Tarih Sahnesine Dönmeye Hazır Bir Dünyada İran-İsrail Savaşı… Nurdan Savaş Yazdı

Tarih Sahnesine Dönmeye Hazır Bir Dünyada İran-İsrail Savaşı… Nurdan Savaş Yazdı
Yayınlama: 18.06.2025 17:16
A+
A-

Ortadoğu bir kez daha alev aldı yine tarih yazıyor, ama bu kez kalemle değil, füzeyle. Ancak bu kez kıvılcım yalnızca bölgesel bir yangın değil,küresel bir ormana sıçrama tehlikesi taşıyor.

İran ile İsrail arasında yükselen gerilim artık sınır ötesi mesajlarla değil, doğrudan silahlarla veriliyor.

İran ile İsrail arasında başlayan sıcak çatışma, sadece iki devletin çatışması değil; küresel bir depremin habercisi. Tarihin çoktan unuttuğumuzu sandığımız büyük hesaplaşmasının ayak sesleri.

Sahada dökülen kan, aslında masa başında yürütülen büyük bir oyunun parçası. Ve biz, Türkiye olarak bu oyunun tam ortasındayız. Hem sınırın ötesindeki sıcak cepheyle hem içeride derinleşen sinsi tehditlerle karşı karşıyayız.

Dünyanın Yeni Cephe Haritası

İsrail’e tam destek veren ABD, Doğu Akdeniz’de askeri varlığını artırıyor. Fransa ve İngiltere klasik NATO refleksiyle bu çizgiye yedeklenmiş durumda. Çin, daha çok ekonomik yolları korumakla meşgul ama sessizliği fırtınadan önceki sakinlik gibi. Rusya ise tam bir fırsatçı refleksiyle NATO’yu güneyde oyalamanın planlarını yapıyor.

İran, bölgede Şii milisler aracılığıyla kuşatmayı genişletmeye çalışırken, Lübnan’dan Yemen’e kadar birçok cephede vekil güçler aracılığıyla savaş yürütüyor. İsrail ise bunu “varoluş savaşı” olarak ilan etti.

Bu sadece bir bölgesel çatışma değil. Bu, yeni bir dünya savaşının ayak sesleri.

Yeni Cepheler, Eski Oyuncular

Görünen o ki dünya yeniden ikiye bölünüyor. Bir tarafta İsrail’i koşulsuz destekleyen ABD ve Batı bloğu; diğer tarafta İran’ın güvenlik kaygılarını meşru bulan Rusya, Çin ve onların gölgesindeki güçler. Bu bir satranç değil, bu bir mayın tarlası. Her adımda küresel dengeler sarsılıyor.

Amerika, İsrail’in güvenliğini kendi bekasıyla eş tutuyor. Fransa, İngiltere ve Almanya, söylem düzeyinde destek verse de bu yangının kendi kapılarına dayanmasını istemiyor. Çin, sahnede gölgede kalıyor ama ticaret yollarını ve enerji hatlarını tehdit eden bu savaşa uzun süre ilgisiz kalamaz. Rusya ise adeta fırsat kolluyor: NATO’yu meşgul edecek her kriz, onun lehine bir manevra alanı açıyor.

Görünen o ki dünya yeniden ikiye bölünüyor.

Bu, Sadece Bir Bölge Savaşı Değil

Bu çatışma, artık vekâlet savaşlarının ötesine geçmiş durumda. Suriye ve Lübnan’dan Yemen’e uzanan hatta İran destekli milisler, İsrail’e karşı pozisyon alırken, ABD uçak gemileri Doğu Akdeniz’de nöbette. Bu bir ön ısıtma değil; bu, dünya savaşına giden sürecin provaları.

Savaşın yoğunlaştığı bu coğrafya, aynı zamanda dünya enerji yollarının kalbi. Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve Doğu Akdeniz… Buralarda atılacak her füze, sadece askeri değil, ekonomik krizlerin de fitilini ateşleyebilir. Ve bu kez bedel yalnızca savaşan ülkelerin değil, tüm insanlığın üzerine çöker.

Türkiye : Tarihin Kıskacında Strateji Üretmeli, Denge Oyuncusu mu, Tarih Yazan mı?

Peki bu tabloda Türkiye ne yapmalı?

Türkiye bu yangının tam kıyısında duruyor. Ne tamamen Batı’nın tarafında, ne de İran’ın ekseninde. Bu politik denge, kısa vadede avantaj sağlayabilir. Ama yetmez.

Ankara, diplomasi sahnesinde etkinliğini artırmalı. Ateşi söndüren değil, masayı kuran ve şekillendiren ülke olmalı. Aynı anda, askeri hazırlık ve sınır güvenliği en üst düzeyde tutulmalı.

Çünkü bu savaş, yalnızca sınırın ötesinde değil. Bu savaşın iç cepheleri de var.

Suriye’deki YPG/PYD, Batı’dan hâlâ destek alırken İran’a yakın bazı milis gruplarla zımni ittifak kurmuş durumda. Hedef net: İran zayıflarsa, o boşlukta Batı Azerbaycan’dan Hakkâri’ye uzanan yeni bir “kanton” projesi devreye sokulacak. Harita masaları çoktan kuruldu.

Güney sınırlarımızdaki terör koridoru ihtimali artık teorik değil, pratik bir tehdit. Bu süreçte, iktidar sadece terörü değil, terörün siyasi dile bürünmüş hallerini de kararlı şekilde karşılamalıdır.

İktidar, dış politikadaki dengeli duruşunu iç güvenlik politikasıyla desteklemek zorundadır. Artık “açılım” gibi geçmişte kalması gereken zeminlerin hatırlatılması bile millî güvenlik sorunudur. PKK’nın kökünü sadece dağda değil, siyasette ve kültürel meşrulaştırmada da kurutmanın  politika geliştirmelidir.

İran-İsrail geriliminin doğurduğu kaostan cesaret bulan PKK ve onun siyasi uzantıları, Türkiye’nin doğusunda ve sınır ötesinde yeniden alan kazanmaya çalışıyorken, Kandil’deki ses, Diyarbakır’daki oy pusulasına sızmamalıdır.

İçeride ise bazı “demokratik siyaset” maskesi takan odaklar, bu süreci fırsat bilerek PKK söylemini meşrulaştırma çabasında. İsrail’e söz söyleyen ama İran’a göz kırpan, PKK’yı lanetlemekten kaçınan bir siyasal söylem, halkın aklıyla alay etmeye başladı. Ve ne yazık ki bazı dönemlerde iktidarın da bu odaklarla “gizli denge” arayışında olduğu da hafızalarda.

Bugün Susmak, Yarın Diz Çökmektir

Kamuoyunun da artık fark etmesi gereken bir gerçek var: Bu savaş bize uzak değil. Bugün Tahran’da, yarın Halep’te, ertesi gün belki Hakkâri’de. Bu yüzden Türkiye olarak “tarafsızlık” kisvesiyle susmak değil, akıllı ve onurlu bir duruş sergilemek zorundayız. Aksi halde başkalarının savaşında figüran, kendi geleceğimizde mağdur oluruz.

Unutmayalım: Dünya yeniden şekilleniyor. Bu defa ya tarihi yazanlardan olacağız ya da yalnızca okuyanlardan.

Milletin Görevi: Uyanık Kalmak

Ülkemize içeriden ve dışarıdan belirginleşen tehditlere bugün halk olarak sessiz kalamayız.Bu savaş bizim sandığımızdan daha yakın, daha sinsi ve çok cepheli. Dışarıda ordular, içeride projeler yürüyor.

Eğer Türkiye, içeride bölücülüğe karşı milli birliği sağlayamazsa; dış politikada hangi masada oturursa otursun, sözünün anlamı olmaz. Bu coğrafyada zafer, yalnızca silahla değil, birlikle kazanılır.

İktidar artık ayrıştırıcı dilden uzak birleştirici ve adil olmak zorundadır.

Son Söz: Bu Savaşta Taraf Olmamak da Taraf Olmaktır

Türkiye artık bir tercih eşiğinde. Dışta savaş, içte bölünme tuzağı. Taraf olmadan ayakta kalmak mümkün değil. Ama taraf olmak, akılla, stratejiyle ve kararlılıkla olur.

Tarih bizi izliyor.

Ya susacağız ve figüran olacağız… ya da duruşumuzu koyup tarih yazacağız.

Tarih sever, Araştırmacı gazeteci ve yazar.