(E) Amiral Türker Ertürk: “ABD’nin İran’a Saldırısı, Küresel Kaosun Fitilini Ateşler”

(E) Amiral Türker Ertürk: “ABD’nin İran’a Saldırısı, Küresel Kaosun Fitilini Ateşler”
Yayınlama: 20.06.2025 15:54
A+
A-

(E) Amiral ve yazar Türker Ertürk, sosyal medya platformu X’te yaptığı kapsamlı değerlendirmede, ABD’nin İran’a doğrudan bir hava saldırısı düzenlemesi halinde yalnızca Orta Doğu’nun değil, tüm dünyanın geri dönülemez bir krize sürüklenebileceği uyarısında bulundu. “ABD’nin İran’a Doğrudan Bir Hava Saldırısı Düzenlemesinin Üretebileceği Riskler ve Tehlikeler” başlığıyla yayınladığı analizde Ertürk, olası bir saldırının tetikleyeceği çok yönlü sonuçları jeopolitik, ekonomik, güvenlik ve diplomatik boyutlarıyla ele aldı.

Ertürk’e göre bu tür bir müdahale, halihazırda kırılgan olan Orta Doğu coğrafyasında adeta bir yangın etkisi yaratacak. İran’la doğrudan bağlantılı olan Hizbullah, Şii milisler, Suriye’deki rejim yanlısı unsurlar ve Yemen’deki Husiler gibi yapıların, ABD ve İsrail’e karşı asimetrik misillemelere girişebileceği öngörülüyor. Bu durumda, Körfez ülkeleri başta olmak üzere Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörler, İran’ın hedef tahtasına oturacak. Özellikle petrol altyapılarının hedef alınması, bölgede uzun süreli bir enerji krizinin habercisi olabilir.

En kritik başlıklardan biri ise küresel enerji güvenliği. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ya da buradaki geçişleri tehdit etmesi durumunda, dünya petrol arzının beşte biri devre dışı kalacak. Bu da yalnızca fiyat artışı değil, aynı zamanda küresel ölçekte enflasyon baskısını ve enerji kaynaklı ekonomik durgunluğu beraberinde getirecek. Ertürk, petrol fiyatlarının 150 dolar seviyesinin üzerine çıkabileceğini, bunun ise küresel stagflasyon tehlikesini tetikleyeceğini belirtti.

Bu jeopolitik gerilimin yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmayacağını vurgulayan Ertürk, Çin ve Rusya’nın açık veya örtülü şekilde İran’a destek verebileceğini ifade etti. ABD’nin hegemonik hamlesine karşı, Moskova ve Pekin’in diplomatik, askeri veya istihbari destek kanalları açması sürpriz olmayacaktır. Aynı şekilde Türkiye ve Hindistan gibi bölgesel güçlerin de bu denklemde tarafsız kalması giderek zorlaşacak. Türkiye özelinde, İran’dan gelebilecek olası yeni bir göç dalgası, halihazırda sınırları zorlanan sosyal yapıyı daha da kırılgan hale getirebilir. Türkiye’nin zaten taşıma kapasitesini çoktan aşmış olan yabancı nüfus yüküne eklenecek kitlesel bir göç dalgası, doğrudan bir güvenlik sorununa dönüşebilir.

Ertürk, saldırının İran içerisindeki siyasi dengeleri de köklü biçimde etkileyeceğini belirtiyor. Böyle bir dış tehdit karşısında İran halkı, reformist yaklaşımlardan uzaklaşarak mevcut rejimin etrafında kenetlenebilir. Bu, kısa vadede rejimin güç kazanmasına neden olsa da, uzun vadede ülkenin hem ekonomik hem askeri kapasitesinde yaşanacak ciddi aşınmalar, sistemin istikrarını zayıflatabilir.

Daha da çarpıcısı, olası bir saldırının nükleer yayılmayı teşvik edecek olmasıdır. İran gibi ülkeler için nükleer silah, artık yalnızca bir caydırıcı değil, aynı zamanda hayatta kalmanın bir garantisi olarak görülmeye başlanabilir. Bu da yalnızca İran’la sınırlı kalmayıp, Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinde de benzer bir eğilimi tetikleyebilir. Ertürk, bu sürecin yalnızca Ortadoğu’da nükleer silahlanma yarışını başlatmakla kalmayıp, Nükleer Silahsızlanma Anlaşması’nın (NPT) meşruiyetini zedeleyeceğini ifade etti.

ABD’nin İran’a saldırmasının yaratacağı bir diğer tehdit de, terör ve radikalleşmenin yükselişe geçmesidir. ABD ve İsrail karşıtı söylemler üzerinden beslenecek olan radikal yapılar, sadece Orta Doğu’da değil, Batı’daki Şii diasporalar içinde de radikal eğilimlerin yeşermesine neden olabilir. Bu da Avrupa ve Amerika başta olmak üzere birçok ülkede terör tehdidinin artmasına yol açabilir.

Tüm bu risklerin sonunda ise diplomasi tamamen felce uğrayabilir. Olası bir saldırı, İran’la yeniden masaya oturmanın neredeyse imkânsız hale gelmesine neden olacaktır. Taraflar arasında diyaloğun yerini askeri refleksler alır ve çözüm arayışları yerini çatışma diplomasisine bırakır. Bu da yalnızca İran’ı değil, dünyanın tamamını istikrarsızlaştıracak bir domino etkisi yaratır.

Ertürk, açıklamasını ABD eski Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın nükleer anlaşmaya yanaşmaması durumunda ülkeyi “daha önce görülmemiş türden” bir bombardımana tutma tehdidini hatırlatarak tamamladı. Bu tehdidin somut bir askeri operasyona dönüşmesi halinde, yalnızca İran değil, tüm dünya için yönetilemez bir dengesizlik ortamının ortaya çıkabileceğini belirtti. Ona göre çözüm; savaşta değil, müzakerede, uzlaşmada ve barışta aranmalıdır.

Atatürk ve Cumhuriyetten Yana Taraf Haber Merkezi