Hazmedilmemiş Güç Zehirdir – Nafiz Şahin Yazdı

Ülkemizde şehirli zannettiklerinizin çoğu kasabalı…
Kasabada yaşayanlar alınmasınlar; bu kavram, yaşam tarzı, yönetim biçimi ve değer yargılarında arada kalmış olmanın ifadesidir.
Şehirli olmak isterler ama çatalı tutuşundan; traktör kullanır gibi son model arabanın şoför koltuğuna oturuşundan; cümle kurmasından şehirli olamadığı anlaşılır.
Şehirli gibi giyinmeye çalışsalar da kültürel uyum kolay olmuyor.
Yeni yetme zenginler uyum sağlayabildi mi?
Babadan, dededen zenginlerin yaşam tarzlarıyla, yeni yetme zenginlerin yaşam tarzını karşılaştırın.
Yeni yetme, henüz zenginliği hazmedememiş; göstermeye çalışıyor.
Amerika’daki kadın satıcılığından, uyuşturucuya kadar her türlü pis işe bulaşarak serveti kapmışların giyimleri dikkat çekidir; renk renk elbiseler, her yanlarından sarkan altın aksesuarlar, kürk yakalar…
İşte o nedenle, Anadolu’da ‘’Sonradan görmeye cip bile yetişmez’’ derler
Yeni yetme zenginler abartırlar, gösterişi severler.
Siyasette de, bürokraside de öyle değil mi?
Kasabalı siyasetçi ya da bürokratın koltuğu kaptıktan sonraki ilk işi, içinden çıktığı kasabayı ziyaret etmektir.
Onlara kendisini göstermek, kendisi gibi olanlara caka satmaktır.
Elbette onların havaları ancak kendisi gibi olanlara söker.
Büyük şehirlerde kimse takmaz.
Hele ki Ankara’da…
Başkent, ne milletvekilleri, ne bakanlar, ne müsteşarlar, ne genel müdürler gördü.
Yıllar önce, bir müsteşar emeklisini trafik polisi durdurur, ceza yazacak.
Emekli müsteşar:
‘’Sen benim olduğumu biliyor musun?’’ der.
Polis:
-Söyle bakalım kimsin?
-Emekli müsteşarım…
-Az önce ceza yazdığım da eski bakandı.
Yani büyük şehirde, hele ki başkentte cirmin kadar yer yakarsın!
Buna rağmen ülkede kasabalı zihniyet hakim oldu.
Kasabalı zihniyet gücün değerini bilir.
Gücü yakaladıklarında bırakmamak için her şeyi yaparlar.
Bir koltuk kapmışlarsa yapışırlar, sökemezsiniz.
Onlar, paranın gücüne inanırlar.
Paraya ve elbette güce ulaşmak için yapmayacakları yoktur.
Yalan, dolan, iftira, ihanet, hile, rüşvet, yolsuzluk, usulsüzlük, hukuksuzluk…
Para için babalarını bile satarlar.
Babasını satar da ülkesini satmaz mı?
Keşke kentsel dönüşüm bunları da kapsasa…
Kente geldiklerinde dönüşebilseler…
Elbette ülke yönetiminde her kesim temsil edilecek…
Köylüsüyle, kentlisiyle; zenginiyle, yoksuluyla; cahiliyle, eğitimlisiyle; dinsel bakışıyla, ırksal kökeniyle…
Demokrasilerde herkesin temsil hakkı var.
Gel de bunu gücü eline geçirmiş kasaba zihniyetine anlat!
Sadece kendileri gibi olanlar temsil edilmeli…
Onlar için güç, büyük aşktır.
Sevgiden habersiz olsalar da güce ve o gücün simgesi koltuğa aşıktırlar…
Hani sizi benliğinizden çıkartıp, karşı tarafta yaşatan aşklar gibi…
Yediğiniz, içtiğiniz; güneşiniz, yağmurunuz; havanız, suyunuz; düşünceleriniz hep odur.
Nereye baksanız onu görürsünüz.
Onsuz hiç bir şey olamaz. Onsuzluk, yaşamın sonu…
Bir duygudur, hayaldir sizi yaşatan.
Güç öyle bir şeydir ki tek hareketle orduları devirirsiniz; Gulliver olursunuz, etrafınızdakiler cüceleşir; olmazları olur eylersiniz.
Güç kaybolduğunda, dünyanın sonudur. Güç sizi esir almışsa; o kaybolduğunda ezilir, küçülür, yok olur gidersiniz…
Parmağınızı oynattığınızda eğilenler, yok olur. Cevap vermekten bıktığınız telefonlar, sessizliğe bürünür. Kapınız çalınmaz olur, dostlar tek tek kaybolur.
Hele ki, o güç yaşamınız olmuşsa, benliğinizi sarıp sarmalamışsa…
Oturduğunuz makam koltuklarını, vücudunuzun bir uzvu gibi hissetmeye başlamışsanız; kopamazsınız, ayrılamazsınız.
Bayram sabahını, yeni ayakkabısına sarılarak karşılayan çocuklar gibi sarılmak, okşamak istersiniz o güç simgesi koltuğu…
Bir de o güç elinizdeyken, pervasızca kullanmışsanız.
Pervasızlıklarınızı o güç ile saklamışsanız; güç elinizden gittiğinde onların tek tek ortaya döküleceğini, hesap sorulacağını biliyor ya da tahmin ediyorsanız.
İşte o zaman, sizi terk edebilecek herkesi o pervasızlıklara bulaştırırsınız.
Hırsızlara, yolsuzluklara, usulsüzlüklere ortak edersiniz.
Artık sizi kolay terk edemez, satamazlar.
Şer ittifakı kurulur.
Bu birlik, size yeni bir güçtür.








