Sıra Rehabilitasyon Merkezlerine (mi) Geldi? – Yusuf İpekli Yazdı

Eğitim sistemimizin en önemli ayağı hiç kuşkunuz olmasın ÖZEL EĞİTİM‘dir. Özel eğitim bir yandan devletin resmi kurumları olan görme, işitme, ortopedi, otizm gibi ihtisas okullarında devam ederken bu okulların bıraktığı açığı özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri doldurur.
Bu merkezler devlete bağlı olarak çalışan özel kurumlardır. Kurumların sahibi devlet değil şahıslardır. Kurum sahipleri MEB’e bağlı olarak MEB’in ilgili mevzuatına göre kurumlarını yönetirler. Bu hizmetleri karşılığında devletten ödenek alırlar. Bu ödenek her yılın ocak ayında maliye bakanlığı tarafından belirlenir. Kurum sahipleri kurumun kira, elektrik, su, yemek, doğalgaz, servis ve en önemlisi personel giderlerini aldıkları bu ödenekten karşılarlar. Üstelik bu ödenekten devlete vergi verir, SGK giderlerini öder.
İşte bugünlerde rehabilitasyon merkezlerinin yılda bir sefer yapılan ödenek artışları yine gündemde.
20 milyona yakın öğrencinin karne aldığı bu güzel günde bakanlık sinyali vermiş, rehabilitasyon merkezlerinin 2026 yılı ödenek artış oranı ℅17.
Harca harca bitmez değil mi? O halde hayırlı, uğurlu, bol bereketli olsuuun!
Şimdi ilgili herkes derin bir feveran içinde haykırıyor: “Ödenekteki artış yetersiz!”
Bir çok yanlış arasında bu feveran doğru.
Feveran doğru olmasına doğru da zemin eğri, muhatap yanlış, yöntem uygun değil.
Günah keçisi belirlendi, konfederasyon başkanı.
Neymiş efendim konfederasyon başkanı bakan(lık)larla uzlaşmış. Göstermelik demeçler veriyormuş. Danışıklı dövüşmüş.
Hayretler içindeyim.
Neden?
Ses yükseltenlerin konfederasyon başkanının muhatap alınmayacağını bilmiyor olmaları. Güç farklı çünkü, güç büyük, güç çok büyük. Oysa ilgili kitle gücün farkında değil.
Bu neye benziyor biliyor musunuz?
Hani son zamanlarda ülkemizde kitlesel bir sorun var, uyuşturucu.
Üç beş ekran yüzünü sakız gibi çiğneyip durmaktan başka ne yapıyoruz? Baronlara dokunan, dokunabilen var mı, yok. Biz omcadaki hastalık yerine bağın yaprağına odaklandık, o yaprak dün de hastaydı, bugün de hasta.
Biz de asıl sorumluyu bıraktık tali unsurlarla uğraşıp duruyoruz.
Öyleyse biz şu ödenek meselesine dönelim.
Lamı cimi yok, ℅17 artış demek bir çok rehabilitasyon merkezinin kapanması demektir. Bu kapanmanın doğal sonucu ise atanmayan binlerce öğretmenin işsiz kalmasına yol açar. On binlerce özel gereksinimli öğrencinin / bireyin sokağa bırakılması dolayısıyla suça itilmesi anlamına gelir.
Zira bir kaç gün önce hükümet rehabilite ilgili ne dedi, 27 yaş üstü bireyin özel eğitime ihtiyacı yoktur.
Demek ki neymiş, ödenek artışı ile hükümetin özel eğitime bakış açısını birlikte ele almak gerekiyormuş.
Elbette olayın başka boyutları da var.
1) Hükümetin mali politikaları iflas etti, hazine tamtakır, bütçe kaynakları hazine garantili gereksiz havaalanlarına, otoyollara, köprülere yani ranta akıyor. Eğitime ayrılacak para yok.
2) Halk gerçekten duyarsız. Olaylar ve olanlar karşısında bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı içinde. Halk bu anlamda yeterli tepki vermekten çok uzak. Dün emekli için sesini çıkarmayanlar, enflasyon rakamlarının uyduruk olduğunu görmeyenler, hayat pahalı diyenlere hain gözüyle bakanlar bugün feveran içinde. Oysa ne diyordu ideoloji, “Susma sustukça sıra sana gelecek!“. Oysa bu anlayışın sokak jargonu ne idi, ” Men dakka dukka!“.
3) Rehabilitasyon merkezlerinin itibarı ne durumda peki? Hadi yumuşatıp olumsuz diyelim. Ne olacak o zaman? Tekelleşme. Bu işin arkasında olan güçler var. Bu güçler rehabilitasyon merkezlerine göz dikmiş durumda. Hiç şüphesiz hayır işi yapıyoruz deyip sonra miras kavgası yapan hatta hatta birbirini öldüren yapılar.
Sözün özü şu ki buna dense dense celladına aşık olma denir.
Yani, yanisi ne biliyor musunuz?
Yarın seçim olsa, başkası mı, asla; denir mi denmez mi?
O zaman maşallah maşallah, yüzde on yediye de nazar değmez inşallah…
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN








