Had Nedir, Neden Bilinmesi Gerekir? – Melih Demirel Yazdı

Had Nedir, Neden Bilinmesi Gerekir? – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 23.07.2026 21:44
A+
A-

Şimdi bir soruyla başlayalım.

Bugünlere bir günde mi geldik?

Hayır.

Yaklaşık iki aydır bu ülke, siyasetin en kirli enstrümanlarından biri olan kara propaganda makinesinin nasıl çalıştığını ibretle izliyor. İki aydır manipülasyonun laboratuvar ortamında nasıl üretildiğine, algının nasıl servis edildiğine, hakikatin nasıl boğulmaya çalışıldığına canlı canlı tanıklık ediyoruz. Öyle bir hava estiriliyor ki, sanırsınız mutlak butlan tartışmaları dün başlamış… Sanırsınız CHP’nin tarihinde görülmemiş hülleli kurultay davası yeni ortaya çıkmış… Sanırsınız iki buçuk yıldır yaşananlar hiç yaşanmamış.

Bir gecede yeni bir tarih yazmaya kalkıyorlar.

Olmaz beyler… Olmaz. Bugün tutsa yarın tutmaz. Asfaltı hileli yollarda iki adım atılsa üçüncüsü tarih kuyusunun dibidir.

İki buçuk yıldır neler söylendi?

“Alan değişimci, veren değişimci…”

“Birbirlerine hafiyelik yapan değişimci…”

Biz ne dedik?

“Partiyi töhmet altında bırakmayın.” dedik.

“Koltuk uğruna Cumhuriyet Halk Partisi’ni tartıştırtırmayın, bu meseleyi kulak ardı yapmayın.” dedik.

Dinlemediler.

Şimdi dönmüş, bütün bu enkazın tüm faturasını Kemal Kılıçdaroğlu’na kesmeye kalkıyorlar.

Üstelik utanmadan…

“Hain” “Kayyum”

Öyle mi?

Hadi oradan!

Hadi oradan!

Herkes önce haddini bilecek.

Sonra konuşacak. Çünkü had bilmeyenin söylediği sözün hiçbir kıymeti yoktur. Önce dönüp kozmik oda tartışmalarıyla hafızalara kazınan hemşehrisinin kapısına kimlerin kulp olduğunu sorgulayacaksınız. Önce mutlak butlan kararı çıkmasın diye kimlerin hangi kapıları aşındırdığını, kimlerden ne tür güvenceler beklediğini sorgulayacaksınız. Önce, “Bu karar çıkarsa bileklerimi keserim.” diye nereden ne garanti alıp bu kelimeleri sarf edenlerden hesap soracaksınız. Önce posta güvercinliği yaparak siyaset mühendisliğine soyunanlardan hesap soracaksınız. Önce dün alkışladığınız, bugün ise adını bile anmaktan çekindiğiniz ilişkiler ağının hesabını vereceksiniz. Hesap verebilir olacaksınız ki, hesap sormaya yüzünüz olsun!

Ve bunları yapmadan Kemal Kılıçdaroğlu’na tek kelime etmeye kalkmayacaksınız.

Çünkü sizin hesabınız eksik.

Vicdan teraziniz bozuk.

Ahlaki üstünlük iddianız ise çoktan iflas etmiş.

Bir de çıkmışlar demokrasi, hukuk ve adalet nutukları atıyorlar. İnsan gerçekten hayret ediyor. Daha düne kadar isimleri onlarca tartışmanın, onlarca şaibenin, onlarca siyasi krizin merkezinde anılan isimlerin önünde etten duvar olanlar, bugün demokrasi havarisi kesilmiş.

İnsan biraz utanır.

Biraz mahcup olur.

Hiç olmazsa üç yıl önce söylediğini inkâr ederken yüzü kızarır.

Ama yok…

Çünkü mesele ilke değil.

Mesele hakikat değil.

Mesele Cumhuriyet Halk Partisi hiç değil.

Mesele sadece tutmayan hesapların duvara çarpması, sadece koltuk, sadece kişisel ikbal…

İddianameleri bir kenara bırakalım, mahkemeleri de… Hadi onlar sadece hukukun alanı olarak kabul edip yorum dahi yapmayalım…

Fakat insan kendi yaşadığını da mı inkar eder?

İki buçuk yılda yaşananları nasıl unutur?

Kamuoyunun gözleri önünde, ortada hiçbir şey yokken yaşanan aşağılıkça, hadsizce, densizce troll saldırılarını , tasfiyeleri, ithamları, savurdukları sözleri de mi yok sayar? Yahu çok basit bir örnek vereyim, 2023 seçimlerini kaybettik, değişim dedik diyenlerin, 2023 seçimlerinden önce CHP’yi dizayn etmek için kurduğu tuzağı, ez cümle seçimi kaybettiren içerideki İrlanda’lıları nasıl içine sindirir?

Bugün çıkıp hiçbir şey olmamış gibi davrananlar, aslında hafızamızı değil; aklımızı hafife alıyorlar.

Bir de “47 yıl sonra birinci parti olduk.” diye hamaset yapıyorlar.

Sonra ne oldu?

O büyük başarının temelini kim attı, toplumsal siyaset kavramını kimden öğrendiniz, kimin için doktrin yazıp şehir şehir gezdiniz? Kimin ardından timsah gözyaşları döküp, gitme sana muhtacız ağıtları yaktınız? Ve üzerine ne yarattınız?

En kısa tabirle : Kaos, Tasfiye… İç hesaplaşma… Bitmeyen hizip savaşları…

Yapay zekayla aday belirleyip, seçilen adayları pul pul dökülürken, kendi tercihlerini hedef alıp sayıp sövenler, bugün siyasi akıl satıyor. Kendilerini ‘’Kurtarıcı’’ olarak pazarlıyor. Hadi be oradan!

Kusura bakmayın.

Bırakın memleket yönetmeyi, siyasi muhakeme bakımından bir köye muhtar olabilecek ciddiyeti bile gösteremeyenler, şimdi ahkam kesiyor.

İşin en ironik tarafı ise şu:

Bugün en yüksek sesle Kemal Kılıçdaroğlu’na saldıranların önemli bir kısmı, bütün siyasi kariyerlerini onun döneminde elde ettikleri makam ve imkanlara borçlu. Dün omuzlarında yükseldikleri merdiveni bugün tekmeleyenlerin sadakatten, ahlaktan ve vefadan söz etmeye hakları yoktur.

Çünkü vefa bilmeyenler, ihaneti en kolay telaffuz edenlerdir.

Son söz şudur:

Cumhuriyet Halk Partisi kimsenin kişisel kariyer planının arka bahçesi değildir.

Kimse dünün günahını bugünün mağduruna yükleyerek kendisini temize çıkaramaz.

Kimse algıyla hakikati boğamaz.

Kimse bağıra bağıra söylediği yalanı gerçek sanmasın.

Ve hiç kimse…

Ama hiç kimse…

Önce kendi kapısının önünü süpürmeden, kendi vicdanıyla hesaplaşmadan, kendi siyasi sicilini temizlemeden Kemal Kılıçdaroğlu’na parmak sallamaya kalkmasın.

Çünkü bazen en büyük cevap, bağırmak değil; hafızadır.

Ve hafıza, günü geldiğinde had bilmeyen herkese yerini mutlaka hatırlatır.

Dipnot: Diyebilirsiniz ki bu ağır olmuş. Olsun. Veya diyebilirsiniz ki, sen Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözcüsü müsün? Evet sözcüsüyüm. Yada diyebilirsiniz ki, pişman olacaksın ( son günlerde çok popüler) İşte bu kimseyi alakadar etmez. Değil yolundan dönen, milim eğilen namerttir. Halep oradaysa, arşın burada artık kim neyi anlarsa…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı