Güven Sorunu – Nafiz Şahin Yazdı

‘’Politik Hacı’’ isimli, siyasi mizah kitabım şöyle bitiyor:
‘’Yaz kızım…
Bir terör örgütüne üye olmamakla birlikte, örgüt üyesi olduğu hissi uyandırdığı için tutuklanmasına…’’
Dedim ya siyasi mizah…
Mizah olarak bakınca acı acı da olsa gülebilirsiniz.
Ya bu, yaşamın parçası olmuşsa?
İnsanlar bu tür gerekçelerle tutuklanıyorlarsa?
Yetki elinizdeyse, o yetkiyi denetimsiz ve sınırsız güç zannediyorsanız bu cümleler çok duyulur.
Somut delile, gerçek şahide gerek yok; tutukla gitsin.
Suçsuzsa 5-10 yıl yatar ama sonunda çıkar nasılsa…
5-10 yılın lafı mı olur?
Zaten binlerce sayfalık iddianameler 5-10 yılda ancak incelenir.
Hapisten çıkacağı günlerde iddianameyi de okuyup, bitirmiş olur.
Herkes butlanzadelerin Kemal efendi gibi zeki, çevik ve bilgili değil ki…
Önce ‘’İddianame olsun yeter; okumak gibi boş işlerle uğraşmanın anlamı yok. Ben iddianame hazırlayanlara güvenirim’’ mealinde bir şeyler söyledi.
Okumadığı iddianameye göre insanları suçlu ilan etti.
Birileri kulağına ‘’O kadar da değil… Okumadığın iddianameye konu insanlar hakkında yorum yapma… Hiç olmazsa birkaç sayfa okusaydın’’ diye fısıldamış olsa gerek…
İki günde tamamını okumuş olarak açıklama yaptı.
Geçen gün de Çankaya Belediye Başkanı’nın tutuklanması ile ilgili fikri soruldu.
İntikal süresindeki gecikmeler nedeniyle biraz bekledikten sonra kuşkuları olduğunu söyledi.
Yaşına göre intikal süresi epeyce hızlı…
Soruyu 15 saniyede anlıyor, 10 saniyede cevap verebiliyor.
Başkası olsa hala anlamaya çalışıyordu.
Gerçi o da yüksek miktardaki büro giderlerini nasıl karşıladığı sorusunu ancak bir ayda anladı.
Anladı ama yanlış anladı.
Önce bir işadamının karşıladığını söyledi.
O iş adamının, bol keseden organizasyon ihalesi verdiği yeğeni olduğu ortaya çıkınca saz arkadaşları omuz verdiler.
‘’Biz aramızda para topladık. İmece usulü ödedik’’ dediler.
Elbette imece usulü verdilerse bile bir makbuzu falan vardır.
En azından banka havalesi yaptıklarına ilişkin belge vardır.
Öylesine dürüst, AKlanmış, paklanmış, arınmış bir insan yalan söyleyecek değil ya… Belgeleri de gösterir.
Çankaya Belediye Başkanı hakkında kuşku duymakta haksız mı?
O yeğenini düşünürken; Başkan’ın anasına bile faydası yok.
Anasına bir organizasyon ihalesi vermekten aciz…
Anası hala İnfaz Koruma Memuru olarak çalışıyor.
Çalmış, çırpmış ama anasına 600 Milyoncuk harcayamamış…
Anasına bir villacık yaptıramamış…
Nasılsa memlekette kim haklı, kim haksız birbirine karıştı.
Kim güçlüyse o haklı…
Halk kime güveneceğini şaşırdı.
Kanalizasyon patlamış, lağım açıktan akıyor.
Güvenilebilecek üç beş kişi ya da kurum vardı. Onları da yad eller aldı.
İnsanlar siyaset çamurunda debelenirken, çamurun içinde altın arayıcıları varmış.
Sanatçı görünümlü bir hırsız; yargının seçilmiş CHP’lilerle meşgul olduğunu, adi hırsızlara fazla zaman ayıramayacağını düşünüp ‘’Bas bas paraları Leyla’ya’’ şarkısı söylüyormuş…
Gah rulet masasında, gah futbol üzerine bahiste kendisine emanet paraları basıyormuş.
İnsanlar, 99 depreminden sonra toplanan deprem yardımlarının iç edildiğini, Deniz Feneri dolandırıcılığını, kutu kutu dolarları, Kızılay’ın çadır sattığını görünce ona güvenmişti.
Belki de iyi niyetlidir, bu güvene layık olmak için gelecek depreme kadar elindeki deprem yardımı paraları artırmaya çalışıyordur.
Keşke, savunmasında ‘’Benim böyle kötü bir huyum var’’ demeseydi.
‘’Sayın hakim, ben iyi niyet kurbanıyım. Elimdeki deprem yardımlarını arttırmaya çalışıyordum. Dış güçler sebep oldu. Bayern München yenildi. Kazansaydı daha çok çadır alabilirdik’’ deseydi; hakim, alnından öpebilirdi.
Onu diyemedi, bari Bayern München maçını milat kabul edip, o maçtan önce çaldığını söyleseydi.
Son yıllarda, halk iki kişiye güvendi.
Birisine oy verdi, birisine para…
Birisi butlancı çıktı, diğeri hırsız








