Kılıç Artığı – Melih Demirel Yazdı

Kılıç Artığı – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 27.04.2026 16:57
A+
A-

Melih Demirel, son dönemde artan nefret dili ve hedef gösteren söylemler üzerinden Türkiye’de toplumsal ayrışmanın derinleştiğini vurgulayarak sert uyarılarda bulunuyor.

Bir ülkenin dili, onun vicdanıdır. O dil kirlenirse, vicdan da kararmaya başlar. Bugün bazı ‘’sözde’’ gazeteci müsveddelerinin ağzından dökülen sözlere bakınca, meselenin sadece bir siyasi tartışma olmadığını; doğrudan bir zihniyet sorunu olduğunu açıkça görüyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu’na “Kılıç artığı kripto” diyerek saldıran o sözde gazeteci, aslında sadece bir kişiyi hedef almıyor. O dil, o üslup, o kin; düpedüz bir toplumsal fay hattını kaşımaya çalışıyor. Bilhassa Alevi toplumunu hedef gösteren, ayrıştıran, ötekileştiren bu yaklaşım; gazetecilik değil, düpedüz provokasyondur.

Şunu herkesin anlayacağı açıklıkta ifade edelim:

Bu ülkede kimsenin kimliğini, inancını, kökünü aşağılayarak siyaset devşirmesine müsaade edilemez. Hele ki bunu “gazetecilik” kisvesi altında yapanlara hiç edilmez.

Aleviler bu toprakların mayasıdır.

Bu bozkırın yiğit sancaktarı, Türk’ün özü ve sözüdür.

Anadolu’nun harcına katılmış, bu milletin kaderine omuz vermiş bir irfan ocağıdır.

Alevilere uzanan dil; bu milletin özüne  uzanmış demektir.

Ama mesele sadece bu da değil…

Malumunuz, kendilerini Atatürkçü diye pazarlayan, ama Atatürk’ün en temel ilkesi olan “birleştiriciliği” zerre kadar anlamamış bir güruh var. O köhnemiş kafa… Miadı dolmuş, toplumdan kopmuş, sözde elitizm adı altında  bataklığa saplanmış bir anlayış…

Rakının buğusunda memleket kurtardığını zanneden, halktan bihaber, sokaktan uzak, sadece kendi yankı odasında konuşan bir zümre…

Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamamış, ama onu dilinden düşürmeyerek Atatürkçülüğü, Kemalizm ufkunu kendileri hariç kimselere layık görmeyen…

Onun adını kullanarak kendine mevzi açmaya çalışan…

Atatürk’ün mirasını sahiplenmek yerine onu bir kalkan gibi kullanan bir zihniyet…

Atatürkçülüğü savunmuyorlar, tekeline almaya çalışıyorlar.

Fikir üretmiyorlar, fikir dışındakini bastırmaya çalışıyorlar.

Topluma yol göstermiyorlar, toplumu hizaya sokmaya çalışıyorlar.

Ve en tehlikelisi ne biliyor musunuz?

Bu nefret dili…

Bu üstten bakan kibir…

Bu dışlayıcı üslup…

Ufakta olsa, toplumu bir noktada  ayrıştırıyor.

Milleti birbirine yabancılaştırıyor.

Ve en nihayetinde bu ülkenin ortak değerlerini kemiriyor.

Çünkü  ötekileştiren,  bölen, Anadolu’nun mayasına husumet besleyen bir anlayış; eninde sonunda bu milletin tamamına zarar verir. Bunun adı başka bir şey değildir.

Biz bu dili tanıyoruz.

Evveli Kerbela’dan…

Sonrası Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan…

Tarihin acı sayfalarında bu nefretin nelere yol açtığını çok iyi biliyoruz.

Ama yine de dimdik buradayız.

Çünkü biz acıyı ezelden beri bal eyledik.

Küllerimizden doğmayı öğrendik.

Yıkıldık, ama dağılmadık.

Sustuk, ama unutmadık.

Bugünlere böyle geldik.

O yüzden kimse heveslenmesin…

Bu toprakların mayasını nefretle bozamazsınız.

Bu milletin birliğini dille parçalayamazsınız.

Bu ülkenin geleceğini iftirayla karartamazsınız.

Biz Anadolu’nun ışığı olmaya devam edeceğiz.

Siz ise karanlığınızda kaybolmaya mahkûm olacaksınız.

Ve unutmamalı…

Her devrin bir sonu vardır.

Bu kirli zihnin aslında raf ömrü dolalı çok oldu, bunlar arta kalanları…

***

Şimdi gelelim işin ikinci perdesine…

Aynı zihniyet, bu kez başka bir yalanla sahneye çıktı.

Bu defa hedef yine aynı isim, yöntem yine aynı: iftira.

Güya Kemal Kılıçdaroğlu, Andımız kaldırıldığı için 2009 yılında “Erdoğan kırk yılda bir iyi iş yaptı” demiş…

Yalan.

Hem de öyle böyle değil…

Birkaç saat içinde çöken, elde kalan, sahibinin eline yüzüne bulaşan bir yalan.

Ama alıcısı için mesele doğru olup olmaması değil zaten…

Mesele algı oluşturmak.

Mesele çamur atmak.

Mesele gündemde kalabilmek.

Çünkü başka hiçbir sermayeleri yok.

Ne fikir var…

Ne proje var…

Ne de bu millete sunabilecekleri bir ufuk…

Sadece gürültü.

Sadece karalama.

Sadece iftira.

Bir güruh düşünün…

Sürekli aynı kişiyi hedef alarak var olmaya çalışıyor.

Kendi sözünü kuramıyor, başkasına saldırarak ses çıkarıyor.

İnsanın aklına şu soru geliyor:

Kılıçdaroğlu olmasa…

Siz ne konuşacaksınız?

Kimi hedef göstereceksiniz?

Hangi yalanla gündem olacaksınız?

Bu kadar mı bağımlısınız bir isme?

Bu kadar mı çaresizsiniz?

Kendi ayakları üzerinde duramayan bir anlayışın, başkalarını yıkmaya çalışması ne kadar acı…

Ama aynı zamanda ne kadar tanıdık…

Ve şimdi final…

Dostlar,

Görünen o ki bir şer ittifakı, nefret diliyle kenetlenmiş durumda. Farklı gibi görünen ama aynı yerden beslenen, aynı karanlıkta büyüyen bir zihniyet ortaklığı…

Birbirlerini besliyorlar, birbirlerinin dilini güçlendiriyorlar. Birbirlerinin varlık sebebi hâline geliyorlar. Ama tam olarak  hesap edemedikleri ve onlara göre kahredici  bir gerçek var:

GELİYOR GELMEKTE OLAN. Bu hengame ondan…

Son söz ( konudan bağımsız) : Pirincin içindeki beyaz taşı bilirsiniz değil mi? Onu da yazacağız. Şimdilik burada tarihe not olsun…

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı