İran Düşerse – Melih Demirel Yazdı

Yakın tarih bize hep göstermiştir ki; Ortadoğu’da bir rejim düştüğünde, enkazın altından demokrasi değil, emperyalizmin istikbali çıkar. İran için de asıl soru basittir: Rejim giderse, ülke kurtulur mu; yoksa parçalanır mı?
Maalesef bölgede bir rejim düştüğünde, enkazın altından demokrasi çıkmıyor. Çıkamıyor.
Çünkü o enkazı kaldıran eller, özgürlük için değil, kendi çıkarları için çalışıyor.
İran sokakları bugünlerde kaynıyor. Gençlik öfkeli, halk yorgun, rejim ise taş kesilmiş durumda. Ancak mesele yalnızca bir yönetimin yıkılıp yıkılmaması değil. Mesele, yerine neyin konulacağı.
Zira bölgemiz bize acı bir ezberi defalarca ezberletti:
Başını ABD’nin çektiği emperyal kuvvetler “demokrasi” dediği her yerde, bir manda, bir himaye, bir otokrat düzen gördük.
Irak’ta ne oldu?
Libya’da ne kaldı?
Suriye neye döndü?
Afganistan kimlerin mezarlığı oldu? Ve elde cehennemden başka ne kaldı?
Demokrasi talebiyle gelenler, petrol kuyularının başında nöbet tutan şirketler bıraktı geride.
Özgürlük vaadiyle inenler, haritaları paramparça etti.
Şimdi sırada İran mı var?
Eğer İran’daki protestolar bir rejim değişikliğiyle sonuçlanırsa, o boşluğu dolduracak olan halkın iradesi değil, Washington’un planları olacaktır.
Bugün İran iyi yada kötü bir devlettir.
Ancak yarın, üçe beşe bölünmüş “devletçikler” olabilir.
Ve o devletçiklerin her biri, birer ABD mandası haline getirilebilir.
Buna tarih deriz.
Ama daha doğrusu: Emperyalizmin, uzun bacaklıların yıllar yılı alışılagelmiş eseri deriz.
Ortadoğu’da “demokrasi” kelimesi maalesef, çoğu zaman yeni bir vesayet rejiminin kılıfıdır.
Bugün bir ülkeye “özgürlük” getirdiğini söyleyenler, yarın o ülkenin bütçesini, ordusunu, hatta müfredatını yönetir.
Kimi zaman bir anayasa yazarlar, kimi zaman bir başkan seçtirirler.
Ama o başkan, halkın başkanı değil sömürge valisi olur.
Ve bu tehlike artık, tüm bölge için sinyal vermektedir.
İran’ın toprak bütünlüğü, yalnızca İran için değil, bölgenin geleceği için hayati önemdedir.
Çünkü bir taş yerinden oynadığında, sadece düşmez, yuvarlanır.
İran parçalanırsa, haritalar sadece İran’da değişmez.
Dalgası Kafkasya’ya, Mezopotamya’ya, hatta Anadolu’ya vurma ihtimali kuvvetle muhtemeldir.
Bu yüzden İran meselesi, bir iç mesele değil, bölgesel bir kilit meselesidir.
Ancak burada kocaman bir gerçeği de görmezden gelemeyiz:
İran rejiminin de tarihi bir sorumluluğu vardır.
Molla düzeni, bugünün dünyasına ait değildir.
Sopa, yasak, korku ve dogma üzerine kurulu hiçbir sistem, 21. yüzyılda ayakta kalamaz.
Halkı susturarak devlet yaşatılmaz.
İradesi bastırılmış toplumlar, ya patlar ya parçalanır.
Gençliği umutsuz, kadını bastırılmış ve öfkeli, aydını suskun bir ülke, dış müdahaleye davetiye çıkarır.
İran yönetimi eğer gerçekten bir “tarihsel çıkış” arıyorsa, bu çıkış Washington’dan değil, kendi halkından gelmelidir.
Emperyalizmin çekiciyle inen demokrasi, demokrasi değildir.
O bir dayatma rejimidir.
Gerçek demokrasi, sokaktan korkmayan iktidarların işidir.
İran’ın yapması gereken; özgürlükleri genişletmek, insan haklarını esas almak, halkın iradesini tanımaktır.
Cumhuriyeti, bir avuç din adamı kisvesi altında mollaların değil; milletin teminatına teslim etmektir.
Çünkü molla rejimi, yeni dünyanın lügatinde yoktur.
Bugünün dünyasında meşruiyet, tanktan değil, sandığa saygıdan gelir.
Bir ülkeyi güçlü kılan şey, sınırlarının kalınlığı değil, vatandaşının onurudur.
Eğer İran bu adımları kendi iradesiyle atmazsa, yarın Moskova’nın ya da Pekin’in kapısında nefes almaya çalışacaktır.
Bir emperyalizmin gölgesinden çıkıp, başka bir emperyalizmin gölgesine sığınmak…
Bu bir kurtuluş değil, yalnızca adres değişikliğidir.
İran için yol bellidir:
Ya halkıyla yürür,
ya haritalarda küçülür.
Ya özgürlükle güçlenir,
ya parçalanarak zayıflar.
Ya Cumhuriyetini tahkim eder,
ya vesayetle tanımlanır.
Bugün sokakta atılan her slogan, sadece bir rejime değil; bir geleceğe yöneliktir.
Ve o geleceğin ya sahibi halk olacak, ya da emperyalizm.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:








