Yozlaşmadan Soysuzlaşmaya – Prof.Dr. Duran Bülbül Yazdı

Prof. Dr. Duran Bülbül, Türkiye’de siyasal yozlaşmanın artık yolsuzluk boyutunu aşarak toplumsal ve ahlaki çöküşe dönüştüğünü belirterek, yapısal reform çağrısında bulundu.
Türk siyasal yaşamında yeniden yapılanma kaçınılmaz olmuştur. Türk siyasal yaşamındaki yozlaşma ve yolsuzluk, adeta bir yarış hâlindeyken çıktısı soysuzlaşma olmuştur.
Yozlaşma, yolsuzluk ve soysuzlukla mücadele artık lokal önlemlerle düzelmesi mümkün olmayan bir noktaya gelmiştir. Yapısal bir reform şart olmuştur. Siyasal yozlaşma ve yolsuzlukla mücadelede en büyük görev, devletin en üst kademesinde görev yapan yöneticilere düşmektedir.
Siyasal yozlaşmalarla mücadelede başarıya ulaşmanın birinci şartı siyasal irade ve etkin liderliktir. Üst yönetimin kararlı ve inançlı olması, siyasal yozlaşmaların çok ivedi şekilde ortadan kaldırılması ve toplumsal düzenin tüm alanlarında ahlakın ve erdemin hâkim kılınmasıyla olanaklıdır.
Siyasal yozlaşmaların ve yolsuzlukların ortadan kalkması için güçlü bir toplumsal iradenin olması gerekir. Ülkemizde yolsuzluklara ve soysuzluklara karşı oluşacak toplumsal muhalefet, siyasal manipülasyonlar yoluyla bastırılmakta, daha doğrusu üstü örtülmektedir. Unutmamak gerekir ki, son bir yıldır muhalefet tarafından üstü kapatılmaya çalışılan yolsuzluk ve yozlaşmalar, artık toplum nezdinde soysuzlaşmaya dönüşmüştür.
Kurumların değerleri ve siyasi etik standartlarının zamanla bozulması, liyakatten uzaklaşma, güçler ayrılığının zayıflaması ve şeffaflık ile denetim eksikliği topluma yozlaşmayı dayatırken; diğer yandan ahlaki çöküş ve karakter bozulması da soysuzlaşmayı beraberinde getirmiştir.
Ülkemizde siyasi yozlaşma, sadece siyasetçileri değil, tüm sistemi ve toplumun günlük yaşamını etkileyen zincirleme sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:
Birincisi, kurumlara güven sorunu ve erozyon yaratmıştır. İnsanlar, devlet kurumlarının adil ve tarafsız işlemediğini düşünmeye başlamaktadır. En önemli tehlike ise Meclis’e olan güvenin azalmaya başlamasıdır. Bu durum, vatandaşın sisteme etkin katılımını engellemektedir.
İkincisi, kamu görevlerine en yetkin kişilerin değil, siyasi olarak yakın olanların getirilmesi artık toplumda bir inanç hâline dönüşmüştür. Bu ise devletin verimliliğini düşürür ve uzun vadede hizmet kalitesini bozar.
Üçüncüsü, ekonomik maliyetler artmaya başlamıştır. Yolsuzluk ve kötü yönetim yatırım ortamını olumsuz etkilemekte, kaynakların verimli alanlara değil, siyasi çıkarların olduğu yerlere yönlendirildiği düşüncesi toplumda kabul görmektedir. Bu durum büyümeyi yavaşlatmakta, işsizlik ve gelir eşitsizliğini artırmaktadır.
Dördüncüsü, hukukun üstünlüğü zayıflamaktadır.
Beşincisi, siyasal kutuplaşma artmakta; bu da uzlaşmayı zorlaştırmakta ve siyasi dili daha sert hâle getirmektedir.
Altıncısı, demokratik ilerlemenin yerini demokratik gerileme almaktadır.
Yedincisi, toplumsal normların değişmesi dayatılmaktadır. “Kurallar zaten işlemiyor, yolsuzlukların hesabı sorulmuyor” anlayışı yaygınlaşırken, bu durum bireyleri daha fırsatçı davranmaya yönlendirmektedir.
Sonuç olarak yozlaşma yolsuzluğu, yolsuzluk ise soysuzlaşmayı doğurmuştur. Yolsuzluğun ekonomik maliyetini toplum maddi bedel ödeyerek bir nebze telafi edebilir; ancak soysuzlaşmanın ahlaki ve kültürel çöküşünün bedeli hem maddi hem de manevi olarak çok daha ağırdır ve toplumda ahlaki erozyon hissini kalıcı hâle getirebilir.
Ülkemizdeki en önemli tehlike; yozlaşma, yolsuzluk ve soysuzlaşmadır. Toplumda etik ilkeler aşınmakta, dürüstlük normlarından ve ortak değerlerden uzaklaşılmakta, yolsuzluk normalmiş gibi algılanmaya başlanmakta; sonuç olarak toplumsal güven ve barış bozulmaktadır.








