İYİ Parti Lideri Meral Akşener’den dikkat çeken açıklamalar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası yaşananlar üzerinden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirilerde bulundu. Akşener, “Afet kaderdendir ama felaket Beştepe’dendir.” dedi.

İYİ Parti Lideri Meral Akşener’den dikkat çeken açıklamalar
Yayınlama: 24.02.2023 14:52
A+
A-

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, FOX TV ekranlarında İlker Karagöz’ün gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Kahramanmaraş merkezli depremler üzerinden sistem eleştirisi yapan Akşener, “Deprem olması kaderdir ama afetin felakete dönüşmesi kader değildir. Afet kaderdendir ama felaket Beştepe’dendir.” dedi.

“Millet devleti enkazdan çıkarıyor” sözlerine açıklık getiren Akşener, “Devlet deyince kastettiğim kadim devletimiz değil. Orada şahsım devleti diyen, devlet eşittir benim diyen iktidar anlayışı var.” şeklinde konuştu.

Akşener, deprem gününe ilişkin “Ben Sayın Erdoğan’ın yerine olsaydım, sabah 8’i geçirmemek kaydıyla tüm siyasi partilerin genel başkanlarını arar,davet ederdim” ifadelerini kullandı.

Olası İstanbul depremi için gerekli tedbirlerin alınması isteyen Akşener, “İstanbul depreminde önlem alınmadığı takdirde Türkiye yanar” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir açıklamasındaki üslubuna sert çıkan Akşener, “Hicap duyguları gitmiş.” diye ekledi.

“Not ediyoruz” tartışmaları sorulan Akşener, Ölümü tatmış bir insanın bu saatten sonra neyden korkusu olur? Kiminle neyi korkutuyorsun?” diye sordu.

Televizyon kanallarına yönelik cezalara tepki gösteren Akşener, “Bunların her biri eksi değer olarak hanelerine yazılacak” şeklinde konuştu.

Akşener, seçim tarihi ile cumhurbaşkanı adayı tartışmalarına da değindi.

İYİ Parti Lideri’nin konuşmasından satırbaşları şöyle

“Afet kaderdendir ama felaket Beştepe’dendir”

Bir afet kaderdir ama afetin felakete dönmesi ihmaldir, yanlışlıktır, eksikliktir, beceriksizliktir, liyakatsizliktir. Bu coğrafyanın deprem afetiyle karşı karşıya olduğunu bütün bilim insanları söyleyegeldi. 1999’da da çok fazla bilgi sahibi olmadığımız süreçte bir deprem yaşadık. Bu depremin yıkıntıları üzerinden bir şeyler oluşturulmaya çalışıldı. Eksiklikleri, yanlışlıklarımızı, nerede boşluk bıraktık bunları anladık. Bireyler olarak anladık, siyasetçiler olarak anladık. Bugün bizi yöneten arkadaşlar 2002’de işbaşına geldiler ve sonuç itibariyle 21 yıldır işbaşındalar. Hatta 2017’den sonra ise onların tabiriyle ‘bu demokrasi denilen illet’ten de kurtulmak için partili cumhurbaşkanlığı denilen, bütün her şeyin bir kişinin kararına bağlı olduğu sisteme geçildi. Bir kişinin kararına bağlı olduğu için çok hızlı yürümesi gereken sistemin berbat bir bürokratik kararsızlık ortaya çıkardığını gördük. İnsanlar karar alamıyor. Bütün bu yanlışlıkların arka planında liyakatsizlik, beceriksizlik, ciddiyetsizlik; bir de tek adam sisteminin getirdiği hızlı olması gereken kararların tam tersine alınamadığı, kimsenin kimseden haberi olmadığı, yukarıdan talimat gelmedikçe hiçbir bürokratın kıpırdamadığı bir sistem. Deprem olması kaderdir ama afetin felakete dönüşmesi kader değildir. O beceriksizliktir. Afet kaderdendir ama felaket Beştepe’dendir. Maalesef bunu yaşadık. İnşallah bundan bir ders çıkarılır.

“İktidarın yönettiği devlet enkazın altında kaldı”

(Millet devleti enkazdan çıkarıyor sözleri) Devlet deyince kastettiğim kadim devletimiz değil. Orada şahsım devleti diyen, devlet eşittir benim diyen iktidar anlayışı var. O iktidar anlayışının yönettiği devlet, enkazın altında kaldı. Millet bir araya gelerek, ben kimim sen kimsin diye bakmadan, el ele tutuşup müthiş bir dayanışma sergiledi. Aziz millet bunun benzerini 15 Temmuz’da da yaptı. Köprüden, sokaktan devleti topladı getirdi. Aziz milletin bu büyüklükteki ikinci tavrı. Ben de bu milletin içinde olan bir fert olarak müthiş gurur duyuyorum.

“Türkiye sığınmacı hendeği olmaktan kurtulur”

Afet büyük olup yönetilemeyince felaket büyük olmuş oldu. Dünyanın her bir köşesinden yardım edebilmek için insanlar geldiler. O ülkelerin yöneticilerinin milletimize dair ortaya koyduğu bir tavır var. Teşekkür ediyoruz ama bugün iktidar bir feraset gösterip, bugün oluşan atmosferden Türkiye’nin etrafında yarattığı o düşman çerçeveyi giderebilecek bir fırsat olarak değerlendirip, diplomatik bir atak başlatabilir mi, bilmiyorum. Yapabilirse süper olur. Biz bu coğrafyayı, ekonomik coğrafya olarak yapabilirsek; lüzumsuz oluşturduğumuz kavgalar ortadan kalkar. Buna Suriye başta olmak üzere, ilişkilerin düzeltilmesi halinde Türkiye aynı zamanda sığınmacı hendeği olmaktan kurtulur.

 

“Sayın Oktay bağımsız aday olsun da görelim”

(İlk gün yapılan açıklamalar) “Sayın Oktay da başta olmak üzere, bakanların bazıları bunların tamamı atanmış insanlar. Benzerleri Meclis’te de oluyor. Atanmış şahısların durup durup seçilmişlere hakaret etmesi, durup durup onları aşağıda görmesi, yüzlerinde kekremsi bir havayla bakmaları Türkiye’de çok çirkin, çok nobran, son derece kaba bir davranış biçimi. Bu çok yanlış. Bazı şeyleri de ortadan kaldırıyor. Sayın Oktay kendi bağımsız aday olsun da bakalım kazanabiliyor mu görelim. Bir milletvekilinin seçilme prosedürü o kadar önemlidir. Bu ucube sistem zaten bunu ortadan kaldırdı. Yine de insanlar sandığın başında oy verdiler. Onları atayan o eli de aynı insanlar seçti. Dolayısıyla bu millete saygısızlık. Seçilmişin üzerinden onu seçenlere müthiş bir saygısızlık.

“Erdoğan’ın yerinde olsaydım genel başkanları davet ederdim”

Ben Sayın Erdoğan’ın yerine olsaydım, sabah 8’i geçirmemek kaydıyla tüm siyasi partilerin genel başkanlarını arar ya da arattırır, davet eder ‘Ne yapalım arkadaşlar’ derdik. Aynı o Kocaeli’nde yapılanın tamamını biz üstlenir giderdik.

“Türkiye’de seçmen son 20 yıldır velinimet olmaktan çıktı”

Biz siyaseti şöyle tarif ediyoruz; Siz seçimde ‘Arkadaş seni iktidara getiriyorum, bize hizmet edeceksin’ diyorsunuz. Bizim konumumuzdaki siyasi partilere de ‘Seni de avukatım olman için görevlendirdim.’ diyorsunuz. Bizim görevimiz milletin avukatı olmaktır. Ben bu talimata şimdiye kadar uydum. Seçmen velinimettir. Şimdi abuk-sabuk bir iş var. Türkiye’de seçmen son 20 yıldır velinimet olmaktan çıktı. Şuculuk-buculuk üzerinden bölündük. Bölünmeye çalışıldı. Bu iktidar öncesi yapılan saçmalıkların da tesiriyle, o saçmalıkların istismar edileceği alanlar oluştu. Onlar da dahil olmak üzere bir sistem oldu.

“Erdoğan’ın bir haftada atacağı imza sayısı 36 binmiş. Atamaz be kardeşim!”

Bana söyleneni aktarıyorum; Sayın Erdoğan’ın bir haftada atacağı imza sayısı 36 binmiş. Bu mümkün değil. Atamaz be kardeşim! Sahadan gelen bilgileri ilgililere ilettik. Bizim 16 arkadaşımız sahaya gittiler. Ondan sonra il-ilçe teşkilatlarımızdan ve üyelerimizden bilgi almaya başladı. Bu bilgileri alıp ‘Vay adiler çözemediniz’ demek yerine, bunu biriktirip yarın kullanmak yerine; biz bunları çözülsün diye Hasan Doğan dahil, ilgili bakanlıklar dahil, Sağlık Bakanlığı dahil ilettik. Mesela tüp meselesi, bizim sahadan aldığımız bilgidir. O yıkıntının altında soğuktan donarak ölmek diye bildiğim durumu ilettik. Hatta bu kısmını bizzat Sayın Erdoğan’a ben ilettim. ‘Hemen talimat vereceğim’ dedi ve verdi. Ama iletme konusunda problem oldu.

“Bu ucube sistemi behemehal değiştirmeliyiz””

Yardımların yerine ulaşamadığını fark ettik. Bunun üzerine AFAD müdürü arandı.  AFAD müdürü validen, vali genel merkezden şey yapmadan izin veremedi ya! Bunlar için her seferinde saraydan bir kişi arandı. Nereye konuşuyor o Fuat Oktay! Kendileri dağıtamadılar çünkü eleman sayısı yeterli değil. Biz yine AFAD’in bilgisi dahilinde arama-kurtarma konusunda gönüllülere çağrı yaptık. Telefonlar aldık, listeler yaptık. AFAD bize ‘arama-kurtarma deneyimleri olsun’ dedi. Tek tek onlara baktık. 2 uçağı kendi imkanlarımızla kaldırdık. 1 uçağı onlar kaldırdı. 3 uçak dolusu insanı, AFAD’ın bilgisi dahilinde gönderdik. Ama bunların her birinde Hasan Doğan aranmak zorunda kalındı. Bu olmaz. Sistemden bahsediyorum. Böyle bir şey olmaz. Karar verilemiyor. Bu depremden çıkardığım sonucu paylaşayım; behemehal, çok iyi çalışıp bu ucube sistemi, sizin helal oylarınızla değiştirmeliyiz.

“Kocaeli’nde ilk 10 günde çocuk çalındı”

Kocaeli’nde ilk 10 günde çocuk çalındı ve biz bunu fark etmedik. Üç çeşit çalınıyor; 0 yaş bebekler, batılı ailelere 50-70 bin dolara satılıyor. Sonra bunların bir kısmı organ için çalınır, bir kısmı da 10-11 yaş cinsellik için çalınır. Bu depremde ilk seslendiğim şey çocuktu. Aile ölüyor, çocuk sağ kalıyor. Pazarcık’ta bir kardeşime ‘Komşunun annesi babası ölmüş çocuğu varsa onunla ilgileneceksin’ dedim. Mutlaka devlete teslim edeceksiniz. Mesela bizim sahiplendiğimiz çocuklar var. Onları takip ediyoruz. Aynı zamanda da başında bir sosyal hizmetli bulunmalı.

“İstanbul depreminde önlem alınmadığı takdirde Türkiye yanar”

Sonra uzun bir süre şöyle refleksleriniz oluyor. Ailenizden kim varsa size adresini bildirmek zorunda kalıyor. Yine buralar büyük görünüşlü küçük yerler. İnsanların birbirlerini tanıdığı yerler. Bakın İstanbul’a hazır olmak lazım. İstanbul’da birçok yerde içinde alet edevat olan konteyner vardı. Toplanma yerleri vardı. Nerede bunlar? O konteynerlerin içinin sökülüp alındığı görüldü. Bundan ders çıkarmamız lazım bizim. İstanbul Allah muhafaza. İstanbul depreminde önlem alınmadığı takdirde Türkiye yanar ya! Yollar çok önemli. Toplanma mekanları bitti, AVM’leri kondurdular. Bunun hesabını kim verecek. Bir Allah’ın kulu istifa etmedi. Böyle bir şey yok.

Ömer Çelik’in sözlerine tepki

Yazıklar olsun ya! Böyle bir dönemde buradan bir siyasi fayda sağlanmaya çalışılıyor. Yazıklar olsun. Bu milletin feraseti bakın onlara neler yapacak. ‘Erdoğan’ın yerinde olsaydım genel başkanları derhal toplardım’ dedim. Bir şey daha var. Onun yerinde olsaydım; CHP’nin belediye başkanları ile AK Parti’nin ve MHP’nin belediye başkanlarını da bir araya getirir ve mesela Hatay’a bilerek AK Parti veya MHP’nin belediye başkanını oraya görevli tutardım. İstanbul’u bir başka şehre, Ankara’yı bir başka şehre, Aydın’ı bir başka şehre. Buradan şunu sağlardım; bir, toplumsal olarak yan yana gelişi sağlardım; iki, kaynakların israf edilmeden beraberce verimli bir şekilde kullanılmasını sağlardım; üçüncü olarak da, bu düşmanlık hissini, şuculuk-buculuk hissini kaldırmış olurdum. Hem de o cumhurbaşkanının aslında herkesin cumhurbaşkanı olduğunu ilan etmiş olurdum. Yeni bir milat başlamış olurdu. Bakın bu deprem siyasetin her şeyini resetledi, yeniden başlıyor her şey. Hiç kimse 5 Şubat’ta yattığı gibi 6 Şubat’ta kalkmadı. Sonuçlarını göreceksiniz. Böyle bir şey olur mu ya; Cumhur İttifakı aşağı Cumhur İttifakı yukarı.

Erdoğan’ın üslubuna tepki

Hicap diye bir kavram vardır. Özellikle Sayın Erdoğan’ın yakından bilmesi gereken bir kavram. Utanma daha başka bir şeydir. Hicap biraz daha dini bir anlayışın içindeki bir utanmadır. Yahu hicap duyguları gitmiş. Tek başına bir kişisin. Partili cumhurbaşkanısın. Sen böyle bağırdığın zaman, senin gözünün içine bakan o silsile aşağıda ne yapmaz kardeşim! En azından onu düşün be. Balık baştan kokarmış. Tevekkül dedi. Evet tevekkül var. Ama neye göre edeceksiniz biliyor musunuz; bütün tedbirleri alacaksınız, bütün eksikleri gidereceksiniz. Ondan sonra Allah’ım artık sana emanetim diyeceksiniz.

İmar affından toplanan paralar

Binalara imar affı getirmişsiniz. Yanımda bir kanun var. ‘Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır’ Parayı aldım kardeşim, 25 milyar lira aldın imar aflarından. Deprem için 99’dan itibaren toplanan paralardan bahsetmiyorum. 25 milyar lira para aldılar. Ya arkadaş bari İstanbul’da binaların güçlendirilmesi için harcasana. Ne yaptınız? ‘Yol yaptık’ E yollar kırıldı. İçinden toprak çıktı. Böyle bir beceriksizlik yok.

Not ediyoruz tartışması: “Bu sözleri birinci derece ahmaklık olarak görüyorum”

Biz insanlar olarak tek bilek, tek yürek, tek vücut olduk. Bu bir sörf dalgası, çık üstüne kardeşim. Bu insanlığın artı değerini kendine yazdır siyasi olarak. Birinci derecede ahmaklık görüyorum bu sözleri, siyasi olarak gerçek bir geri zekâlılık görüyorum. Ölümü tatmış bir insanın bu saatten sonra neden korkusu olur ya. Kiminle neyi korkutuyorsun? Hazır herkes bir araya gelmişken, bir iyilik dalgası var, çık üzerine kardeşim. Bunun yerine parmak sallıyor. Ne oluyor, kime yarıyor? Ahmaklık ve siyasi geri zekalılık olarak görüyorum. Parmak sallamak bir ihtiyat haline geldi. Öğrenmeye kapalı bir yapı. Sadece seçim almaya odaklı, empati yoksunu bir yapı.

Televizyon kanallarına ceza: Bıktık artık!

FOX’u kapatın, Ekşi Sözlük’ü kapattınız. AHBAP’a uyuz oldunuz, BABALA TV’ye gıcık oldunuz. TELE 1’i, HALK TV’yi de kapattınız. Cümbür cemaat kapattınız ama elinize ne geçti. Elimizde telefonlarımız var. Sosyal medyayı kısıtladınız. Bugün dünyanın en önemli konusu bilgiye erişimin bu derece kolay olması. Burayı kapattın da ne geçti eline. Siz medyayı haber verme konumundan çıkarır, propaganda aracı haline getirirseniz insanlar kaçar. İnsanların böyle dönemlerde doğru bilgiye ihtiyacı vardır. Bunların her biri eksi değer olarak hanelerine yazılacak. İnsani olarak baktığınız zamanda da çok çirkin. Bıktık artık.

Seçimin ertelenmesi tartışması

Bu soruyu dile getiren muhalefetin kendi içindeki bir sistemdi. Her şeyi yapan bir anlayışın, böyle bir noktaya da getirip-getiremeyeceğine dair bir endişeyi dile getirdiler. Siyasi olmayan ama ucube sisteme dair endişeleri bulunan insanlar böyle bir soru sordular. Ben o zaman ’14 Mayıs’a yetişemeyebilir. 18 Haziran’da kesinlikle bu seçim olacaktır, olmalıdır. Bunun tereddüt haline bile gelmesi doğru değil’ dedim. Aynı noktada duruyorum. Şimdi aldığımız bilgiler göre; 14 Mayıs’ta Sayın Erdoğan’ın bu seçimi yapacağına dair. 10 Mart’ta bu kararın alınması gerekiyor.

“Erdoğan bu işin becerilemediğini anladı”

Biz 6 Nisan öncesinde seçim kararı alınırsa buna oy vereceğimizi ilan ettik.14 Mayıs’a yetiştireceğiz deniliyorsa yetiştirilir. Bunda bir sorun yok amabu kararı Sayın Erdoğan almak zorunda. Bu işin hızlı bir şekilde yapılacağını soruyorsanız ortaya çıkan gerçeklik şu; Sayın Erdoğan bu işin becerilemediğini herhalde anladı. Uzadığı takdirde daha büyük beceriksizliklerle karşılaşabileceğini herhalde anladı. Ciddi bir para toplandı. Bazı şeyleri daha hızlı yapacaklarmış gibi bir dili geliştirmek daha kolay. ‘Bana 1 sene verin evleri yapacağım’ diyor. Geleceğe dair söyleyeceği bir şey kalmadığı için en uygun zaman gibi görünüyor. Her sürenin gidişinde bu beceriksizlik ayan beyan ortaya çıkacakmış gibi görüyorum.

Millet İttifakı’nın 2 Mart’taki toplantısı

Bizim ev sahipliğimizde yaptığımız toplantıda, benim talebimle, cumhurbaşkanı adayının hangi yöntemle nasıl belirleneceğine dair bir çalışmanın yapılması gerektiği gündem maddelerinin için de vardı. Yol ve yöntemin nasıl olması gerektiğini konuştuk. Sonra Sayın Karamollaoğlu hepimizi gezdi, birbirimizden haberdar olduk. Bazı yöntemler konuşuldu. Biz 13’ünde oturduğumuzda aşağı yukarı ne yapacağımızı netleştirip kamuoyuyla paylaşacaktır. Ama adayın ismi şu olacak diye bir kararımız olmadı. 2 Mart’ta yapacağımız toplantıda bunun yolu yönteminin konuşulacağını düşünüyorum. Çünkü ben söyleyeceğim. Eğer 14 Mayıs ise zaten süreç 2 buçuk ay. İsmi siz ne zaman öğrenirsiniz onu bilmem. Diğer arkadaşlar adına konuşmak doğru değil. Biz şu ana kadar herhangi bir aday ismini o masada konuşmadık. (Adayın açıklanmasında geç kalınıyor mu?) Hayır geç kalınmıyor. İnsanlarda bu ucube sistemden kurtulamama korkusu var. Hadi hadi diye bir kavram var. Halbuki ortaya birçok güzel şey çıktı. İsim üzerinde uzlaşıldığı takdirde çok hızlı yol alınır.

Cumhurbaşkanı adayı tartışmaları

Kılıçdaroğlu adayın ortak belirleneceğini kendi ilan etti. Herkes bizi söylüyor ama Sayın Bülent Kuşoğlu’nun Hande Fırat’a verdiği bir beyanat var. Masanın Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için kurulmuş olduğunu betimleyen ve onun adaylığı olmadığı takdirde masanın dağılacağını söyleyen bir şey ve tekzip görmedi bu. Sayın Kuşoğlu biliriz ki Kılıçdaroğlu’na çok yakın bir insandır. Bu kabul gören bir durum ise ben de diyorum ki; biz de Altılı Masa’nın liderleri olarak, bizim o masaya otururken ki bilgimiz nedir, gücümüzü birleştirip 13. cumhurbaşkanını seçtireceğiz. Dolayısıyla o zaman rol icabı kurulmuş bir masa olur ki bu, o bir noter görevi gören bir masa. Benim bilgimin içinde bu masa noter görevi görmeyecek. Bize söylenen o değil. Dolayısıyla buradaki çelişki kısmı bize ait değil.

Mesela bizim arkadaşlarımız fikirlerini söylemekte özgürdürler. Ama bazen çarpıtılmaya müsait olabiliyor. Cihan Paçacı benim ağabey dediğim bir isimdir. Cihan Bey, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da okul arkadaşıdır. Bir beyanat verdi. Yanlış anlaşılmaya müsait bir beyanat verdi. Gece vermiş gündüz çıktı. Masa vardı. Hatta yakın oldukları için karşılama görevini de Sayın Paçacı’ya verdim. Sonra Cihan ağabey görevinden istifa etti. Kemal Bey telefon edip, istifasını istemediğini ifade etti. Yanlış anlaşılmaya müsait bir sonuç ortaya çıkınca böyle oldu. Sayın Paçacı böyle bir eylemi yapmasaydı, CHP ne yapacaktı? Bir şey anlatmaya çalışıyorum. Ama Kuşoğlu’nun söyledikleri duruyor. (Böyle bir tavır mı bekliyorsunuz?) Kimseden bir şey beklemiyorum. Çok az kaldı. Burada ifade ettiğim şey şu; parmaklar İYİ Parti’ye sallanıyor. Yanlış kısmı bu.

Atatürk ve Cumhuriyetten Yana Taraf Haber Merkezi