Kir İttifakı: Siyasetin Pazar Yeri ve Şirketleşen Partiler- Prof.Dr.Duran Bülbül&Melih Demirel Yazdı

Kir İttifakı: Siyasetin Pazar Yeri ve Şirketleşen Partiler- Prof.Dr.Duran Bülbül&Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 27.07.2026 19:16
A+
A-

Siyaset mühendisliğinin laboratuvarlarında üretilen, millete  “değişim” ambalajlarıyla sunulan her yeni ortaklık, altı kazındığında derin bir çıkar ortaklığına, daha doğru bir ifadeyle kirli bir ittifaka açılır. Bugün  siyaset sahnesinde izlediğimiz tiyatro, tam da bu tanımın, yani maskeli baloların en pervasız örneklerinden biridir. Dün birbirlerine söylenmedik söz bırakmayanların, en ağır ithamları haysiyet kalkanı yapıp bugün aynı masanın altından birbirine göz kırpanların sergilediği tablo; ilkesizliğin, ikiyüzlülüğün, ahlaki problemlerin ve siyasi tüccarlığın doruk noktasıdır.

​Bu çarkın dişlileri arasında dönenler, milletin hafızasını sıfırlayabileceklerini sanıyorlar. Unutulmasın ki tarih, bu omurgasız savrulmaların yanı sıra, saman altından su yürütenleri de  “vatan, millet, Sakarya” hamasetini arka cepteki hesaplarına kalkan yapanları da, sıkıştıklarında yine aynı hamasetin arkasına sığınıp; ‘’Parti benim’’ diyenleri de  asla affetmeyecektir.

Müteahhit aklıyla zehirlenen siyaset

​Türk siyaseti, tarihin hiç de kaydetmekle övünmeyeceği bir dönemeçten geçiyor. Siyasetin geleneksel mecraları, ideolojik sınırları ve ilkesel omurgaları, bir müteahhit kurnazlığıyla tasfiye edildi. Siyaseti bir kamu hizmeti, bir fikir rekabeti olmaktan çıkarıp büyük bir ihale sahasına, bir rantiye alanına çeviren bu zihniyet, adeta Türk siyasetinin damarlarına zehirli bir sarmaşık gibi sarıldı.

​Bugün geldiğimiz noktada, arkalarına taktıkları medya gücü ve sınırsız fonlarla siyaseti paranın kulu kölesi haline getiren bu aktörler; devleti, partileri ve en önemlisi toplumsal barışı zehirlemektedir. Siyasetin doğasını değiştiren, her şeyi bedeliyle satın alabileceğini düşünen bu müteahhit mantığı, sadece kurumları değil, siyasi aktörlerin de ruhunu esir almıştır. Dün bu zihniyete en ağır eleştirileri yöneltenlerin, bugün bu kervanın örtülü olarak en coşkulu neferleri haline gelmesi, başka nasıl açıklanabilir? Demek ki meyliniz dünden varmış; demek ki bu kirli ittifakın tohumları çoktan atılmıştır. Bu arkadaşların temsiliyeti parti değil şirket, ünvanları yönetim kurulu başkanı olmuştur.

“Vatan, Millet, Sakarya” Maskesinin Arkasındaki Çantacılık

​Dillerinden düşürmedikleri “vatan, millet, Sakarya” söylemleriyle hamaset rüzgarları estiren, her kürsüye çıktıklarında milliyetçiği kimselere bırakmayan ama icraata gelince ortada sadece bir siyasi pazarlık bırakan sözde liderlerin hali, ibretlik bir trajedidir. Kendi siyasi geçmişlerine, dün söyledikleri yenilir yutulur tarafı olmayan sözlere, ağza alınmayacak hakaretlere şöyle bir bakma cesareti bile gösteremeyen bu arkadaşlar, bugün kalkıp, en konforlu düşmanlıkları seçip, hadleri olmayan meselelerde kendilerine pay devşirme gayreti içine girmişlerdir.

​Dün adını anmaktan bile hicap duyduğumuz bir muhterisi topa tutanlar, düne kadar “ağza alınmayacak” cümlelerle kurdukları o zehirli cümlelerin akabinde karşılaştıkları alanda selam dahi vermeyenler, şimdi aynı tarafı kendilerine patron bellemişlerdir. Bu ani yön değişiminin, bu ani manevranın elbette çok somut, çok dünyevi bir sebebi vardır.  “Çantacılık” pozisyonundan öteye geçemeyen bir portre çizenlerin bu dünyevi sebebi, dört harf tek hece şeklinde; PARA’dır!. Kendi tabanının iradesini, emeklerini ve umutlarını tek bir hamleyle harcamaktan çekinmeyen bu çanta siyaseti, aslında bu masa altı  kirli ittifakın en net özeti değil de nedir?

Tek Vaadi Sinir Uçları Olan Siyaseten İflas Etmişler

​Diğer tarafta ise durum hiç de iç açıcı değil. Siyasi kariyerini tek bir kelimeye, tek bir ezbere indirgeyen, milletin sinir uçlarıyla oynamaktan başka hiçbir fikri, hiçbir projesi, hiçbir devlet aklı olmayan, ama kendini adeta Kurtlar Vadisi karakteri Aslan amca zanneden şahıs! Bu zatın millete vadettiği tek şey, toplumu germek, bilhassa gençleri kutuplaştırarak zehirlemek ve karşıtlık üzerinden derme çatma bir popülizm üretmektir.

​Şu sıralar sesi pek çıkmasa da duyulmayan ama çıktığı zamanda, kendi geçmişindeki savrulmaları gizlemek için her gün bir başka kriz üreten, memleketin gerçek sorunlarına dair tek bir kelam edemeyen bu figür, bugün, dün ağza alınmayacak kelimeler sarf edip ‘’milli tehlike’’ olarak adlandırdığı müteahhit  sürekâsına yanaşırken hangi ilkeyi savunuyor? Dün en ağır ithamlarla hedef aldığı yapının şimdi tam göbeğine masa altından emekleyerek  varmasının, o kervana sessizce katılmasının arkasında yatan motivasyonun ne olduğunu emin olun bu millet hafızasına kaydediyor. Ez cümle zaten bu şahısların meyli dünde vardı; ruhlarını teslim ettikleri bu kirli kapılar, bugünün değil, uzun süredir pişen aşın bir sonucudur.

Siyasetin Hâşâ Hâdimleri ve Maskelerin Düşüşü

​Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, siyasi tarihimizin  gördüğü en büyük tasfiyedir. İlkesizlik, oportünizm ve çıkarcılık, “değişim” maskesi altında milletin zihnine kazınmaya çalışılması sadece CHP’nin değil, tüm siyasi partilerin meselesidir. ​Şimdi soruyoruz: Dün söylediklerinizi ne çabuk unuttunuz? Hangi menfaat, hangi makam hırsı ya da hangi rant beklentisi sizi bu kervanın arkasından sessiz ve gizlice yürümeye mecbur bıraktı?

​Bu maskeli baloyu ibretle izliyoruz. Kimin çantacı, kimin hırs, kimin ise sadece birer provokatör olduğunu çok iyi biliyoruz. Ancak bir günün geleceğini, ve o günün terazide kimin kaç okka edeceğini de biliyoruz. Hamasetin fiyatını, çantacıların çantalarının neyle dolduğunu, Külhan beyi narsistlerin milletin duygularını kaç deste nakde çevirdiklerini de çok merak ediyoruz.

Zaman…

Prof.Dr.Duran Bülbül: Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar Melih Demirel: Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı