ses aynı anda konuşuyor; sesler birbirine karışıyor, hakikat ise gürültünün içinde kayboluyor. Ama bazen tek bir ses çıkar, o karmaşayı susturur, kalabalığın içinde yankılanır ve noktayı koyar.
Çarşamba gecesi işte bunu yaşadık. İki yılın tartışması, 8 dakikada ete kemiğe büründü.
Bazen bin ses çok konuşur, yaygara olur, sonra tek ses çıkar noktayı koyar. İşte bu tecrübedir.
Dipnot;
Kalem ve kelam bir kılıç gibidir. Kuşanması ve ehlinin elinde parlar, adım adım mücadeleyi büyütür, hakikati aralar. Ehil olmayanın eline ise yük olur, önce ardını sonra başını vurdurur.
Ehline 8 dakika kafidir.
Ehil olmayana bir ömür versen, bir ileri…
On bir geri…
Kalın sağlıcakla…
İŞTE O PROGRAM:








