İşte Şimdi Kaybettiler – Hatice Topçu Yazdı

Büyük resmi görebilmek günlük siyasi olayları takip etmekle mümkün değildir. Büyük resmi görebilmek tarih bilgisi gerektirir. Dünyada yaşanan olayların analizini gerektirir. Özetle büyük resmi görebilmek; dünü anlayıp anlamlandırmak bugün ile ilişkisini kurmak ve bütün bu verileri sentezleyerek geleceğe yönelmeyi gerektirir.
Öyleyse tarihimize bakalım!
Cumhuriyet tarihimizde askeri ve sivil darbeler olmuştur ve bu darbelerin sonuçları çoğunlukla ülkemizi geriye çekmiştir. Bu yazımda sıra dışı bir isim olan Kurmay Albay Talat Aydemir’in 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrası giriştiği iki darbe üzerinde durulacaktır. Çünkü içinde bulunduğumuz nokta siyasi tarihimizin anlaşılıp ve anlamlandırılmasının gerektirmektedir.
27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonrasında ordu ikiye ayrılmıştı. Bir bölümü yönetimi sivillere bırakmayı, bir bölümü de askeri yönetimin iktidarda kalmasını savunuyordu. Adnan Menderes’in asılması sonrası yapılan seçimlerde Adalet Partisi %35 oy alarak CHP ile koalisyon ortağı olmuştu. Bu durum 27 Mayıs’ın tam anlamıyla başarıya ulaşmadığı fikrini egemen kılmış, süreçte Talat Aydemir ve ekibi (Albaylar Cuntası) güçlenmişti. Cuntayı destekleyenler arasında, ünlü profesörler, bilim insanları ve gazetecilerde bulunuyor, yol göstericilik rolünü yerine getiriyorlardı.
Talat Aydemir ve arkadaşlarının harekete geçecekleri söylentisi üzerine hükümet oluşumu dağıtmak için Aydemir ve arkadaşlarını Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki çeşitli birliklere tayın etmiş, bunun üzerine Aydemir Genel Kurmay Başkanlığına bir muhtıra göndererek tayinlerin durdurulmasını, aksi harekete geçeceklerini bildirmişti.
Ancak Genel Kurmay Başkanı muhtırayı reddetmişti. Aydemir, Kara Harp Okulunu harekete geçirmiş, cundayı destekleyen ekiplerle kritik mevkileri ele geçirmişti. Hareketin en kritik noktası Çankaya Köşkü’nde gerçekleşmişti. Aydemir’in sağ kolu Süvari Binbaşı Fethi Gürcan, Muhafız Alayını kontrol altına alarak, Köşk’ü kuşatmıştı.
Gürcan, Aydemir’i arayarak şu soruyu sormuştu:
“Albayım, şu an İnönü dahil bütün kabine ve kuvvet komutanları Köşk’te toplantı halinde hepsini entegre edeyim mi (tutuklayayım mı, hesaplarını göreyim mi?”
Talat Aydemir, Gürcan’a: “Hayır hepsini serbest bırakacaksın, çıkacaklar” demişti.
Talat Aydemir’i bu noktaya getiren darbenin önlenmesindeki etkenlerdi. Etkenlerden ilki Hava Kuvvetlerinin hükümetin yanında yer alması, jetler ile darbecilerin karargâhı Kara Harp Okulu’nun üstünde alçak uçuşlar yapmasıydı. Bir diğer etken Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın bizzat radyodan, “Türk Silahlı Kuvvetleri hükümetin emrindedir, bu maceraperestler cezalarını çekecektir” açıklamasının darbeciler üzerindeki psikolojik etkisiydi. Üçüncü etken olarak da Genelkurmayın gönderdiği heyet tarafından Aydemir’e iletilen mektuptu. Bu mektup İsmet İnönü’nün kaleme aldığı ve kan dökülmeden teslim olunması halinde hiç kimsenin yargılanmayacağı, cezalandırılmayacağına dair güvence içeren mektuptu.
İsmet İnönü Köşkten çıkarken yanındakilere: “İşte şimdi kaybettiler!” demişti.
Olay sonrası müzakere mektubu ile verilen söz yerine getirilmiş, olaya karışanlar emekli edilmişti. Ancak Aydemir ve arkadaşları rahat durmamış, ilk darbeden 14 ay sonra ordu içindeki etkilerini harekete geçirerek 20-21 Mayıs 1963 tarihinde Anayasa’da istenilen reformlar yapılmadı gerekçesiyle ikinci bir darbe girişiminde bulunmuşlardı. Ankara’daki radyo istasyonunu ele geçirerek ihtilal bildirisi okumuşlardı.
Bu ikinci darbe girişiminde hükümet hazırlıklıydı kısa sürede radyo binası geri alındı. İhtilalciler tutuklandı ve askeri cezaevine kapatıldı. 1459 Kara Harp Okulu öğrencisinin okulla ilişikleri kesildi. Aydemir ve Gürcan idam edildi. Diğer idam cezaları müebbet hapse çevrildi.
Bu iki başarısız darbe girişimi sonrasında Fethi Gürcan’ın şu sözü darbe tarihine geçmiştir: “Yarım kalan ihtilal tasfiye ile sonuçlanır.”
İçinde bulunduğumuz süreçte hukuk eliyle Cumhuriyetin kurucu partisine bir sivil darbe düzenlenmiş, parti butlancılar ve seçilmişler olmak üzere ikiye bölünmüştür.
Şu ana kadar yaşananlardan halkın mutlak butlana karşı direnç gösterdiği ve Özgür Özel’in sonuna kadar mücadele mesajı verdiği bilinmektedir. Arka planda ise müzakere görüşmelerinin devam ettiği kamuoyuna yansımıştır.
Bu durumda sorulması gereken soru: Halkın desteğini arkasına alan Özel’in mücadeleden vazgeçmesi halinde ne olur? sorusudur.
Özgür Özel halkın desteğini kaybeder ve Talat Aydemir olayı sonrası İnönü’nün söylediği “İşte şimdi kaybettiler” sözü tekerrür eder ve süreç tasviye ile sonuçlanır.
Kıssadan hisse!..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:








