Doğayı Anlamak – Nafiz Şahin Yazdı

Doğayı Anlamak – Nafiz Şahin Yazdı
Yayınlama: 13.09.2026 00:00
A+
A-

İnsanların sevdikleri hayvanlar genelde at, aslan, kaplan, kedi, köpek falandır.

Benimkiler bal porsuğu, dağ keçisi ve cüce keçi…

Bal porsuğu kararlılığın ve korkusuzluğun simgesi…

Boyuna bakmadan, koca aslanlara, kaplanlara kabadayılık yapıp, onları kaçırıyor. Geri adım yok! Kaçmayan olursa da zıplayıp, ısırıyor.

Dağ keçisi, düz kayalara tırmanıyor. Dağların tepesinde,  memleketim sokaklarındaki insandan daha güvenli…

Cüce keçi ise enerjinin ve sevimliliğin sembolü…

Hiç yerinde durmuyor.  Zıplıyor, koşuyor, düşüyor, kalkıyor, başka hayvanların sırtına atlıyor.

Cüce keçi videolarını görünce, kaçırmam; izlerken gevşerim.

Elbette her canlının kendisine göre yetenekleri var.

Doğa, canlıları ihtiyaca göre şekillendirmiş ya da canlılar ihtiyaca göre gelişmiş…

Hani Darwin “Kullanılan organlar gelişir, kullanılmayan organlar körelir” demiş ya…

Zürafanın boynu ve bacakları neden uzun?

Kutup ayısı neden beyaz?

Köpek, bir sürü kokuyu neden anında süzebiliyor?

Çıta neden hızlı koşar?

Ceylan neden çıtadan da daha hızlı koşar?

Deve neden geviş getirir ve dikenleri yer?

Tavuk neden bir tane yumurtlarken, balık milyonlarca yumurtlar?

Bukalemun neden renk değiştirir?

Say sayabildiğince…

Hepsinin bir gerekçesi var.

Kutup ayısı beyaz olmasa karlar üzerinde kamufle olamaz, aç kalır; balık milyonlarca yumurtluyor ama tamamına yakını başka balıklara yem oluyor, tavuklar gibi tek yumurtlasa soyu tükenir;  ceylan yavaş koşsa av olur vb…

Ya insan?

Eski folklorcuyum.

Halk oyunları ve giysileri konusunda bir çalışma yapmıştım.

‘’Dansı şekillendiren ana unsur coğrafyadır ‘’  diyerek örnekler vermiştim.

Kısaca, Karadeniz dağlık olduğu için o yokuşlardan inen insan koşar adım gider.

Dansı da ona göredir.

Ankara’da koşmaya ihtiyaç yok. Pek de ağır oynarlar.

Kürtlerin, bol giysileriyle ( şal şepik) Karadeniz dağlarında dolaşamazsın.

Çalılara takılıp kalırsın.

O halde Karadeniz’de giysi dar olmalı…

İnsanı da şekillendiren doğadır.

Güneşin en yoğun olduğu Afrika insanın esmer olması…

Karlı bölge insanlarının, karda yansıyan ışık nedeniyle gözlerini kısmaları ve gözlerinin çekik olması…

Yani rengimizi, gözümüzü, ellerimizi; kısaca fiziksel özelliklerimizi de belirleyen doğadır.

Doğa, insanı değiştiriyor ama insan da doğayı değiştirebiliyor.

Doğayı değiştirebilen insan, en güçlü yaratıktır.

İnsanları hayvanlara üstün kılan düşünme yeteneğidir.

İnsanda her hayvanın yeteneğinden az az bulunur ama insan düşünme yeteneğiyle mutlak hakimdir.

Karasineğe, sivrisineğe bile gücü yetmeyen insan; aslan ve kaplana karşı ne kadar da aciz…

Bu acizliğini düşünme yeteneğiyle kapatmış, bilgiyle hakim olmuş.

İçgüdüyle hareket edenlere karşı bilim geliştirmiş…

Geliştirdiği teknoloji ile o vahşi doğayı ehlileştirmiş…

Vahşi doğadaki canlıları tek düğme ile yok eder hale gelmiş…

İnsan doğayı yönetiyor.

Ya insanı kim yönetiyor?

İnsanı da insan yönetiyor.

Kendi aralarından seçtikleri insan…

O insanlar neye göre seçiliyor.

Bilgi ve yeteneklerine göre mi?

Bunun cevabı için Trump’a bakmak yeterli…

Hırs, para gücü, saldırganlık, en alt düzeydeki zekanın bile anlayabileceği basit ve boş laflar…

Arkasında, onu kukla yapıp oynatmak isteyenlerin medya gücü…

Seçilenlerin birçoğunda ne bal porsuğunun kabadayılığı, ne dağ keçisinin yeteneği ne de cüce keçinin sevimliliği var.

İnsanlar bal porsuğu gibi olsa diktatörlere pabuç bırakırlar mıydı?

Dağ keçisi gibi ekmeklerinin taştan çıkartsalar, kapılarının önüne konulan makarna paketine tav olurlar mıydı?

Cüce keçi gibi olsalar, kavga yaptırılarak bölünebilirler miydi?

Her şeyin sırrı doğada saklı!

Doğayı gözlemlerseniz, siyaset bilimi diplomasına bile gerek yok.

Doğada beden eğitiminden, müziğe; sosyolojiden, psikolojiye; coğrafyadan, biyolojiye kadar her türlü ders var.

Yeter ki okumasını bil!

Eğer okumasını bilemezseniz; konuşmaktan, yürümekten, yönetmekten aciz insanların oyuncağı, oy deposu olursunuz.

Onlar bukalemun gibi renk değiştirirler.

Siz her renk değiştirdiğinde onu değişti zannedersiniz.

Bukalemun aynı bukalemun; sadece ortama göre rengi değişiyor.

Doğada kanunu da var.

‘’Hiçbir madde yoktan var olamaz, var olan madde yok olamaz.’’

Sadece şekil değiştirirler.

Bunu anlamazsanız ‘’Aynı derede iki kez yıkanılmaz’’ diyen Herakleitos’u mahcup edersiniz.

Onu mahcup etmek isterken; dereye atlar, taşlara çakılırsınız.

1957 Trabzon doğumlu. 1980 yılında AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1978 yılında Ankara Belediyesi Basın Yayın Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Ardından Çankaya Belediyesi Eğitim ve Kültür Müdürlüğü ile Kültür Bakanlığı Protokol Müdürlüğü görevlerinden bulundu. Kültür Bakanlığı Basın Danışmanı, Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcısı ve Azerbaycan ile Kırgızistan Büyükelçilikleri nezdinde Kültür ve Tanıtma Müşaviri olarak çalıştı. 2013 yılında emekli olduktan sonra Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu’na danışmanlık yaptı. Yurtiçi ve yurtdışında 8 fotoğraf sergisi açtı. Ankara’nın Martıları ve Politik Hacı isimli yayınlanmış iki kitabı bulunuyor.