Nereye Yürüyorsunuz Arkadaşlar? – Melih Demirel Yazdı

Nereye Yürüyorsunuz Arkadaşlar? – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 25.06.2026 12:37
A+
A-

Malumunuz üzere, CHP Manisa milletvekilinin başını çektiği bir grup, birkaç gün evvel sosyal medyada “Yürüyelim Arkadaşlar” sloganıyla yeni bir hareketlenme başlattı.

Bu hareketlenmenin karşılığı ise, günler önce ifade ettiğimiz gibi gayet nettir: Yeni parti.

Kimin neyi inkâr ettiği, ne söylediği, hangi cümlelerin arkasına saklandığı artık çok da mühim değildir. Çünkü siyaset bazen söylenenlerle değil, atılan adımlarla okunur. Bugün atılan adımların istikameti de, yol haritası da aşağı yukarı bellidir.

Fakat bizim takıldığımız yer, bu siyasi hazırlığın kendisi değil…

Bizi asıl düşündüren, seçtikleri slogandır.

“Yürüyelim Arkadaşlar.”

Peki bu söz nedir?

Nereden gelir?

Ve neden bu arkadaşların ağzından çıkınca bu kadar eğreti durmaktadır?

Çünkü bazı sözler sadece kelimelerden ibaret değildir. Onlar bir ruhun, bir mücadelenin, bir karakterin sembolüdür. O sözleri söylemek için önce o yükü taşımak gerekir. Sloganlar ödünç alınabilir ama tarih ödünç alınamaz.

Mustafa Kemal, Samsun’a çıkmıştır. Ancak Samsun İngiliz askerleriyle kaynamaktadır. Bunun üzerine Havza’ya geçmeye karar verilir. Eski model bir Benz otomobil bulunur ve yola koyulurlar.

Bir müddet sonra araç arızalanır.

Şoför, Mustafa Kemal’e biraz beklemesini söyler.

Mustafa Kemal kısa bir an duraksar.

Fakat beklemek onun tabiatında yoktur.

Karşı tarafta Havza’nın ışıkları görünmektedir.

Hiç tereddüt etmeden yürümeye başlar.

Çünkü onun karakterinde vazgeçmek yoktur.

Durmak yoktur.

Beklemek yoktur.

Yürürken de gençlik yıllarında öğrendiği o marşı mırıldanır:

“Dağ başını duman almış…

Gümüşdere durmaz akar…

Güneş ufuktan şimdi doğar…

Yürüyelim arkadaşlar…”

İşte bu yüzden o söz yalnızca bir marş değildir.

Bir milletin ayağa kalkışının sesidir.

Bir liderin iradesidir.

Bir bağımsızlık manifestosudur.

Ve tam burada insanın aklına Kanuni Sultan Süleyman’ın, kendisini Fatih Sultan Mehmed’in veziriazamı Mahmut Paşa ile kıyaslayan Pargalı İbrahim Paşa’ya söylediği rivayet edilen o meşhur söz geliyor:

“Sen kendini kimlerle mukayese ediyorsun İbrahim?”

Bugün biz de aynı soruyu sormak zorundayız.

Siz kendinizi kimlerle mukayese ediyorsunuz arkadaşlar?

Bir tarafta emperyalizme meydan okuyarak yürüyen bir irade…

Diğer tarafta ise sosyal medya etiketleriyle, kamera karşısında verilen pozlarla ve siyasi hesaplarla yürüyen bir ekip…

Bir tarafta milleti ayağa kaldıran yürüyüş…

Diğer tarafta parti ikbal  hesaplaşmalarını “destan” gibi pazarlamaya çalışanlar…

Arada yalnızca bir asırlık zaman farkı yok.

Bir asırlık karakter farkı var.

Çünkü yürümek sadece ayakları hareket ettirmek değildir.

Yürümek, gerektiğinde tek başına kalmayı göze almaktır.

Yürümek, alkış beklemeden mücadele etmektir.

Yürümek, koltuğa değil mücadeleye  sadık kalmaktır.

Yürümek, tarihin doğru tarafında durmaktır.

Şimdi gelelim esas meseleye…

Peki siz nereye yürüyorsunuz arkadaşlar?

Karadeniz’in kapı bekçisiyiz diye Newsweek’e mektup gönderenlerin öncülüğünde mi?

Emperyalist başkentlere “Bize neden yeterince destek vermiyorsunuz?” diye sitem eden anlayışın peşinden mi?

Brüksel’e doğru mu?

Washington’a doğru mu?

Yoksa Silivri’deki zat misali rotasını Chatham House’a, yani Londra’ya çeviren siyasi aklın izinden mi?

Bir de dönüp millete “Biz Kuvâ-yı Milliye ruhunu temsil ediyoruz.” demiyor musunuz…

İşte insanın tebessüm etmemesi mümkün olmuyor.

Çünkü tarih, benzetmelerle değil hakikatlerle yazılır.

Atatürk’ün yürüyüşü bağımsızlığa çıkıyordu.

Sizin yürüyüşünüzün vardığı adres ise milletin zihninde ciddi soru işaretleri bırakıyor.

Fotoğrafın tamamına baktığımızda görünen manzara nettir.

Bu yürüyüşün pusulası Samsun’u göstermiyor.

Rotası başka yerlere çevrilmiş bir yürüyüşe, ne kadar “millî” slogan giydirirseniz giydirin, hakikat değişmiyor.

Bu yürüyüş Samsun’a çıkmaz arkadaşlar.

Yine de yürüyün…

Yürüyün arkadaşlar…

Yürüyün ama yürürken müteahhitleri unutmayın.

Bohçanın yamalarını unutmayın.

Sabahtan akşama kadar sosyal medyada size methiyeler düzen, bize söven  troll ordularını unutmayın.

Dün birbirine en ağır sözleri söyleyip bugün aynı masada buluşan muhteris takımını da  unutmayın.

İlkesini mevsime göre değiştirenleri…

Omurgasını koltukla takas edenleri…

Ve her dönemin kazananına selam çakmayı maharet zannedenleri de yanınıza almayı ihmal etmeyin.

Çünkü belli ki bu yürüyüşün asıl yükünü onlar taşıyor.

Fakat unutmayın…

Tarih, sadece yürüyenleri değil, nereye yürüdüklerini de yazar.

Kiminin yolu Samsun’a çıkar.

Kimininki ise Brüksel koridorlarında, Washington lobilerinde ya da Londra salonlarında kaybolur.

Millet ise günü geldiğinde, yürüyenlere değil; vardıkları yere bakarak hükmünü verir…

Haydi uğurlar olsun arkadaşlar…

 

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı