Örtülü BOP’un Perde Arkasındaki Hiçlik Dünyası! | Nurdan Savaş Yazdı

Örtülü BOP’un Perde Arkasındaki Hiçlik Dünyası! | Nurdan Savaş Yazdı
Yayınlama: 26.10.2023 20:00
A+
A-

Bop projesinde asıl hedeflerden birisi olan ve şu anda yaşanan ” Filistin / İsrail ” arasında ki bölgesel nitelikli savaş aslında Bop projesi içinde çok daha geniş çaplı bir savaşa dönüşeceği çoktan planlanmış gerçeğini gözler önüne seren Albert Pike’in 15 Ağustos 1871 tarihinde yazdığı mektubundan anlamak zor değil…!

Devletler,hükümetler ya da bireyler gerçekliği ve doğruluğu kendi çıkarları doğrultusunda yalnızca eylemlerinin başarılı sonuçlar almasına dayandırıyorsa,
aslında dönem dönem kendi çıkar ve ideolojileri için bizlerden, özellikle gençlerden saklanan ya da kasten çalınan tarihin gerçeklerini biliyor muyuz?

Acı da olsa doğrusuyla ve yanlışıyla ele alıp analiz edebiliyor muyuz?

Hedef gerçekten büyük İsrail mi?

Sayıları dünyada sadece 15 milyon olan yahudiler büyük İsrail kurabilir ve yönetebilir mi?Yoksa sadece Albert Pike’in 15 Ağustos 1871 tarihinde yazdığı mektubundaki gibi İslam Dünyasının liderleri ve Siyonistler arasında ajanları vasıtasıyla,

ayrı düştükleri konular ve vahşet üzerinden gerginlik çıkarıp Müslüman Arap Dünyası ve İsrail Devleti’nin birbirlerini yok edecekleri şekilde dizayn etmek mi?

Bu korku ile korkutularak bir savaşın içinde taraflar mı oluşturuluyor ?

BOP zaten ölü doğması garantili doğmuş bir bebekmiş oysa..!

Uzun bir yazı okumaya hazır mısınız?

İnsanoğlunun artık bu şeytani emelleri olan çeteye karşı stratejik hamleler yapmasının zamanı gelmedi mi?

Evet istedikleri tek bayrak,tek devlet ve TEK DİN!

 Şeytanın çocukları barışı pelesenk edip ağızlarına dünyaya kan dökerek nizam vereceklerine inanmamızı bekliyorlar.

Hala günümüzde gösterdikleri söylenen kerametlerle cahil halkı peşlerine takan, Ulema ve Şeyhlerin toplumun önünde bir mehdi, bir kurtarıcı gibi kabul gördüğü,

toplumu yönlendirdiği kesime ihtiyaç olduğu muhakkak. Bunların belirli çevrelerin ya da kendi çıkarları için toplumu yönlendirdiğine şahit olmuyor muyuz ?

Toplumun olaylar arasındaki düşünce ve eylemi bir arada görme, fikirlerin eyleme nasıl dönüşeceğini görme korkusu,düşünceyi, algıyı, eleştirel düşünceyi, analitik düşünmeyi engelleme çabalarından olduğu açıkça ortadadır.

Okuyan, araştıran toplumun geleneksel düşünme tavrından çıkıp, nasıl davranış sergileyeceğini kestiremeyen bir yönetim düşünebiliyor musunuz ?

Halkın sadece inançlarını yönetip kontrol etmekle kalmayıp, aynı zamanda büyük bir siyasî güç de devşirilen bu yöntem hiçte yabana atılırgibi değil. Bu yüzden tüm dünyada tarikat ve cemaatleri destekleyip kendine köle olanlarla tüm dinleri yozlaştırmak ve geçersiz kılmak istiyorlar.

Kendi dinlerini yaymak ve sonrasında dünyanın Lucifer’e Tanrı olarak tapınmaya hazır toplumlar oluşturmak mı HEDEF mu?! ve bunu zaten gizlemiyorlar ilerledikleri her adımda bir miktar hedeflerini ortaya atanlar yolu ile de alıştırılıyor insanlık…

Bilgiye,sanata,resime,kendinden olmayan şiire estetiğe tiyatroya,sinemaya düşman…Çocukların,kadınların,hayvanların ve doğanın çığlıklarına kulak tıkayan bir toplumlar !

Milliyetini bilmeyen ,kurucu atalarına küfreden ve sıfatları imam,haham,papa vs olanlar ülkelerin başına çöktükleri rüyasındalar belli ki…

Kan revan içinde uyandırılırlar belkide kim bilir?

Albert Pike’in mektubuna göre,

1.Dünya savaşında Ateizmi ve Komünizmi hakim kılmak ve tüm din düzenlerini yıkmayı hedeflemişler.

2.Dünya savaşında Uluslararası Komünizm mutlaka Hristiyanlığı dengeleyecek bir güce ulaştırmayı hedeflemişler.

Sırada 3.Dünya savaşında Nihilist kitlelerin ve Ateistlerin önlerini açıp mutlak ateizm etkisi ortaya çıkarmak,

Ateizm ve Deizm’in yaygınlaştırılması ile Tanrıya olan inancın zayıflatılması ve zaten boşlukta olan kitleler için

bu aşamada evrensel bildiriler yoluyla Lucifer’ın Saf Doktrininin ışığını insanlara vermek…” amacındalar.

Ateizm ve Deizmi tüm dinlerin içine sızarak kurdukları tarikatlar ve cemaatler yolu ile ortaya atılan ve servis edilen sapkınlıklar yolu ile

Nihilizm’i medya yolu ile enjekte ediyorlar. Bizler de eleştirmek adı altında sosyal medyada bu konuyu işleyerek bilerek yada bilmeyerek

nasıl da yardımcı oluyoruz hedeflerine ulaşmalarında değil mi?

Bireyler bunu  bilinsizce yaparken bu konunun alimleri son zamanlarda nasıl da dinlerde yozlaşma haberlerini yayıyor ve bizlere benimsetiyorlar.

Adeta gözümüze sokuyorlar.

Hangimiz demiyoruz ki, “bu İslamsa ben bu dinden değilim” diye?

İşte istenen bu değil mi inançları zayıflatmak!

Bu bir LUSİFER savaşı oysa beyan ettikleri gibi..!

Büyük hedef LUSİFER’İN Tanrı olarak kabul ettirilmesinin alt yapısıdır.

Ortada duran muzlu pasta Türkiye olsa da asıl hedef DİNLERİN kavgası ve birbirini yok etmesidir.

11 Eylül ikiz kulelere yapılan saldırılar ile başlayan Ortadoğu savaşlarında hep söylenen ve gözden kaçırdığımız haçlı savaşları vurgusu..!

Büyük resme baktığımızda tüm siyasiler bu durumdan beslense de medya ,tarikat ve cemaatler yolu ile yozlaştırılan ve gözler önüne serilen ve inançları zayıflatarak inanç boşluğunda şeytanın hakimiyetini sunmak.

TÜRKİYE BOP ile korkutularak topraklarını koruma amacı eline verilmiş ve bu SAVAŞ TARAFI OLUNMASI isteniyor hatta baskı yapılıyor…

HAMAS’ın 7 Ekim’deki saldırısından sonra NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “İsrail yalnız değildir” derken,Komisyon üyeleriyle birlikte İsrail için saygı duruşunda bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen,Gazze’de öldürülenler için saygı duruşunda bulunup bulunmayacakları sorulduğunda ise, “Hiç zannetmiyorum, onlar Müslüman” karşılığını verdi.

Komisyon Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas da, 27 AB ülkesinin hep birlikte İsrail’in kendini koruma hakkını savunduğunu açıklarken Türkiye’ye şu çağrıda bulundu:

“Türkiye tarafını seçmeli. AB, NATO ve onların değerlerinin yanında mı olacak?

Yoksa Rusya, İran, Hamas ve Hizbullah’ı mı destekleyecekler?

Tarihin hangi tarafında yer almak istediklerine karar versinler. Bu konuda net bir yanıtları olmalı.” demişti.

Fotoğrafa çok yukarıdan bakmalı,ağaca bakıp ormanı yok saymayalım.

Çook şey var üzerine yazılacak ancak önce HİÇLİK ve İNANÇ açığından uzak durmalı değerlerimize ve inançlarımıza sahip çıkmalıyız.

Nihilist toplum yaratmadan emellerine ulaşamazlar zira hiçlik olmazsa kendilerine alan açamazlar…

Hedefimiz önce bunun yaygınlaşmasını önlemek olmalıdır.

Büyük İsrail de umurlarında değil,yahudiler de ,Hitlere Avrupa’da yahudileri fırında yaktırmadılar mı?

Şimdi de İsrail’i müslümanlar ile savaştırıp yok edecekler ve bu savaşın taraflarını vahşice birbirlerine kırdıracaklar.

Vahşi bir savaşta kargaşa ve vahşetin doğurduğu korku ile iki büyük dini inanç zayıflayılacak ve Ataizm yükseltilecek.

Sonrasında YENİ DİN ve YENİ TANRI !!

Albert Pike’in 15 Ağustos 1871 tarihinde yazdığı mektubuna göre ASIL HEDEFLERİ BU!

Ağaca değil geri çekilip ORMANA BAKALIM!

***

Başka bir pencereden daha bakalım,

Artık millet olarak uyanmalıyız belkide bütün boşvermişliklerimizi bir kenara bırakıp yeniden bakmayı ve görmeyi öğrenmeliyiz belki de…

Özellikle Dünyayı ele geçirmek isteyen küreselciler ve ulusalcıların dünyayı bilinçli olarak büyük bir krizin içine soktuklarını ve dünya nüfusunu en az üçte ikisini yok etme planlarını harekete geçirdiklerini de görerek hareket etmeyi öğrenmeliyiz belki de…

En büyük hedeflerinin İslam ülkelerini birbirine düşürmeleri ve özellikle dünyada Türk olarak var olan ırkı yok etmek olduklarını da bir düşünüp nedenlerini ortaya koymak gerek belki de..

Belki de hedeflerine giden yolda en büyük engel Türk milletidir…!?

Şöyle bir dünya halklarına bakalım, Avrupalılar belirlenmiş kurallarla yaşamayı ve itaat etmeyi kolaylaştıran bir toplum,orta doğu dinler ile yönetilen ve dini hükümlere göre esir edilmiş bir toplum, balkan ülkeleri kominizmin etkisinde zaten geriye asi ruhu ile TÜRKLER kalıyor.

Türkler üzerindeki oyunlarını Osmanlı üzerinden kuran ve siyonizme hizmet eden emperyalistleri alaşağı eden Atatürk bu gerçeği çoktan görmüştü ve mason localarını kapatmıştı.

Eğitime büyük önem verip yeniden dizayn etmişti.Ele geçirilmiş piyon ve tarikatların din üzerinden toplumu sömüren ve bilimden uzaklaştıran, sorgulayan beyinlerden uzaklaştıran sahte yapılar ile savaşmıştı.

Saltanatı kaldırıp tek adam yönetiminden millet iradesine geçip özellikle bir çok ülkeye hakim ve söz sahibi olan halifelik makamını kaldırmıştı.

Soğuk savaşın bitmesinden sonra, yani Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Samuel Huntington adında bir zat ‘medeniyetler çatışması’ diye bir tez ortaya atıp bu tezini,

1996 yılında yayınlanan,‘Medeniyetler Çatışması ve yeni Dünya Düzeni’ adındaki kitabında şöyle açıklıyor.

Huntington bu tezinde,Türk Anadolu medeniyetinin Arap-İslam medeniyeti ile Batı medeniyeti arasında sıkıştığı ve dolayısıyla bir seçim yapmak zorunda olduğunu belirtiyor.

Önerisi ise,Anadolu’daki Türkler, ikinci sınıf bir Batı medeniyeti olmak yerine, birinci sınıf Arap-İslam medeniyetini seçmeliler.

Bunun anlamı, Anadolu’daki Müslüman Türkler Batı dünyası ile ilişkisini kesmeli ve Arap-Müslüman kültürünün etkisi altına girmeli.

Ancak Samuel Huntington’a göre, buna engel olacak bir tek unsur var:

Atatürk ilkeleri ve Cumhuriyetin aydınlanma devrimleri! Samuel Huntington kitabında aynen şöyle diyor:

‘Eğer Türkiye bu rolü (Arap-İslam medeniyetinde birinci sınıf ülke olma rolünü) üstlenmek istiyorsa, Rusya’nın Lenin’in mirasını terk etmesinden daha sert bir şekilde Türkiye’nin de Atatürk’ün mirasını reddetmesi gerekir.Türkiye’nin (Batı dünyasında) parçalanmış bir ülke konumundan çıkıp (İslam dünyasında) çekirdek bir ülke olabilmesi için

Atatürk çapında, dini ve siyasi meşruiyeti olan bir lidere ihtiyacı var.”

Türkiye’de laikliğin kaldırılması gerektiğini de vurgulayan Huntington,

“Türkiye kendini laik bir ülke olarak tanımlamaya devam ederse İslam dünyasında liderlik rolünü oynayamaz”diyordu.

 Sanki Arap ülkeleri Türkiye’nin İslam dünyasına lider olmasını çok istiyor gibi Türkiye’nin önüne bir yine HALİFELİK muzu atılıyordu.

İşte Atatürk tüm bunların olabileceği gerçeğini görüp halifeliği kaldırmıştı. Düşünsenize şu anda halifelik makamı hala var olsaydı biz gereği icabı bu savaşta taraf olmaya zorlanan değil ,tam da göbeğinde en büyük zarar gören taraf olmaya mahkum bir devlet olabilirdik.

İşte bu gerçeklikte Gerçek Dindarlar,Atatürk’ün büyüklüğünü ve sadece ülkemize değil, İslam Âlemi’ne yaptığı büyük hizmetleri de görmezden gelmemiştir.

Verdiği kurtuluş mücadelesinde örneğini gördüğümüz gerçek dindarların ve din bilginlerin de desteğini almıştır.

Bunun yanında Siyonist çıkarların hizmetkarı emperyalistlerin uşaklığını yapan yobazlar da,borularını eskisi gibi öttüremediklerinden,

Atatürk’ün halkı aydınlattığı ve halkı din konusunda bilgilendirmesi işlerine gelmemişti.İşte bu kadim piyon dinbaz yobazlar yıllarca Atatürk düşmanlığını körükleyerek bu günlere kadar beslenebilmiştir.

Şimdilerde Cumhuriyeti yıkıp şeriat kuracağız demekten de korkmuyorlar arkalarındaki güce yaslanarak…

Konumuza dönersek, bu savaş TÜRKSÜZ ve TÜRKİYESİZ BİR HİÇTİR.

Burada akıl ve sağduyu ile taraf olmaktan kaçınıp projeler üretmeliyiz. Bilerek veya bilmeyerek oyunlarına ve hedeflerine alet olmamalıyız.

Nihilist bir nesil bizi de insanlığı da yok eder.

Örtülü BOP’un perde arkasında HİÇLİK VAR!

Sonunda TEK DİN LUSİFER’E TAPINMAK var!

Şimdi soru sorma ve sorgulama zamanı; bu durumda ,

*İsrail yok olmalı mı,yoksa varlığı desteklenmeli mi?

*Türkiye bir şekilde bu savaşa girerse ardından kimler gelir ve bu savaş hangi sınırlara ulaşır?

*Son din İslamiyet korunmalı mı yoksa yok olması ve yerine Lusifer’in dinine yer açmalı mı?

*Lusifer’e ( şeytana)  tapanların sınırsız monoblok dünya diktatörlüğü planları haYata geçer mi?

*Türkiye bunun neresinde? Ortada muzlu bir pasta gibi gösterilen ülkemiz,aslında  geri planda bu savaşın başrolünde mi?

*Bir tutam Gürcü,bolca Yahudi,orta karar Rum biraz da sivrisinek Ermeni ve Kürt kullanarak yapılabilir mi bu savaş?

*Ortada duran asıl pasta DÜNYA ve İNSANLIK MI?

Bütün bunları ve dahasını sorgularken aynı zamanda yüzyıllar öncesinden bir mektuptan yine öğreniyoruz ki,

insanlığı köleleştirip yeni bir din ile bu dinin Lusifer’ini tanrılaştırmak isteyenler hedeflerine atalarının yüzyıllar önce belirlediği kurallara kararlılıkla bağlı ve ilerliyorken,

Türk Milletini binyıllar öncesindeki atalarının töresini bilmeyen bir topluma eviren bu güç önünde duran engeli yavaş yavaş kaldırıyor.

TÜRK’ün Töresinde iyilik,doğruluk,dürüstlük,aileye devletine saygı ve bağlılık,doğayı ve vatanını korumak vardır.

Sen bilmezsin de düşman senden iyi bilir ve yok eder mayanı boza boza…

Değerlerine hatta kendine düşman eder şirinliği ve kurnazlığı ile..

Kendi örf ve geleneklerinden uzaklaşan toplumların yok olmaya mahkum edeceğini bilir sen bilmesende…

Yukarıda söylediğimiz gibi atalarının yüzyıllar önce belirlediği kurallara kararlılıkla bağlı ve ilerlerken seni güçlü kılan töreni karalayıp yok ettiler..

Ve sana bin yıllar öncesinden seslenen Atan Bilge Kağan’ın buyruğu ,

Üstte mavi gök,altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?

Ey Türk titre ve kendine dön!

 Ve bizi bu tuzakların eşiğinden döndüren M.KEMAL ATATÜRK’ün,

“Türk Çocuğu Atalarını Tanıdıkça Daha Büyük İşler Yapmak İçin Kendinde Kuvvet Bulacaktır.”
talimatı varken bu oyunu yeniden kuranların piyonu mu olacaksın?

Unutmayınız ki, Türk Milleti’nin kurtuluşu ancak; bilinçli, okuyan, kendini geliştiren analitik düşünceye sahip, kendi kararlarını verebilen, tarihini bilen algı ile yönetilemeyen gençlerde olacaktır.

Yine sorgulanması gereken başka bir soru,Şeytanı tanrılaştırmak isteyenlerin ,sanin etnik kavgalarının,sunni yada Alevi olmanın,Hristiyan,Müslüman ,Yahudilerin vahşice katledilmeleri ve hatta ekonomik çöküntülerin aç ve susuz insanların,depremlerin,

yangınların,sellerin,iklim değişikliğinin,küresel ısınmanın,hayvanların katledilen kadın ve çocukların hatta katledilen devletlerin umurunda mı olduklarını sanıyorsun..?

Hedeflerine giden her yol onlar için mübah!

Peki hedeflerine ulaştıklarında LUSİFER kim olacak sizce?

 Tüm duygularınızdan,partizan yaklaşımlarınızdan ve inançlarınızdan sıyrılarak aklın süzgecinden geçirip bu pencereden baktığınızda hangisi stratejik bir karar ve hangi taraf olmamız gerekir?

Doğru yolu bulduğunuzda insanlık kurtulacak ve küresel şişkolar yenilecek,biz kazanacağız.

 Albert Pike’in 15 Ağustos 1871 tarihinde yine başka bir Üstad-ı Azam olan İtalyan Giuseppe Mazzini’ye yazdığı mektubunu da aşağıya bırakıyorum.

***

Albert Pike’ın Mektubu, Kissenger’in Demeci ve Einstein’in Yorumu Işığında Yaşananlar

İlluminati(Aydınlanmışlar) isimli derin ve bir o kadar gizli yapıyı duymayan yoktur.

Birçok insan bu isme ve faaliyetlerine kulaklarını kapatsa da dünyanın dört bir yanındaki

MASONİK  yapılanmayı kimse inkar etmez.

Oysa Masonik oluşumlarının tümü İlluminati’ye hizmet eder.

ABD’nin Mason Üstad-ı Azam’larının ilklerinden biri olan Albert Pike’in 15 Ağustos 1871 tarihinde yine başka bir Üstad-ı Azam olan

İtalyan Giuseppe Mazzini’ye yazdığı mektupta günümüzü ilgilendiren önemli noktalar bulunuyor.

Mezkur mektubun içeriği kadar yazarının hayatı da ilginç.

Pike, 1861-1865 yılları arasındaki ABD İç Savaşı’nda Güney Ordusu içindeki bir komutandır.

Ancak yıllar sonra öldüğünde bu Güneyli komutanın heykeli Washington D.C’ye dikilecektir.

(Bu heykel 2020’deki George Floyd protestolarında göstericilerce boynuna halat geçirilerek yıkıldı.)

Washington yönetiminin kendilerine karşı iç savaş başlatan bir generalin heykelini merkezde dikmesi ilginç değil mi?

Bu sorunun cevabı Pike’ın mektubundaki HEDEFLERDE gizli.

William Guy Carr adında Kanada Kraliyet Donanmasından emekli olan eski bir istihbarat subayı

1950 yılında özenle gizlendiği(!?) söylenen bu mektubu ortaya çıkarır.

Mektup şu an British Museum’da ancak özel izinle görülebilmekte.

Pike, mektubunda Mazzini’ye şu amaçlarını açıklamış:

“Aydınlanmacı düşüncenin amacına ulaşması için öncelikle bir dünya savaşı çıkarmalıyız.

Bu sebeple; Rusya’da Çar’ı zayıflatıp, ateizmi ve Komünizmi hakim kılmalıyız.

Casuslar vasıtasıyla  çıkaracağımız Birinci Dünya Savaşı sonrası, Komünist düzeni iyice inşa etmeliyiz ki,

tüm hükûmetleri yıkabilelim ve tüm dini düzenleri zayıflatabilelim.

Ardından İkinci Dünya Savaşı’nı çıkarmalıyız ve bunu gerçekleştirmemiz için; Faşistler ve Siyonistler arasında savaşla sonuçlanacak bir gerginlik oluşturmalıyız.

İsimleri Nazi olacak olan Faşistleri, savaş sonunda yok etmeli ve savaş sonrası Filistin’de Yahudilerin ana unsur olacağı İsrail Devleti’ni kurmalıyız.

İkinci Dünya Savaşı sürecinde Uluslararası Komünizm mutlaka Hristiyanlığı dengeleyecek bir güce ulaştırılmalı…

Üçüncü Dünya Savaşı’nı çıkarmamız için; İslam Dünyasının liderleri ve Siyonistler arasında ajanlarımız vasıtasıyla,

ayrı düştükleri konular üzerinden gerginlik çıkarmalıyız ve bu savaş, Müslüman Arap Dünyası ve İsrail Devleti’nin birbirlerini yok edecekleri şekilde dizayn edilmeli..

Her şeyi yok etmek ve yıkmak isteyen Nihilist kitlelerin ve Ateistlerin önlerini açmalıyız ve müthiş bir sosyal çöküş provoke etmeliyiz ki

böylece bu kanlı kargaşa ve vahşetin doğurduğu korku içinde mutlak ateizm etkisi ortaya çıksın…

(Ateizm ve Deizm’den sonra) Bizler bu aşamada evrensel bildiriler yoluyla Lucifer’ın Saf Doktrininin ışığını insanlara vereceğiz…”

Pike’ın mektubu ve yıllar içinde yaşananlar ortada.

Bu mektubun gönümüz için bir benzerini de ABD’nin Derin Bilgesi(!) Henry Alfred Kissenger’in yorumlarında görüyoruz.

2017’de katıldığı bir programda gelecekle ilgili hedeflerini paylaşan Kissenger şunları söylüyor:

“…Büyük Rus ayısı ve Çin orağı uykudan uyanacak ve ardından İsrail bütün silahlarıyla öldürebildiği kadar Arap öldürecek.

Umarım her şey yolunda gider ve Orta Doğu’nun yarısı İsrail’in olur.

Askerlerimiz kurallara uyacak ve Müslümanları küle dönüştürecek, sokaklarda çılgın Rus ve Çinlilerle savaşacak.

Kazanan global bir hükûmet olacak…”

Benzeri tespitin birçok kişi tarafından yapıldığı Albert Einstein’a atfedilen bir vecizede şöyle denir:

“3. Dünya Savaşı’nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya Savaşı’nda taş ve sopalar olacağını biliyorum”

İlluminati çatısı altındaki Masonik Zihinlerin bu hedeflerine bakıldığında;

“Batı Medeniyetini, insanlığın yürüyüşünde başına gelen bir kaza’ya” benzeten Seyyid Hüseyin Nasr’a hak vermemek mümkün mü?

Tarih sever, Araştırmacı gazeteci ve yazar.