Emek En Yüce Değerdir – Tevfik Kızgınkaya Yazdı

Tevfik Kızgınkaya, maden işçilerinin direnişine rağmen emek cephesindeki asıl soruna dikkat çekiyor: Emek neden birleşemiyor ve kapitalizmin kurduğu bu düzene karşı neden ortak bir güç oluşturamıyor?
Doruk Maden İşçilerinin Ankara’daki üstleri çıplak, karınları aç oturma eylemi,
İktidarın aleyhine Halkta ve kamuoyunda karşılık bulunca,
Sorun çözüldü ve haklarının büyük bölümünü alan işçiler mutlu bir şekilde evlerine döndüler.
Bu sürecin iki gün sonrasında da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü için meydanlarda,
Emeğin, Emekçinin Bayramı kutlandı.
Maden işçilerinin eyleminde ve 1 Mayıs’ta eksik olan,
Emekçilerin birlikteliği ve dayanışmasıydı.
*
Yarım asra yakın bir süredir var olan Yeni Dünya Düzeninde (YDD),
Hakları yok sayılan, yokluğu ve yoksulluğu yaşayan emekçiler,
Sahibi oldukları emeğin değersizleştirilmesi karşısında,
İnsanca yaşamak için emeklerine ve haklarına sahip çıkmak adına,
Neden bir araya gelmezler, dayanışma içinde olmazlar?
Neden bu sömürü düzenine hep birlikte karşı çıkmazlar?
*
Soruların gerçek muhatabı emekçilerdir, sendika yöneticileridir.
Diğer muhatapları ise,
Kapitalizmin YDD diye kurduğu sömürü düzenini kabul eden,
Getirdiği siyaset şeklini benimseyen,
Emekten yana olduğunu söyleyenlerdir, siyasi partilerdir.
*
Bu satırlarda çokça yazıldı, bir kez daha anımsayalım,
İkinci paylaşım savaşı sonrası iki kutuplu dünyada,
Siyaset, emek-sermaye temelinde yapılanmıştı.
Yıkılan kentleri onarmak, fabrikaları çalıştırmak için işçilere ihtiyaç vardı,
Ve emek altın dönemini yaşamıştı.
70’lerin ikinci yarısından sonra iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya dönülünce,
Emek-sermaye dengesi bozuldu ve siyasetin tek kutbu sermayenin oldu.
*
Sermaye için emek maliyet demekti ve değersizleşmesi gerekiyordu.
Bunun için emek örgütlenmemeli, kendi içinde ayrışmalı, sermaye karşısında güçsüz kalmalıydı.
Sermayenin sınırsız egemenliği için, YDD’nin kuralları süslü tanımlarla anlatıldı,
İnsan hak ve özgürlükleri için insanlar etnik kimlikleri ve inançları temelinde örgütlenmeli,
Siyasetin sol tarafı da bu temelde siyaset yapmalı, dendi.
Öyle de oldu.
*
Emeğin örgütü sendikalar, işçilerinin haklarını bıraktılar bir yana,
Kimlikler ve inançlar temelinde yapılandılar, ayrıştılar, emek zemininde buluşamadılar.
İktidarın kimlik ve inanç siyasetine yakın olan sendika yöneticileri kayıtsız şartsız iktidara yanaştılar.
Sol, sosyalist siyaset de partiler de uydular YDD’ne,
İdeolojilerini bıraktılar bir tarafa, kapıldılar kimlik siyasetinin yanlışlarına.
Bugün yaşanılanlar, emeksiz sendikacılığın, ideolojisiz siyasetin sonuçlarıdır.
Kazanan sermayedir, kapitalizmdir.
Kaybedenlerse çalışanlardır, üretenlerdir, emeği ile geçinenlerdir, kısacası Halktır,
*
Yediğimizden içtiğimize, giydiğimiz eşyadan kullandığımız alete, araca, cihaza…
Yaşadığımız evden aldığımız tüm hizmetlere kadar her şey emekle üretilir.
Emek yoksa yaşam da yoktur,
Emekçilerin üretimden gelen gücü de budur.
İşin acı gerçeği,
Emeklerinin hakkını ancak demokrasinin varlığı ile alacağını göremeyen işçilerin ve sendikaların,
Demokrasiyi ve hukuku yok sayan otoriter siyasetin yanında yer almalarıdır.
Görmeleri gereken gerçek,
Sadece demokratik hukuk devletinde “Emek En Yüce Değerdir.”
Demokratik Laik Cumhuriyet ve Sosyal Hukuk Devleti yoksa,
Emek örgütü sendikaların hükmü, emeğin de hakkı yoktur.
*
Not. Rahmi Yıldırım, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin önceki genel başkanlarından,
Beklenmedik bir şekilde ve zamanda sonsuzluğa geçti.
Sakin tavrı, kararlı duruşu, sorgulayan bakışları ve güzel gülümseyen yüzüyle anımsayacağım.
Işıklar içinde olsun.








