Sormak Gelişmektir – Nafiz Şahin Yazdı

Sormak Gelişmektir – Nafiz Şahin Yazdı
Yayınlama: 08.06.2026 13:39
A+
A-

Gelişim soru sormakla, sorulara cevap aramakla başlar.

Sorularıyla bunaltan çocuklar gibi…

‘’Bu ne? Şu ne? O ne?’’

Soruları cevaplanan çocuklar mutludur, gelecekleri umutludur.

Bilim de, bilgi de soruyla başlar.

Sorular olmasa hala taş yontuyor, mağarada yaşıyor, kıçımızı yaprakla örtüyor, mızrakla avlanıyor, bitki kökü kemiriyorduk.

Kafasına elma düşen Newton, elmanın neden düştüğünü sorguladı.

Arşimet, teşhirciği nedeniyle mi ‘’Buldum, buldum’’ diyerek hamamdan dışarı fırladı?

Pisagor sorgulamasa, Macellan ispat etmese; bir zamanların AKP Gençlik Kolları Başkanı gibi biz de dünyayı düz zannediyorduk.

Alimler, mucitler hep sordular, sorguladılar; sorularına cevap aradılar.

Toplumlarda da gelişim soruyla başlar.

İnsanlar kendisini yönetenlere sorular sorar.

‘’Ne? Nerede? Ne zaman? Neden? Nasıl? Nerede? Kim?’’

Bu soruları sorması için ‘’gazetecilik’’ diye bir meslek icat edilmiş.

O gazeteciler, halk adına bu soruları sormaya memur edilmiş.

Demokrasi varsa, insanlar o sorulara aldığı cevaplara göre yöneticilerini seçer.

Halk siyasetçiye sorar, bürokrata sorar, din adamına sorar.

Sormayan, soramayan, sorularına cevap alamayan toplumlar gelişemez; köleleşir.

Mutsuz çocuk olurlar.

Nursuz babasına soru soran çocuk gördünüz mü?

Sorsa da cevap alan çocuk gördünüz mü?

Ya da otoriter liderlere soru sorulduğunu gördünüz mü?

Sormaya cesaret edenlerin cevap aldığını gördünüz mü?

Siz hiç tek adamların basın toplantılarına, halkın vergileriyle alınan uçaklarına muhalif gazetecilerin alındığını gördünüz mü?

Ama denk getirip de soru soranların, sorduklarına pişman edildiklerini çok gördünüz.

Baskı rejimleri soru soranı engeller, soran olsa da cevap alamaz, cevap alsa da o cevaplar yalanlardan oluşur.

Yine de sormak, sormakta ısrarcı olmak; insan olmanın, birey olmanın gereğidir.

İnsansan, bireysen; soracaksın, sorgulacaksın, gerektiğinde sorularınla bunaltacaksın!!

Hele ki senin oyunla seçilenlere, cevaptan tatmin olana kadar soracaksın!

Sor kardeşim!

Yalanları fark ettiğinde sor.

Enflasyonu sor, eğitimi sor, sağlığı sor.

Vergilerinin nereye harcandığını sor.

Senin vergilerinle yapılan işlerin maliyetini sor.

Ama bilirim ki sormazsın.

Gerçeklerle karşılaşmaktansa sana gösterilen sahte dünyaya tavsın!

Hele ki görevi sormak olan gazeteci görünüşlü iktidar yandaşları soru sormak yerine çanak tutuyorlarsa… Hazır cevapları, sorulandırıyorlarsa…

O gazeteci görünümlüler, önce satılık kalemleriyle pembe dünya çizerler.

Ardından o pembe dünyaya inananlara ninniler söylerler…

‘’Uyusun da büyüsün.’’

O bile yalan… İnsanlar uyuyarak değil, sağlıklı beslenerek büyürler…

Sorgulamayan toplumlarda herkesin inanmaya teşne olduğu yalanlar, gözüyle görse de inanmadığı gerçekler vardır.

O toplumlarda yönetenlerin işi kolay; soran, sorgulayan yoksa yalanları salla gitsin!

Haydi biz o yalanlar dünyasının duvarlarını sallamaya çabalayalım!

İktidarı –geç de olsa– artık herkes öğrendi; yalanlara, dolanlara inananların oranı her geçen gün azalıyor.

Zaten o yalanlar da ezberlendi.

Yalanlara inananlar azaldıkça iktidar kuyruğu titretiyor.

Dünyanın bizi kıskandığına inanan kaldı mı?

O halde biz soru sormaya iktidarın değirmenine su taşıyanlardan başlayalım.

İktidarın devamını sağlamakla görevli; butlanla, kayyımla tepeden inme koltuğa çökenlerden başlayalım.

Kayyımı, kıyım zannedip CHP’ye baltayla dalanlar, insanları sefil edenler soru sormaya bile değmezler.

Ne çare ki işimiz sormak!

Geçen yazımda ofisin aylık 350 bin lira kirasını nasıl ödediğini sormuştum.

Haydi benim sorumu görmedi, aynı soruyu Fatih Altaylı da sordu.

Taşa sorulsa ses gelirdi. Ses yok.

Tutuklu belediye başkanlarını tam bir iktidar temsilcisi edasıyla ‘’Yolsuz, hırsız’’ ilan etmişti.

Oysa kaybettiği kurultay sonrası şimdiki suçlamalarına muhatap İmamoğlu’ndan destek istemiş.

Bu da soruldu. Tık yok.

İstanbul’a atanan kayyımın servetinin kaynağı ne?

Halk bilmiyor, o biliyor mu?

Kaybettiği seçim tırışkadan gerekçelerle iptal edildi; o gerekçeler ortadan kaldırılarak en kısa zamanda kurultay tekrarı yapılmalı.

Kurultayı ne zaman yapacaksın? Kıvır da kıvır.

Ne yapsın fukara? Hep hazıra konmuş…

Seçim nasıl kazanılır öğrenememiş…

Bir kasetle Baykal’ın yerine, bir butlanla Özel’in koltuğuna çökmüş…

Söz meclisten dışarı; bazen butlan zannettikleriniz, siyasetin karanlık köşelerinde fırsat kollayan kurnazlar çıkar.

1957 Trabzon doğumlu. 1980 yılında AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1978 yılında Ankara Belediyesi Basın Yayın Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Ardından Çankaya Belediyesi Eğitim ve Kültür Müdürlüğü ile Kültür Bakanlığı Protokol Müdürlüğü görevlerinden bulundu. Kültür Bakanlığı Basın Danışmanı, Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcısı ve Azerbaycan ile Kırgızistan Büyükelçilikleri nezdinde Kültür ve Tanıtma Müşaviri olarak çalıştı. 2013 yılında emekli olduktan sonra Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu’na danışmanlık yaptı. Yurtiçi ve yurtdışında 8 fotoğraf sergisi açtı. Ankara’nın Martıları ve Politik Hacı isimli yayınlanmış iki kitabı bulunuyor.