İran savaşının ülkemize kısa orta ve uzun vadeli etkileri – Prof.Dr. Duran Bülbül Yazdı

İran  savaşının  ülkemize kısa orta ve  uzun vadeli etkileri – Prof.Dr. Duran Bülbül Yazdı
Yayınlama: 11.05.2026 15:58
A+
A-

Prof. Dr. Duran Bülbül, İran savaşının Türkiye’ye etkilerini kısa, orta ve uzun vadeli üç senaryo üzerinden değerlendirerek; enerji fiyatları, Hürmüz Boğazı, CDS, turizm, navlun, sigorta ve ithal ara malı bağımlılığına dikkat çekti.

İran ile gerçekleştirilen doğrudan ticaret toplam ekonomi için sınırlı ancak sınır illeri ve bazı sektörler için önemli bir paya sahip olduğu görülmektedir. Türkiye’nin İran ile toplam mal ticareti yaklaşık 5 milyar dolar seviyesindedir. Risk, Körfez bağlantılı deniz taşımacılığı, sigorta primi, teslim süreleri ve Avrupa’ya giden ara malı zincirlerinin maliyetinin artmasıdır. S&P Global’in Nisan 2026 PMI değerlendirmesi de savaşın Avrupa imalatını belirgin biçimde zayıflattığını belirtmektedir. Bu durum, ihracatının önemli bölümü Avrupa’ya giden Türkiye ekonomisi için dolaylı dış talep riski yaratmaktadır.

Aşağıda, aktarım mekanizmaları özetlenmiştir:

Savaşın sonuçları üç farklı senaryo altında incelenebilir. Buna göre;

  • Kısa süreli ve sınırlı bir çatışma senaryosunda Brent petrolün ortalama 80-85 dolar arasında olacağı varsayıldığında enflasyon, cari açık, ülke risk primi (CDS) ve bütçe açığı açısından sınırlı bir artış, büyüme ve rezervler ile Türk lirasının değeri açısından sınırlı bir kayıp öngörülmektedir. Bu senaryoda en büyük risk, yönetilebilir seviyede olmakla birlikte dezenflasyon sürecinin ötelenmesi ve cari dengedeki bozulmadır. Temel politika araçları enerji stokları, eşel mobil sistemi ve sıkı para politikasıdır.
  • Orta süreli bölgesel gerilim senaryosunda Brent petrolün ortalama 95-105 dolar arasında olacağı ve enflasyon, cari açık, ülke risk primi (CDS) ve bütçe açığı açısından artış oranında ve büyüme ve rezervler ile Türk lirasının değeri açısından kayıp oranında yükseliş öngörülmektedir. Bu senaryoda en büyük risk, enerji fiyatları yanında Avrupa başta olmak üzere dış talepteki yavaşlama, turizm gelirleri, artan risk primi ve yükselen borçlanma maliyetleri üzerinden ortaya çıkmaktadır.
  • Uzun süreli ve genişleyen savaş senaryosunda ise küresel stagflasyon riski ile birlikte makroekonomik dengelerde bozulmaların önem kazanacağını söylemek olanaklı görünmektedir. Bu senaryoda en büyük risk ise Türkiye’nin enerji arz güvenliği avantajının fiyat ve finansman şokları karşısında yetersiz kalması, enflasyon, kur ve rezerv dengesi üzerinde daha sert politika tepkileri gerektiren bir tablonun ortaya çıkmasıdır.

Riskler ve Belirsizlikler

Aşağıdaki risk matrisi, hangi değişkenin senaryoları nasıl etkileyeceğini özetlemektedir:

RiskOlasılıkEtkiÖnemi
Hürmüz’de beklenenden uzun kapanma/aksamaOrta-YüksekÇok yüksekPetrol/gaz fiyatını ve navlunu birlikte yükseltir
Brent’in 115 doların üzerine yerleşmesiOrtaÇok yüksekEnflasyon, cari açık ve bütçe üzerinde eşzamanlı baskı yaratır
Avrupa’da büyüme/imalat daralmasıOrtaYüksekTürkiye’nin ihracat kanalı ve sanayi üretimi zayıflar
Turizmde güvenlik algısı bozulmasıDüşükOrta-YüksekHizmetler dengesi fazlasını eritir
Rezerv aşınmasının kalıcılaşmasıDüşülÇok yüksekKur geçişkenliği, CDS ve not görünümü bozulur
Politikalarda erken gevşemeDüşükÇok yüksekEnerji şoku fiyatlama davranışına yayılır
Yeni göç dalgasıDüşükOrta-YüksekSosyal harcama ve yerel maliyet baskısı yaratır

Bu risklerin en önemlisi, enerji ve finansal kanalın eşzamanlı çalışmasıdır. Bir başka deyişle enerji maliyetlerinde artış yanında kurda oynaklık, CDS primlerinin yükselmesi ve dış talepte zayıflama yaşanması ortaya çıkabilecek olan şokların bileşik hale gelmesine yol açabilecektir. Bu açıdan, savaşın ne kadar süreceği kadar Hürmüz Boğazındaki akışın eski düzeyine ne kadar hızlı ve ne kadar güvenilir bir biçimde döneceği başlıca belirsizlik kaynağıdır. Yoğun belirsizlik ortamı nedeniyle orta ve uzun vadeli senaryolar, varsayımsallığın ötesine geçememektedir. Öte yandan, savunma sanayi ihracatında artış, Türkiye’nin enerji ve ticaret koridoru olarak stratejik öneminin artması ve diplomatik rolünün güçlenmesi olası fırsatlardır.

Sektörel olarak değerlendirildiğinde petrokimya sanayinin Türkiye’de ithalata bağımlı olması sebebiyle maliyet şoku kanalıyla ciddi bir kırılganlığa sahip olduğunu söylemek mümkündür. Buna ek olarak, plastik, ambalaj, demir çelik, alüminyum, cam ve seramik sektörlerinin de kırılganlığı yüksektir. Ayrıca, Gübre ve gübre ara girdileri fiyatlarında ortaya çıkan oynaklığın tarım maliyetleri kanalıyla gıda enflasyonunu etkileyebileceği açıktır. Benzer biçimde, üretim yapısında ithal ara malına bağımlılığın yüksek olması navlun ve sigorta fiyatları yönünden enflasyonu hızlandırıcı bir etkide bulunabilecektir. Turizm tarafında ise risk çift yönlüdür. Orta Doğu ülkelerinden 2025 yılında gelen ziyaretçi sayısı 6,9 milyon kişi ve gelir katkısı 7,8 milyar dolar olup toplam turizm gelirinin yaklaşık %12’si düzeyindedir. Bu açıdan, Türkiye’nin doğrudan savaş alanı olmaması bir tampon sağlamakla birlikte bölgesel risk algısının uzun sürmesi, özellikle sınır bölgeleri, alışveriş turizmi ve iş amaçlı seyahatlerde kayıp yaratabilecektir. Buna karşılık, güvenli ülke algısı ile Avrupa pazarlarında kısmi dengeleme yaratma fırsatı bulunmaktadır.  Ülkemizin bu haksız savaşı bir fırsata çevirip hem siyasi hem de ticari olarak önlemini almalı ve payını arttırmalıdır.

Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar