Atlantik İttifakı Kaybetti – Melih Demirel Yazdı

Atlantik İttifakı Kaybetti – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 12.06.2026 16:21
A+
A-

Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan hukuki süreç ve buna ilişkin verilen mutlak butlan kararı, yalnızca parti içi dengeleri değil, takdir edersiniz ki; Türkiye siyasetini uzaktan ve yakından takip eden birçok çevreyi de etkilemiştir. Özellikle son günlerde yaşanan gelişmelere verilen tepkilere bakıldığında, bu karardan en büyük rahatsızlığı duyan kesimlerin kimler olduğu açıkça görülmektedir.

Dikkat çekici olan husus şudur ki; yıllardır Türkiye’ye yönelik siyasi, ekonomik ve toplumsal müdahalelerin farklı araçları olarak adeta 5.kol  faaliyeti gösteren çevreler ile onların medya ve sosyal medya üzerindeki uzantıları, bugün aynı hedef etrafında birleşmiş görünmektedir. Özellikle firari FETÖ mensuplarının ve Türkiye karşıtı odakların, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırılarında gözle görülür bir artış yaşanmaktadır. Üstelik bu saldırılar herhangi bir siyasi eleştiri sınırında kalmamakta; hakaret, iftira ve mesnetsiz ithamlarla yürütülen organize bir itibarsızlaştırma kampanyasına dönüşmektedir.

Bu durumun tesadüf olduğunu düşünmek mümkün değildir. Zira siyasi tarihte bir kişi ya da kurumun kimlerden övgü, kimlerden tepki aldığı çoğu zaman bulunduğu konumu anlamak açısından önemli bir göstergedir. Bugün Türkiye’ye karşı hasmane tutumlarıyla bilinen çevrelerin, firari FETÖ mensuplarının ve Atlantik merkezli siyasal mühendislik projelerinin aparatı hâline gelen bir takım muhterislerin aynı anda Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alması dikkatle değerlendirilmelidir.

Anlaşılan odur ki, CHP üzerinden kurulmak istenen bazı planlar akamete uğramıştır. Parti içerisindeki tartışmalar üzerinden şekillendirilmeye çalışılan hesaplar bozulmuş, senaryolar beklenen sonucu vermemiştir. Bunun sonucunda da yıllardır aynı merkezlerden beslenen tetikçiler harekete geçirilmiş, taarruz emri verilmiştir. Çünkü geri dönüş biletleri yananlar, en büyük öfkelerini planlarının boşa çıkmasına neden olan dik duranlara, kursağından haram geçmeyenlere, memleketinin ali menfaatlerini her şeyin üzerinde  yöneltmektedir.

Bir diğer mesele, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hangi istikamette siyaset yapacağıdır. CHP, kuruluş felsefesi gereği günübirlik siyasi hesapların değil, devlet aklının ve millet menfaatlerinin temsilcisi olmak zorundadır. Yıllardır savunduğumuz “CHP devlete istikamet çizmelidir” anlayışının özü de budur.

Nitekim Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez’de düzenlediği grup toplantısında yaptığı değerlendirmeler bu bakımdan son derece önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Türk Devletleri coğrafyasında, Osmanlı coğrafyasında ve Akdeniz coğrafyasında söz sahibi olması gerektiğine ilişkin vurgusu, yalnızca dış politikaya dair bir tespit değil; aynı zamanda Türkiye’nin tarihsel misyonuna işaret eden stratejik bir perspektiftir.

Türkiye, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir ülkedir. Türk dünyasıyla bağlarını güçlendirmek, tarihî ve kültürel hinterlandında etkin olmak, Akdeniz’de kendi hak ve menfaatlerini korumak bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bölgesel gelişmelerin hız kazandığı, küresel güç mücadelelerinin yeni bir safhaya geçtiği bir dönemde Türkiye’nin içine kapanması, edilgen bir aktör hâline gelmesi düşünülemez.

İşte bu nedenle CHP’nin yeniden toplum ve dünya gerçeklerine yönelmesi önem taşımaktadır. Uzun süredir parti içerisinde tartışılan birçok başlık, bugün daha net bir şekilde değerlendirilmektedir. Türkiye’nin güvenlik kaygıları, bölgesel gelişmeler, ekonomik bağımsızlık ihtiyacı ve uluslararası dengeler artık daha gerçekçi bir zeminde ele alınmaktadır.

Arınma sürecinin akabindeki  dönemin en önemli adımı budur. CHP, kendi köklerine, devlet tecrübesine ve tarihsel sorumluluğuna yeniden yönelmektedir. Bu süreç yalnızca parti açısından değil, Türkiye siyaseti açısından da önemli bir kırılma noktasıdır. CHP iktidara bu bilgi birikim ve temiz adımlarla yürüyecektir. Yok hükmünde olan iki buçuk yıllık ‘’kişilere kalkan ve kurumsal kimliği kişilere  tahsis’’ dönemi bitmiş, öze dönüş başlamıştır. Altı ok çağı okuyarak ve istikamet çizerek dirilmektedir.

Bugün yaşanan öfkenin, telaşın ve saldırıların sebebi de tam olarak budur. Çünkü Atlantik merkezli siyasi mühendislik hesapları, Türkiye’nin kendi rotasını çizmesinden hiçbir zaman hoşlanmamıştır. Onlar için tercih edilen Türkiye; yönlendirilen, biçim verilen ve dışarıdan dizayn edilen bir Türkiye’dir. Ancak millet iradesi ve devlet aklı, bu hesapların üzerinde bir güç olduğunu defalarca göstermiştir. Bakın altını çizerek söylüyorum bu meseleler bir parti meselesi olarak ele alınamaz ancak, CHP bu denklemden uzak tutulamaz. CHP emperyalizme karşı mücadelenin ana aktörü olmuştur ve olacaktır. Çünkü CHP herhangi bir siyasi parti değildir. Kuruluşun olduğu gibi, kurtuluşunda ta kendisidir.

Gelinen noktada görünen tablo nettir: CHP üzerinden kurulmak istenen planlar çökmüş, hesaplar bozulmuş, maskeler düşmüştür. Bu nedenle bugün en büyük hayal kırıklığını yaşayanlar, Türkiye’nin değil; Türkiye üzerinde hesap yapanlardır.

Kısacası kaybeden Cumhuriyet Halk Partisi değil, kaybeden Atlantik ittifakıdır. Kazanan ise kendi tarihine, devletine ve milletine sahip çıkan siyaset anlayışı olacaktır. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur. Devletini (milleti için) merkeze alan, milletinin çıkarlarını her türlü hesabın üzerinde tutan ve ülkesinin geleceğini küresel projelere değil, kendi iradesine emanet eden bir siyaset anlayışı. CHP’nin yeniden yöneldiği istikamet de budur.

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı