NATO, Silivri, Eğitim -Tevfik Kızgınkaya Yazdı

Memleketin ve Milletin geleceği ile ilgili önemli bir hafta yaşadık.
Bir tarafta ülkemizin güvenliğini ve bağımsızlığını ilgilendiren NATO toplantısı,
Bir tarafta Hukuk Devletini ve Milletin, Egemenlik hakkını ilgilendiren Silivri davaları,
Bir tarafta da çocuklarımızın geleceğini ilgilendiren Milli Eğitimle ilgili açıklamalar…
Birbirinden farklı alanlar olarak görülse de,
Arka planlarına bakıldığında,
Hepsinin de hedeflerinin ortak olduğu görülmekte.
*
Sırayla bakalım,
NATO toplantısı öncesi Trump resmi ziyaret için ülkemize geldi,
Geldi ama,
- Anıtkabir’e gitmemesi,
- NATO toplantısına RTE için geliyorum sözleri,
- Benim istediklerimi yapıyor, dostumu yaptırımlarla boğmam demesi…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal varlığını değil iktidardaki tek adamı muhatap aldığını gösterdi.
*
Gösterişli törenler, ikili görüşmeler, sonuç bildirgesi ve hediyeler bir yana,
NATO toplantısında,
- Trump’ın “dünyanın ağası benim” tavrının öne çıkması,
- Üye ülkelerinden silahlanmalarını istemesi,
- 50 milyar dolarlık silah anlaşması yapılması,
- Ukrayna’ya 70 milyar dolar askeri yardım kararı alınması,
- Hedef olarak Rusya’nın ve İran’ın dile getirmesi,
- Ülkemizi NATO’nun silah gücü olarak görmesi…
ABD emperyalizminin özellikle bulunduğumuz coğrafyaya savaşlarla egemen olma isteğini,
Ülkemizi de ileri bir karakolu ve kendi silahlı gücü olarak kullanma amacını gösterdi.
Kapitalizmin demokrasiyi, insan haklarını ve barışı değil,
Girdiği bölgeye yıkımı ve savaşı getirdiği gerçeğini görmeksizin,
İktidarını korunmak adına, kapitalizmin “ağası” ile dost olduğunu sanmak,
Temel politikası “Yurtta Barış Dünyada Barış” olan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni,
Emperyalizmin kirli savaşının maşası yapmak, demektir.
*
Silivri’de ise tek adam düzenini sürdürülebilmek adına,
Milletin Egemenlik hakkının yok sayıldığı,
143 iddia ile suçlanan Ekrem İmamoğlu’na savunma hakkının bile verilmediği,
Hukuk Devletinin ve bağımsız yargının yıkıldığı davalara devam edildi.
Silivri’de Türkiye Cumhuriyeti’nin Demokratik Hukuk Devleti niteliğini yok ediliyor.
Bir yanda demokrasi, insan hakları ve hukuku savunan ama Silivri davalarını görmeyen ülkeler,
Bu ülkelere memleketi güllük gülistanlık göstermeye çalışan bir iktidar,
Oportünizmin ne demek olduğunu tüm dünyaya gösterdiler.
*
Gelelim Eğitime.
Milli Eğitime baksın diye atanan bir kişi,
Hem de Siyasal Bilgiler Kamu Yönetimi mezunu.
Aklı karanlık, dili zehirli…
Milli Eğitime bakmaya başladığından beri tek derdi,
Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri.
Çocuklarımızın geleceği açısından tekin olmayan bu kişi,
Aklı sıra tarihi yeniden yazıp çocuklarımıza okutacakmış,
Yeni müfredatta “Kurtuluş Savaşı” ifadesi yerine “Milli Mücadele” yazılmalıymış,
Gerekçesi ise “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” demiş.
Bu söz cehaletin değilse ihanetin ifadesidir.
Cehalettendir diyelim ve bu kişinin bilgi eksiğini giderelim.
Tarih, 10 Ağustos 1920.
Vardı dediğiniz Osmanlı İmparatorluğunun tek adamı Halife Sultan Vahdettin,
Sevr Anlaşması diye dost olduğu İngiltere ve yandaşı ülkelerin bu projesini imzaladı.
Memleket haritadaki gibi paylaşılacaktı ama Vahdettin İstanbul’da sarayında Halife Sultan olarak oturacaktı.
İşin özü, Osmanlı İmparatorluğunu bitiren,
Vahdettin ve yanındaki şürekasının kararlarıdır.

Anlayacağınız Kurtuluş Savaşı,
Memleketi işgal etmek isteyen padişah Vahdettin’in dostlarına karşı,
O zaman Osmanlı paşası olan Mustafa Kemal ve bir avuç yurtsever arkadaşının önderliğinde,
Vahdettin’in ümmetim dediği, Mustafa Kemal’in Milletim dediği,
Memleketin gerçek sahibi olan Halkla berber verildi ve kazanıldı.
Kurtuluş Savaşı kazanılmasaydı,
Siz de Ermenilere bırakılacak olan Erzurum Tortum’da dünyaya gelecektiniz.
Bilmem anlatabildi mi, eğitim şart.
*
Son olarak da İç İşlerine baksın diye atanan kişi,
15 Temmuz’u “kurucu dönüm noktası” ilan edivermiş.
Sormak gerekiyor, 15 Temmuz’da kurulan nedir, kuran kimdir?
Açıkça söyleyemiyorsunuz ama anlaşılıyor ki siz de 103 yıl öncesinin hayalleriyle yaşıyorsunuz.
Bilmeniz gereken, bu ülkede kurucu dönüm noktası 29 Ekim 1923’tür.
Başka arayışlar içine girmek beyhudedir.
*
Görüldüğü şekilde ister dışardakiler ister içerdekiler,
Hapsinin ortak amacı,
Türkiye Cumhuriyeti’nin Demokratik Laik Sosyal bir Hukuk Devleti niteliğini yok etmek,
104 yıl öncesinin padişahlık yönetimini 21yy’ın tek adam düzeni olarak sürdürmek,
ABD emperyalizmi de 126 yıllık hayaline kavuşmak.
Gösterişli törenlerin, süslü sözlerin, hamasi nutukların arkasındaki gerçekler bunlar.
Bu filmi 100 yıl önce yaşayan ve gösterimden kaldıran Milletin evlatları olarak bugün de,
Bağımsızlığımıza ve özgürlüğümüze,
Çağdaş bir yaşam biçimimiz olan,
Demokratik Laik Cumhuriyetimize ve Sosyal Hukuk Devletimize sahip çıkmak,
NATO’ya, emperyalizme ve otoriterliğe hayır demek,
Yurtseverlik görevidir.








