Çuvalın Alt İbiği | Yusuf İpekli Yazdı

Çuvalın Alt İbiği | Yusuf İpekli Yazdı
Yayınlama: 09.10.2022 17:43
A+
A-

Sevgi dolun hep, her zaman
Kaçın karanlıktan aman
Yaman olun koşun yaman
Cumhuriyet çocukları. (yi)

Atatürk devrimlerinin en özeli  kuşkusuz cumhuriyetir. Zira bu konuda Atatürk, “Benim en büyük eserim cumhuriyettir.” demiştir. Kimsesizlerin kimsesi olan cumhuriyetin hayat bulması, gerçekleştirilen bir dizi devrim ve ilkelerle sağlanmıştır.

Medeni kanunun kabulü, kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesi, uzunca süredir şeriat özlemi çekenler tarafından sadece harf devrimine indirgenmeye çalışılarak altı boşaltılmaya gayret edilen dil devrimi, kılık kıyafet devrimi, öğretim birliği yasasının yaşama geçirilerek eğitimde gerçekleştirilen büyük hamle, uluslararası alanlarda kabul gören ve kullanılan takvim, saat, tartı vb ölçülerin hayata geçirilmesi,  halkın hayatına dokunan yerli ve milli fabrikaların faaliyete geçişi cumhuriyeti cumhuriyet yapan en önemli değerler olup bu değerler halkçılık, laiklik, milliyetçilik, devletçilik, devrimcilik, yurtta ve dünyada barış, bilimsellik ve akılcılık gibi ilkelerle desteklenmiştir.

Cumhuriyetin bir diğer değeri ise bizzat Atatürk’ün özel olarak ilgi gösterdiği ve Anayasanın 3. Maddesinde  resmi dil olarak ifade ve ilan edilen Türkçe meselesidir, dil meselesidir.

Atatürk’ün bu özel ilgisi sonucu bugünkü Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla, “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek.” amacıyla, 12 Temmuz 1932 tarihinde kurulmuştur.

Atatürk Türkçe ve dil konusuna yakın ilgisini, vasiyetnamesinde,  “İş Bankası tarafından nemalandırılacak olan gelirimin yarı yarıya kısmı Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.” diyerek göstermiştir.

Bununla yetinmeyen Atatürk 57 yıllık ömründe 4 bin civarında kitap okumuştur. Her yurttaşın cumhuriyet tarihini anlaması ve iyi algılaması için özenle okuması gereken Nutuk‘u yazmıştır. Geometri sözlüğünü yazmıştır. Bu sözlükte riyaziye yerine matematik, müselles yerine üçgen, zaviye yerine açı kavramlarını kullanmıştır.

Peki, Atatürk’ün öncülük ederek kurulan Türk Dil Kurumu ne durumda, nasıl çalışıyor, dostu kim(di), düşmanı neden düşman, Atatürk’ün dile bakışı kimleri, neden rahatsız ediyor?  Bu işin sonu nereye varacak? Cumhuriyetin yılmaz bekçileri olarak bizler ne yapıyoruz, ne yapmalıyız?

Öteden beri Cumhuriyete düşman olan güruh harıl harıl çalışıyor. “Dedelerimizin mezar taşını bile okuyamaz hale getirildik!” diyerek Türkçe ve dil üzerinden Atatürk’e ve dil devrimine saldırmakla kalmayıp, dün halka hesap vereceğiz diyerek iktidara gelenler bugün Türkçe ve dil üzerinden de cumhuriyetle hesaplaşır hale gelmişlerdir.

Bu fiili durum 12 Eylülün faşist darbesiyle ivme kazanmış, günümüzde zirve yapmıştır.

O zaman oluş itibariyle basit görünse de etkisi itibariyle büyük bir etki yaratan bir iki anı.

Öğretmen okulu 1. Sınıftayım. Meslek dersleri hocası başladı anlatmaya. “Talebeydim. Ara tatil için köyüme gittim. Elimde valiz, içinde yakası yağdalanmış kirligömlekler, çamaşırlar. Anam valizi açınca gürledi, bunnar ne oğol? Güldüm ve dedim ki, olanak bulamadım ana. Anamın cevabı olanak bulamadıysan Hacı Şakir de mi bulamadın oğol?”

Üniversitenin meslek dersleri hocasından öğretmen adayı  talebelerine dil dersi…

1988 yılıydı. Genç bir öğretmendim. O yıl ders kitaplarını bizzat MEB basmış, MEB’in bastığı kitapları okutmak zorunlu tutulmuştu. Bu kitaplardan biri olan 1. Sınıf Türkçe ders kitabı hemen dikkatimizi çekti. Kitapta kullanılan görsellerdeki gerici ve yobaz tutum bir yana harflerin yapılışı, Arapça ve Farsça sözcüklerin yoğunluğu huzurumuzu kaçırmaya yetmişti. Tam da bu günlerde MEB Yayımlar Daire Başkanlığının ders kitaplarının değerlendirilmesi için bir toplantı yapacağını, görev yaptığım okuldan iki temsilci istediklerini haber aldık. Öğretmenlerin bu toplantıyı angarya görmeleri işime geldi, toplantıya katıldım. Kitapları kıyasıya eleştirdik. Toplantı başkanı Emekli Yarbay, Yar. Doç. Dr. ünvanı olan biri. Eleştirilere tahammül edememiş olmalı ki, “Beyler biz bu kitapları ecnebi sefaretlere de gönderdik. Hepsi olumsuz görüş bildirdi. Biz de, bu gavurlar olumsuz diyorsa kitaplar millidir. Basalım ve okutalım dedik. Anladınız mı?” diyerek toplantıyı bitirdi.

Dil ne ki, Türkçe kimin umurunda?

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri var malum. İşletmeciler özel sektör mensubu olup açılış, program, denetim vs MEB’in kontrolünde. Bu kurumlarda herhangi bir nedenle engeli bulunan birey eğitim alıyor. Çalışılan modüllerde biri de özel öğrenme güçlüğü teşhisi almış bireylerin muhatap olduğu kazanımlar. İki başlık var. Biri okuma ve yazma, öteki matematik. Okuma ve yazmanın üst başlığı bir yıl öncesine kadar Türkçe idi. Şimdi Türkçe’yi okuma ve yazmaya hapsettiler. Oysa okuma ve yazma Türkçe’nin küçük bir bölümüdür. Türkçe içinde okuma vardır, dinleme vardır, anlama vardır, anlatım vardır, dil bilgisi vardır, güzel yazı vardır. Sanırım birey anlamasın, anlatmasın, yazmasın diye Türkçe unutturlmaya çalışıyor, Türkçe sadece okuma ve yazmaya indirgeniyor.

Bir ulusu yok etmek mi istiyorsunuz, dilini yok edin yeter! Çünkü dil yok olursa şiir, masal, ninni, destan, ağıt yok olur, bozlak yok olur, güzelleme, deyiş, mani yok olur, hepimiz yok oluruz.

İşte bu yüzdendir ki, Atatürk’ün dil konusundaki referanslarından biri olan Karamanoğlu Mehmet Bey, ta 1277 yılında yayımladığı fermanda “Bu günden sonra divanda, dergahta ve bargahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır. Defterler dahi Türkçe yazılacaktır.” demiştir.

Cumhuriyetin en büyük şairlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkçem benim ses bayrağım!” diye seslenir.

Oktay Sinanoğlu ise, “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” diyerek duyarlı her bireyi tek tek uyarır.

Atatürk 1932 yılında, ileri görüşlü tutumuyla, “Türk dilinin kendi benliğine, aslında güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olmasını isteriz.” diyerek ,bize, hepimize çok önemli bir mesaj vermiştir: “Uyanık olun!

Sözün özü şu değerli okuyucularım: “Türkçe’ye ve güzel dilimize yapılan alçak saldırıları görünce inan olsun çuvalın alt ibiğinden tutasım geliyor.”

Gri alanda duranlar Türkçe ‘ye yapılan eziyet ortada. Seçimlere ramak kalmışken dili dine kurban etme yarışı ivme kazandı.

O zaman sorum şu: “125 bin civarındaki tertemiz sözcüğü koruyup geliştirmek için yine tertemiz oylarınızla çuvalın alt ibiğinden tutmaya var mısınız?

Gelecek bizim, Türkçe hepimizin!

1964 yılında Ankara İli Kalecik İlçesinde doğdu. Çiftçi bir ailenin çocuğu. 1985 yılında mesleğe ilkokul öğretmeni olarak başladı. Türkçe öğretmeni oldu. 20 yıl okul müdürlüğü yaptı. 35 yıl emek verdikten sonra emekli oldu. Özel eğitim alanında 3 yıl müdür olarak özel sektörde çalıştı. Halen özel eğitim öğretmeni olarak görev yapıyor. Makale, inceleme ve araştırmaları Öğretmen Dünyası, ABECE, Eğitim Yaşam, Çağdaş Eğitim dergilerinde yayımlandı. Kalecik Gazetesinde 10 yıl köşe yazarlığı yaptı. Halen HANHANA isimli kültür ve sanat dergisinin editörüdür. Şiirlerini, 1. Çığlığa çağrı 2. Sensiz akşamların yorgun geceleri 3. Gökyüzüne kafa tutan sağanak; AB projesiyle gittiği Avrupa izlenimlerini, "Okulumuz Avrupa" da isimiyle kitaplaştırdı. Basıma hazır kitap taslakları mevcut. Evli, 2 çocuğu, 3 torunu var.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 4 Yorum
  1. Hatice Topçu dedi ki:

    Emperyalizme diz çöktüren bir ülke içten içe tüketiliyor. Emperyalizm ugradıgı hezimetin intikamını almak için fırsat kollayacaktı elbet… Ama ya içerde ki düşmanlar, onlar olmasaydı bu kadar yol alınabilir miydi? Yüreğinize, kaleminize sağlık.

  2. Nejdet Civelek dedi ki:

    Kesinlikle dil bizim için önemli. Her konuda varim.

  3. Nesrin Ulusoy dedi ki:

    Bu ülkede Milli Eğitim Bakanlığında, Bakan Yardımcılığı görevi yapan: ” arapça heryerde konuşulmalı, çocuklar rüyalarını bile arapça görmeli..”, ” Türkçe öldü ” diyen bir zat görevli.. saldırının boyutu vahim, yazınız güzel ve acıtıcı kutlarım.. 1tl ‍♀️

  4. Mehmet Çöteli dedi ki:

    Yusuf hocam bu güzel yazınız için tskler.
    Türkçe giderse sanılmasın ki din kalır.
    Türk demek Türkçe demektir…