Hayallerimiz Çalındı – Nafiz Şahin Yazdı

70’lik olmamın eli kulağında…
Henüz 3 yaşındaymışım, memleket 27 Mayıs’ı yaşamış… Darağaçları…
14 yaşındaydım, 12 Mart yaşandı… Darağaçları…
23 yaşındaydım, 12 Eylül… Darağaçları…
Bu darbelerden sonra e muhtıralar, darbemsiler, Balyozlar, Ergenekonlar ara sıcak kıvamında…
Çeyrek asırdır da memleketim hali, bildiğiniz gibi…
Ana yemeğe geçtik. Darağacı yerine dar kafesler…
Suçluluğu kanıtlanmamış insanlar, yıllar yılı güneşe hasret…
Eloğlu bir araya toplandığında şiirler okur, şarkılar söyler.
Rakı masalarımız ‘’N’olcak bu memleketin hali?’’
Muhabbetlerin sonu ‘’Makber.’’
Havadan, sudan başlayan dost sohbetleri, dönüp dolaşıp siyaset batağına saplanır.
En güzel şiirlerimiz tutsaklık üzerine…
Şarkılarımız ‘’Demir kapım, kör pencerem… Yastığım, ranzam, zincirim.’’
Aşk şiiri yazan şairlerin kalemleri köreldi. Şiirler kafiye tutmuyor.
Nerede özgürlük şiirleri yazılıyorsa, orada özgürlük yoktur.
Ama memleketim insanları özgürlük hasretini bile haykıramıyor. Ya başıma bir şey gelirse!
Bu hal yaşama zevkini, umutları tüketti.
Hele 70’likler…
70’likler için umut, çocuklar üzerine…
‘’Biz göremedik, onlar görsün. Biz yaşayamadık, onlar yaşasın.’’
Artık rüyaları hayra yormuyoruz, hayal kuramıyoruz.
Dünyada, 90 yaşında da hayal kurabilenler varmış.
Torunların mürüvveti üzerine değil…
Afrika’da safari, Tibetlerde meditasyon, gemiyle dünya turu…
Bir dostum, dünyanın her ülkesinde Türk halk dansları öğretiyor.
80’likler, Türk halk dansları öğreniyor.
Yetmiyor.
Türkiye’ye gelip, o dansları yerinde görüyorlar.
Köylülerle, kol kola halay çekiyorlar.
Dalından yiyorlar.
Haydi 70’lik kardeşim. Sen de halaya girsene!
‘’Bizden geçmiş!’’
Memleketimde, 80 yaşında hayal kurabilen tek kişi kaldı.
Paraşütle indiği koltukta hayallere dalıyor.
Hayalindeki meydanlar, ismini sevgiyle haykırıyor.
Yağmur altında bile insanlar peşine takılıyor.
Üzerindeki gömlek vücuduna yapışmış. O, hiç aldırmıyor.
Bir TOMA’nın üzerine çıkıp insanlara konuşma yapıyor.
Anketlere bakıyor. İktidara çeyrek var.
İl il, sokak sokak dolaşıyor.
Bazen bir bank üzerine, bazen masa üzerine, bazen portakal sandığı üzerine çıkıyor.
Ardından yürüyen insanların coşkusuna cevap veriyor.
Haylaz çocuk görüntüsünde; gömlek pantolondan firar etmiş, surat ter içinde…
Doğal, sade ama azimli… Köylü kadına sarılıp ‘’Kankam’’ diyecek kadar samimi…
Bu hayalleri kurarken ağzı kulaklarına varıyor, yüz hatları gevşiyor.
Uykuya dalıyor.
O yaşta rüyasına huriler girecek değil ya…
Hayaller, rüya oluyor. Rüyasında yine kitleler peşinde…
Yaş 80…
Ah dede, vah dede! Biz senin cemaziyelevvelini de biliriz.
Sandığa bile sahip çıkmaktan aciz ama rüyasında iktidar görüyor.
Alışkanlık değişmiyor!
Hayaller çalıntı, rüyalar alıntı.
Demişler ya ‘’Kundakta giren, teneşirde çıkar.’’








