Savaş, Enerji ve Kriz – Prof.Dr. Duran Bülbül Yazdı

Savaş, Enerji ve Kriz – Prof.Dr. Duran Bülbül Yazdı
Yayınlama: 05.05.2026 19:27
A+
A-

Prof. Dr. Duran Bülbül, İran-İsrail savaşının Türkiye için asıl riskinin doğrudan ticaret kaybı değil; Hürmüz Boğazı üzerinden enerji, taşımacılık, sigorta ve finansman maliyetlerinde yaratacağı artış olduğunu belirtti.

İran-İsrail savaşı çerçevesinde Türkiye için en büyük risk, İran veya İsrail ile ikili ticaretin kesilmesinden çok, savaşın Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji, taşımacılık, sigorta ve finansman maliyetlerinde yarattığı önemli artışlardır. Bulgular, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin görece korunabildiğini; ancak petrol, doğal gaz ve gübre açısından fiyat kanalı üzerinden enflasyon, cari denge, rezervler ve risk primi üzerinde kayda değer bir baskının ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Bu açıdan savaşın Türkiye ekonomisine etkilerinin yönetilebilir düzeyde olduğu değerlendirilmekle birlikte, etkilerin daha çok enerji maliyetleri, sermaye akımları ve beklenti kanalı üzerinden ortaya çıkacağını söylemek mümkündür. Ayrıca savaşın bölgesel hâle gelmesi veya uzaması durumunda Türkiye’nin dezenflasyon patikasında belirgin bir bozulmanın meydana gelebileceği değerlendirilmektedir.

Dünya Bankası tarafından Brent petrolün baz senaryoda ortalama 86 dolar, çatışmanın uzaması durumunda ise 115 dolar seviyelerine çıkabileceği; enerji fiyatlarının genel olarak %24 ve gübre fiyatlarının %31 yükselebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, fiziksel arz güvenliği açısından Türkiye’nin görece daha iyi bir durumda olduğu görülmektedir. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek tarafından gerçekleştirilen yatırımcı sunumunda, 2025 yılında ham petrol ithalatında Rusya’nın %46, Irak’ın %15, Kazakistan’ın %13, Suudi Arabistan’ın %7; gaz ithalatında ise Rusya’nın %43, ABD LNG’nin %20, Azerbaycan’ın %12 ve İran’ın %11 paya sahip olduğu belirtilmiştir. Bu dağılım, fiziksel bir yokluk riskini sınırlamakla birlikte fiyat şoku riskini ortadan kaldırmamaktadır. Türkiye açısından ana sorun, hacimden çok fiyat ve fiyatın aktarım mekanizmalarına etkisi olarak öne çıkmaktadır.

Finansal piyasa kanalı, aktarım mekanizması kapsamında enerji kanalına en yakın ikinci kanaldır. Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalar ile Fitch değerlendirmeleri, Türkiye’nin savaşın başından bu yana kur oynaklığını sınırlamak için rezerv, altın ve likidite araçlarını yoğun şekilde kullandığını göstermektedir. Fitch’in baz senaryosunda etkiler kısa kesinti varsayımı altında yönetilebilir görülse de, aynı değerlendirme rezervlerde belirgin aşınmanın not baskısı yaratabileceğini vurgulamaktadır. Reuters’a göre yetkililer, savaş başladıktan sonra rezervlerin on milyarlarca dolar gerilediğini, Merkez Bankası’nın gecelik fonlama maliyetini fiilen yükselttiğini ve faiz indirim döngüsüne ara verdiğini ifade etmiştir.

Bir diğer aktarım kanalı ticaret ve lojistiktir. İran ile gerçekleştirilen doğrudan ticaretin toplam ekonomi için sınırlı; ancak sınır illeri ve bazı sektörler için önemli bir paya sahip olduğu görülmektedir. Türkiye’nin İran ile toplam mal ticareti yaklaşık 5 milyar dolar seviyesindedir. Risk, Körfez bağlantılı deniz taşımacılığı, sigorta primi, teslim süreleri ve Avrupa’ya giden ara malı zincirlerinin maliyetinin artmasıdır. S&P Global’in Nisan 2026 PMI değerlendirmesi de savaşın Avrupa imalatını belirgin biçimde zayıflattığını belirtmektedir. Bu durum, ihracatının önemli bölümü Avrupa’ya giden Türkiye ekonomisi için dolaylı bir dış talep riski yaratmaktadır.

Hazine ve Maliye Bakanı tarafından gerçekleştirilen yatırımcı sunumunda ise Brent petrolün 2026 yılında 85 dolara çıkması durumunda enflasyonda 3,6–4,4 puan artış, büyümede 0,6–1,5 puan kayıp ve bütçede GSYH’nin yaklaşık %0,6’sı kadar ek maliyet hesaplanmaktadır. Bunun anlamı ise yaklaşık 80 milyar dolarlık ek bir yük getireceğidir.

Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar