Dağ Fare Doğurdu – Melih Demirel Yazdı

Dağ Fare Doğurdu – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 16.06.2026 12:13
A+
A-

Siyasetin de bir tabiatı vardır.

Bazıları fırtına koparır, bazıları sadece perdeyi sallayıp geçer, bazıları tarih yazar, bazıları ise tarihin dipnotuna dönüşür. Son aylarda CHP içerisindeki tartışmalara bakınca insanın aklına sık sık eski bir Anadolu hikmeti geliyor. Hani şu büyük gürültülerin ardından söylenen söz:

“Dağ fare doğurdu.”

Çünkü ortada gerçekten de ibretlik bir tablo var.

Yıllar  boyunca “değişim” dediler. Hatta tarihi seçimi bu uğurda feda ettiler. Sonra “yenilenme” dediler. Ardından “yeni siyaset” dediler. Öyle bir anlatı kuruldu ki, sanırsınız Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında siyasetin yönünü değiştirecek büyük bir hareket doğuyor.

Mikrofonlar kuruldu.

Kameralar çevrildi.

Kulisler şişirildi.

Manşetler hazırlandı.

Meydanlar taşıma kalabalıklarla doldu taştı…

Bir avuç siyasi hırs, devasa bir halk hareketi gibi pazarlanmak istendi. Fakat bütün sis dağıldığında geriye kalan manzara bir ikbal grubunun hırsları uğruna feda edilen koca bir ‘’hiç’’ oldu.

Ne bir fikir vardı. Ne  bir yol. Ne de yeni bir hikâye…

İşin ironik tarafı şu:

Kendilerini yıllardır CHP’nin sahibi gibi takdim edenler, bugün CHP’de siyaset yapabilme zeminini kendi elleriyle ortadan kaldırmış durumdalar. Onlar, siyaset sahnesinde karşılarına çıkan her virajı yanlış dönerek kendilerini çıkmaz sokağa sürüklediler.

Çünkü değişim adına çıktıkları yolculukta değişen tek şey yönleri oldu.

İlkelerin yönü,

Yöntemlerinin yönü,

Ve istikametlerinin yönü…

Ve insan sürekli yön değiştiren, yiğidim aslanımdan öte lafı olmayan  bomboş bir yönsüzler grubuna ne kadar güvenir varın siz karar verin.

Bugün geldikleri noktada ortaya çıkan tablo şunu söylüyor:

Bu  arkadaşların  CHP ile yollarını ayırmanın vakti gelmiştir.

Çünkü insan  ait olmadığı, duvarlarını yıktığı, temelini sarstığı  bir evde ömür boyu oturamaz.

Madem CHP yıllardır omuzlarında taşıyamadıkları bir yük, madem her fırsatta başka bir parti hayalinin kıyısında dolaşıyorlar, o halde neden hâlâ eşikte bekliyorlar?

Kapı açık.

Yol ortada.

Buyursunlar.

Hatta söylendiği gibi yeni partilerini de kursunlar.

Kulislerde dolaşan iddialara göre kısaltması da CEP olacakmış.

Doğrusu siyasetin mizah duygusu bazen çok kuvvetli oluyor.

Siyaseti ilke pusulasıyla değil, hesap makinesiyle okuyanların sonunda “CEP”te buluşması gerçekten kaderin ince işlerinden biri olsa gerek.

Belki yeni tabelalar asılır.

Belki yeni logolar çizilir.

Belki yeni sloganlar bulunur.

Belki bir süre ekranlarda heyecanla anlatılır.

Fakat siyasetin unutulmayan bir kuralı vardır:

Bir hareketin büyüklüğünü kurduğu cümleler değil, o hareketin kaptanı  belirler, omurgası, a takımı belirler.

Ve bugün görünen o ki, büyük bir siyasi deprem diye anlatılan şeyin ardından ortada yalnızca hafif bir sarsıntı kalacağı aşikardır. Bir dönem kendileri hakkında oluşturulan yapay heyecanın, aslında bir stüdyo dekorundan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Çünkü hakiki siyaset, sosyal medya etiketleriyle değil; milletin vicdanında karşılık bularak yapılır. Hakiki siyaset, kulis dedikodularıyla değil; toplumsal karşılıkla ayakta kalır. Hakiki siyaset, kişisel hırsların değil, ortak ideallerin omuzlarında yükselir.

İleride yaşanacaklar  ise bize bir kez daha şunu gösterecektir:

Bazı rüzgârlar sadece ses çıkarır.

Bazı gölgeler olduğundan büyük görünür.

Bazı hareketler ise daha doğmadan kendi sonlarını hazırlamış olurlar.

Geriye dönüp baktığımızda belki de bütün bu süreci tek bir cümle özetleyecek:

Aylarca dağdan söz ettiler.

Zirvelerden bahsettiler.

Fırtınalar vaat ettiler.

Ama günün sonunda Anadolu irfanı yine haklı çıktı.

Dağ fare doğurdu.

Ve o meşhur fare, kayayı yerinden oynatamadı.

Çünkü suni rüzgârların kaderi bellidir.

Kayadan en fazla biraz toz alırlar.

Kaya ise yerinde kalmaya devam eder.

Dipnot: CEP ölü bir doğumdur…

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı