Köylünün eli böğründe… | Yusuf İpekli Yazdı

Köylünün eli böğründe… | Yusuf İpekli Yazdı
Yayınlama: 29.08.2022 19:56
A+
A-

Yaklaşık elli yıldır toprakla uğraşırım. Eker, biçeriz. Alın terimiz ekmeğimize katık olur. Kazancımız helaldir. O helal kazancı yer, çoluğumuza çocuğumuza o tertemiz ekmekle bakar, hayata tutunmaya çalışırız.

Sahi siz hiç tırpan biçtiniz mi? Deste alıp tırmık çektiniz mi? Sabahın seherinden akşamın geç vaktine kadar kan ter içinde patoza sap attınız mı? Kağnı, at arabası, düven, koşum, at, katır gördünüz mü? Önünüze önlük takıp tohum saçtınız mı? Orakla nohut, mercimek, arpa yoldunuz mu? Davar güttüz mü, keçe arasında dağda yattınız mı? Bağ budayıp, bağ bellediniz mi? Testiden su içtiniz mi? Kesekli kesekli ayran nedir bilir misiniz?

Ben bilirim, hem de çok iyi bilirim. Tırpana gücüm yetmezken başladım bu işlere. Korka korka giderdim davar gütmeye. Ellerim nasır tutar, yüzüm simsiyah olurdu.

Sapı samanı içeri atıp harmandan kalkınca yatırır bir koyun keser, haşlama yapardık. Her şey boldu. İçeri dışarı, kiler, ahır, samanlık, örtme mahsulle dolardı. Bir yerde nohut, mercimek; başka bir yerde keklik burnu gibi buğday, arpa; az ötede ayçiçeği, kavun, karpuz…

Bir hafta, on gün bağ bozar, pekmez kaynatırdık.

Bereket fışkırırdı toprak.

Sonra efsane lider Ecevit başbakan olunca ilk icraat olarak köylünün traktör sahibi olmasını sağladı. Plasmanla traktör almayı çok ama çok kolaylaştırdı. Toprak daha da bereketlendi. Emek yoğunluklu üretim makina yoğunluklu üretime dönüştü.

Bu kolaylık Ecevit’i Karaoğlan yapmakla kalmayıp hayatının son demlerinde bir kere daha başbakanlığa taşıdı.

O yıllarda maliyet ucuzdu. Traktörü olan her köylü mazotu varillerle alırdı. Kimse gübrenin yüzüne bile bakmazdı. Tohum derdi yoktu, çünkü çiftçi tohumunu kendi üretirdi. Sekiz / on inek, yirmi beş / otuz koyun satan köylü traktör alabilirdi.

Köyler canlıydı, hayat canlıydı.

Gazi Paşa’nın dediği gibi, köylü milletin efendisi idi.

Şimdi ne oldu peki? Şaire kulak verelim!

“Tohum, gübre, mazot bağrını deldi
Traktör fiyatı aklını çeldi
Köylü çiftçiliğin sonuna geldi
Gözünden kum gibi fakirlik aktı
Döndü garip garip Gazi’ye baktı!” (1)

Ben buğday üzerinden yürüyerek derdimi anlatmaya çalışacağım.

Bir kere köylü artık tek tip ürün yetiştiriyor. Yani eskisi gibi nohut, mercimek, fiğ, kavun, karpuz, ay çiçeği ek(e)miyor. Örneğin benim köyümde hayvan olarak bir kaç evde sadece beş on tavuk var.

Niye?

Geçen yıl mazotun litresi 7 lira iken buğdayın kilosu 2.650 liraydı. Bu yıl hasat dönemi mazot 30 lira oldu, buğdayın kilosu 6.500 TL. TMO’da tohumluk buğdayın kilosu 12.000 lira. Geçen yıl bir dönüm tarlayı 23 liraya biçtirmişken bu yıl 100 liraya yalvar yakar zor biçtirdik.

Geçen yıl bir ton ikinci kalite gübre 6.000 lira iken bugün aynı gübre 15.000 lira.

Geçen yıl 150.000 TL olan traktör bu yıl 600.000 ila 700.000 TL arası. Artık işçi, memur, emekli, esnaf için ev, araba sahibi olmak nasıl hayal olduysa köylü için de traktör sahibi olmak o kadar hayal oldu.

Bir de şu buğdaya verilen teşvik olayı var ki içler acısı.

Tarım bakanlığı, ziraat odaları vs varken yangınları bile talimatla söndürten Cumhurbaşkanı buğday taban fiyatı ile teşvik açıkladı. Kilo başına 1.000 TL.

Peki, köylünün / çiftçinin kaçta kaçı bu teşvikten yararlandı, yararlanabildi?

Elimde bir istatistik yok ama oran çok yüksek değil.

Neden?

Bu teşvikten sadece ürününü TMO’ya satanlar yararlanabildi. Tüccara verenler bu teşvik paketinden ne yazık ki yararlanamadı.

Öyleyse TMO ne yaptı?

Bir kere TMO buğday alımı için her yerde açılmıyor. Bu yıl TMO bazı yerlere geçici şubeler açtı. Randevu sistemiyle çalışan bu şubeler günlük yirmi civarında kamyon veya traktörün getirdiği mahsulü aldılar. Randevu için sisteme girildiğinde on beş, yirmi gün sonrasına gün verildiği görüldü. Zira bu şubeler kısa süre sonunda da kapatıldı.

Şimdi kritik soru şu: “Devlet kadük de olsa verdiği mazot, gübre desteği için tüccarın kestiği mustahdil makbuzunu kabul ediyor da bu makbuzları teşvik için neden kabul etmiyor?”

Tüm bu zamlardan, girdi maliyetlerinden, yanlış uygulamalardan kaynaklı olarak çiftçi vatandaş çok büyük mağduriyetler yaşıyor. Çiftçi gözden çıkarılmış durumda. Köylünün traktörü hacizli. Görevi tarımı desteklemek olan Ziraat Bankası, tarım kredi kooperatifleri köylünün boğazına çökmüş durumda.

Oysa, kur korumalı mevduat sistemine hazineden ödenen parayla tüm çiftçilerin borcu silinebilirdi, EYT sorunu ortadan kalkabilirdi, KYK mağduriyeti sona erdirilebilirdi.

Sonuç mu?

Bir kaç gün önce bir un fabrikasına uğramıştım.

Köylü vatandaş sinir küpü.

Biri, “Artık pes ettim. Ekmeyeceğim. Toprak gözlerini doyursun.” dedi.

Öteki az öteden gürledi: “İcara da viremiyom. Alan da yok satan da…”

Bir başkası, soruya şu okkalı yanıtı verdi: “Kimseye bi şey diyecek halım yok, gendim iddim gendim buldum.”

O zaman tarımda tekelleşmeye hazır olalım. Büyük büyük firmalar gelsin, vatandaşın toprağına çöksün. Nasılsa kamulaştırma tek imza sayesinde çok kolay ve artık köylü milletin efendisi değil, kölesi oldu.

Öyleyse, “Köylü elini yıkmadan iktidar yıkasa çok iyi olur.”

Ya sizce…

1964 yılında Ankara İli Kalecik İlçesinde doğdu. Çiftçi bir ailenin çocuğu. 1985 yılında mesleğe ilkokul öğretmeni olarak başladı. Türkçe öğretmeni oldu. 20 yıl okul müdürlüğü yaptı. 35 yıl emek verdikten sonra emekli oldu. Özel eğitim alanında 3 yıl müdür olarak özel sektörde çalıştı. Halen özel eğitim öğretmeni olarak görev yapıyor. Makale, inceleme ve araştırmaları Öğretmen Dünyası, ABECE, Eğitim Yaşam, Çağdaş Eğitim dergilerinde yayımlandı. Kalecik Gazetesinde 10 yıl köşe yazarlığı yaptı. Halen HANHANA isimli kültür ve sanat dergisinin editörüdür. Şiirlerini, 1. Çığlığa çağrı 2. Sensiz akşamların yorgun geceleri 3. Gökyüzüne kafa tutan sağanak; AB projesiyle gittiği Avrupa izlenimlerini, "Okulumuz Avrupa" da isimiyle kitaplaştırdı. Basıma hazır kitap taslakları mevcut. Evli, 2 çocuğu, 3 torunu var.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 2 Yorum
  1. Mehmet dedi ki:

    Öncelikle tebrik ediyorum Yusuf Bey.Güncel ve Türkiye’nin bir numaralı problemine değinmişdiniz.Bende bir çiftçi olarak bu yıl kırmızı ve yeşil mercimek ayrıca nohut da ektim.Sadece yeşil mercimek için 20.000 tl tohum aldım.8kg dap gübresi ile birlikte ektim 75 dönüm.Elle biçtirdim ve 22.000 Tl işçi ücreti ödedim.Tarladan tekrar toplayıp harmana getirdim ve biçerdöğere attım.Biçerdöğer kendimin olmasa ,başka bir biçerci,mercimeği biçerdöğerin ağzına atmasına 7.500 tl istedi.işçilik ve nakliye yuvarlak hesap 10.000 tl.Mercimeği çıkardım tarttım.Tam 2.000(2ton) bir numune gönderdim GİMAT’a ağabey 12.5 tl bana yarar dedi.Neyse 13.tl verdim.Bugün parayı hesabıma çıkarmış 25.454 tl.(stopaj+borsa hariç)
    Şimdi soruyorum ben ne kadar masraf yaptım ve kadar kar ya da zarar ettim.Kar etmeyip zarar ettiğime göre ben bir daha nohut mercimek vs.eker miyim.Bu işi de yaparken tabiri caiz ise anam ağladı.Rezilliğin bini bir para…
    Yukarıdaki yazdıklarınızın hepsine katılıyorum.Yazdıklarının bir çoğunu ds bizzat yaşadım.O kadar yazacak söylenecek söz var kiii…..Ne diyeyim.Vesselam
    Saygı ve selamlar..

    1. Yusuf İpekli dedi ki:

      Hesap çok doğru. El elde baş başta bile değil. Külliyen zarar. Haklısınız bir daha ek(e)mezsin. O zaman harekete geçsin ihracat. Ne olduğu, nasıl üretildiği, hangi hormonun verildiğini bilmediğimiz ürün hop sofralarda.

      Rezalet.