Çukur – Hatice Topçu Yazdı

Yaratıcılığı öldüren sistemler sadece bireyi değil, toplumun geleceğini de yok eder. Hatice Topçu, eğitimdeki çarpıcı gerçeği gözler önüne seriyor.
Yaratıcılık: Keşfe dayalı yenilikçi davranışlar oluşturan, geleneksel düşüncelerin dışında, yeni fikirler ortaya çıkaran, deneyen ve geliştirilebilen beceri ve doğal yatkınlıkların birleşimidir; her insanda var olduğu kabul edilen farazi yatkınlıktır.
Yaratıcılık insanın sağduyusunu ve beynini kullanabilmesidir!
İnsanın kalıplara hapseden, herkesi bir kabul eden sistemler yaratıcılığı öldürür. Özetle tek tip insan yetiştirme odaklı sistemler demokrasiyi öldürür!
Einstein’in dediği gibi: “Önyargıları değiştirmek atomu parçalamaktan zordur.”
Eğer, akıl ve bilimin gerçekleriyle tek tipçilerin karşısına çıkmaz, karşıt görüş oluşturamazsak kendi düşüncelerinin mutlak doğru olduğuna inanmayı sürdürecek ve tükenişin devamını sağlayacaklar. Dolayısıyla karanlığı aydınlatmak için ne kadar çok mum yakarsak o kadar çabuk aydınlığa çıkacağız.
Kişinin kendisini bulmasını engelleyen bütün sistemler insan doğasına aykırıdır. İnsan düşünen bir canlı olduğuna göre kendisindeki bütün özellikleri keşfetmesi ve onları yaşama aktarması gerekmektedir.
Kör, sağır ve ayni rutinleri yaşayan varlıklara dönüştürülmeye çalışılan geleceğimiz bana klasik yönetim yaklaşımının insan-makine fabrikasyon sistemlerini anımsatıyor. Oysa dünya hızla ilerliyor…
Kendi kuşağımı düşündüğümde daha ileri bir eğitim sürecinden geçmiş olsak ta formal eğitim sisteminin ezberlettiklerinden, sınavcı eğitimin dayattığı doğru yanıtlardan, farklı düşünceleri reddeden anlayışlardan ve toplumsal kodların boğuculuğunun oluşturduğu etki-tepki kırılmalarının tahribatının farkındayız. Dolayısıyla yeni kuşakların mislisiyle yaşadıkları bu süreçlerin devamı felakettir, cehalettir, esarettir…
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları bu süreçlerin sonucudur. Çünkü ezberci, sınavcı eğitim programlarının, liberalizmin dayattığı piyasacı anlayışın ve siyasal İslam’ın dayattığı ideoloji eksenli dinci birey yetiştirme amacının sonuçlarıdır yaşadıklarımız.
Sonuçta yaratıcılık geliştirilebildiği gibi öldürülebilen bir olguda da ve yaratıcılığı öldürülen çocukların itildiği çukur hepimizi içine çeken bir çukura dönüşmüştür.
Eğitimde çağını yakalayamamış ülkelerin insanlarının büyük çoğunluğu günlük rutinleriyle yaşamını sürdüren köleler, küçük bir azınlığı ise çoğunluğun rutinlerinden yararlanan sülüklerdir…
Bu tablonun bedeli çok ağırdır ve biz bu bedeli yaşıyoruz. İdeolojisinin kurbanı insanların dayattıklarının çocuklarımızı çektiği çukuru görüyoruz.
Çocuklarımızın çukura düşmesini önlemek görevimiz. Toplumsal farkındalık ve birlik ve bütünlükle bu karanlığı aşabilir, çocuklarımızı, dolayısıyla ülkemizi o çukura düşmekten kurtarabiliriz.
Nasıl mı?
Laik ve bilimsel eğitimle…
Çünkü yaşadığımız dünya bunun örnekleriyle doludur. Aklı önceleyen, farklılıkları dikkate alan, eğitim sistemlerini çağın gerekleri doğrultusunda güncelleyebilen, yaratıcılığı destekleyen uluslar katma değer yaratırken, diğerleri müstemleke konumunda sürünmekte ve çocuklarını köleleştirmektedir.
Köle üreten sistemler mi?
İnsanı değersizleştirir, çürütür, öldürür…
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:








