Terörsüz Türkiye iyi de… – Yusuf İpekli Yazdı

Ülkemiz, cennet yurdumuz; bizim insanlar, bizim güzel insanlarımız; gökyüzü ve yeryüzü; dağlar, denizler, ormanlar, hele ormanlar; kundaktaki bebeler, anneler, dizi tutmayan, gözü görmeyen koca koca çınarlarımız; sular, kara toprak; askerler, kahraman yiğitlerimiz; yurtsever aydınlar, gazeteciler, öğretmenler; ilkokuldan üniversiteye çocuklar, gençler; emekçi halk, köylü, memur, özellikle emekli herkes, her şey TERÖR‘ün acımasız pençesi altında cayır cayır yanıyor, kavruluyor.
Ben ağacım biliyor musunuz, karaçam, meşe, şimşir, gürgen, yemişen… Bir kibrit çöpü, söndürülmeden atılan sigara, aşka gelen güneş ışınlarının kırık cam parçası sayesinde çıkardığı alev. Ya elektrik tellerinden sıçrayan çıngı. Fi tarihinden kalan, özelleştirme kurbanı fincanlardan çıkan ateşin yurdun dört bir yanını sarması. Satılan, çalışmayan, yenisi alınmayan yangın söndürme uçakları. Kasıt, kasıtlı yakılan ağaçlar, kuşlar, çiçekler… Yakılan yerlerin ışık hızıyla orman vasfından çıkarılması. Terör işte, hem de silahsız, bıçaksız, kalem – kelam terörü…
Ozan Mihmeti Baba‘nın dediği gibi, “Oy benim denizim, vay Karadeniz…“!
Bakınız ben çoluk çocuk bir kaç günlüğüne, borç harç edindiğim parayla, dinlenmek için gittiğim otelde diri diri yanan orta sınıf gelir sahibi yurttaşım. Gittiğim otelin ruhsatı var, alarmı yok. Yangın musluğu var, suyu yok. Yangın merdiveni göstermelik. Güvenlik yok, tedbir yok, üstüne üstlük suçlu ortada, ancak hesap soracak irade yok irade.
Terör, hem de silahsız, bıçaksız, ihmal terörü…
Öte yandan zemin etüdü filan yapılmadan, oynak arazi üzerine dikilen, adı rezinsdans, kendi gecekondu olan binalarda, üstelik kredi borcu omzunda kalan eşime, çocuklarıma, anama, babama, komşularıma kendi ellerimle mezar yaptığım binanın sahibi, deprem mağduru garibim. Bu işten mütahit, bu işten yapı denetim, bu işten belediye, bu işten çevre bakanlığı hiç ama hiç sorumlu değil. Çünkü suçlu benim, sorumlu benim, yüreği yanan, ölen, olmadı öldüğü ile kalan ben…
Şimdi söyler misiniz, terör için illa silah, bıçak, top, tüfek mi lazım?
Ayrıca ben, mağarada zehirlenen mehmetçik, susuzluktan organ yetmezliğine tutulup şehit düşen, bedelli askerliğe para bulamamış, gariban ana babanın işsiz güçsüz göz nuru.
Ben sel önüne dik(tir)ilen binalarda sele kapılıp çamur deryasına bulunan, ölüsü bile kayıp kader kurbanıyım.
Ben Soma’da, İliç’te göçen maden ocaklarında göz göre hayatını kaybetmiş işçi, ben gündüz gözünde sokak ortasında hayatı hiçe sayılarak katledilen Ayşe, İrem, Gülsultan, Sevgi; ben töre cinayetine kurban giden bebe, ben hızlı tren kazasında hayatı kararan genç, ben uyuşturucu ağına düşürülerek yaşamı çalınan gencim.
Ben terör kurbanıyım hem de dikkatsizlik, tedbirsizlik, rant hırsı, liyakatsiz atamalarla koltuklara oturan yandaş, yalaka haysiyetsizlerin vurdumduymaz tavır ve davranışlarının meydana çıkardığı terörün kurbanı.
Ben terör kurbanıyım. Beş liralık suyu şehir hastenesinde tam beş katına içen, birinci sınıf devlet memuru emeklisi olmama karşın şakır şakır ilaç parası ödeyen, ben açlığa mahkum SGK’lı, ben asgari ücret altında inim inim inleyen işçi, ben el aleme olduğu kadar sadakaya muhtaç olan aç, perişan vatandaş; ancak sadece seçim günü hatırlanan, din, iman, Kuran, cennet vaadiyle oyalanan kişiyim.
Biz milyonlarız. Ekonomi terörünün kıyma makinesine attığı yaşamayı sadece nefes alıp vermek sanan, aslında herşeyi bilen fakat elinden bir şey gelmeyen belki de her seferinde elim kırılsaydı deyip vazgeçen, yüreği güzel Anadolu’yum. Ben acının göz yaşı, ben seçim zamanı siyasetin baş tacıyım.
Ben doğruları yazdığı için tutuklanan hücre mahkumu, ben halkımın helal oyları ile seçilmiş belediye başkanı, ben yalan söylemediği için ceza alan akademisyen, ben vergi yükü altında inleyen kepek indirmiş esnaf, ben havlu atmış borçluyum.
Ben uyulmayan, umursanmayan anayasa, ben ancaktan sonra başa çorap ören kanun maddesi, ben sık sık ihlal edilen yönetmelik, ben işine gelenin işine geldiği gibi yorumladığı ceza maddesi, ben parası pulu olmadığı için sorgusuz sualsiz mahkum olan kader kurbanıyım.
Barış güverciniyim, zeytin. Fakirin sofrasında vitamin, protein, yağ… Ben kepçe darbesiyle yok edilen umut, asırlık ağaç, ben madene kurban edilen ekmek kapısı.
Ben terör kurbanıyım, gözü dönmüş para babalarının elinde silaha dönüşen güç terörünün kurbanı…
Bakmayın siz bana…
Ben aslında cumhuriyetim. Gazi’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti. Damarımda asil kan dolaşıyor. Sınırlar namusum. Toprağı en kutsal varlık, bayrağı göklerden inmeyecek emanet, vatanı canımı verecek kadar koruma gücüne sahip vatandaşım. Ben cumhuriyetin yetiştirdiği öğretmenim. Atatürk cumhuriyetinin başı dik, alnı açık, onuruyla yaşayan, yüreği sevgi dolu milyonum.
Bölücülüğünden, yıkıcılığından, kıyıcılığından, eli kanlı oluşundan zerre kadar kuşku duymadığım silahlı terörün yok olduğu, terörsüz Türkiye iyi de, ya silahsız, bıçaksız can yakan, kan emen, yalancı, talancı, yağmacı terör. Ya millet yerine ümmet denilen zihniyetin ortaya koyduğu ayrıştırıcı dil, ya bizim imam hatipliler diyecek kadar kendinden geçmişlerin tehdit, baskı ve mobing terörü.
Benim de çok istediğim terörsüz Türkiye olacaksa misak-ı milli sınırları ile oynamadan, Atatürk cumhuriyetinin kodlarına dokunmadan, laiklik başta olmak üzere hayatımızın sigortası olan kurum ve kuruluşlara el ve dil uzatmadan, BOP’un kirli hedeflerine şehitlerimizin tertemiz kanını feda etmeden topyekün bir seferberlikle gerçekleşmelidir.
Ve kazanan iç güç, dış güç filan değil mutlulaka büyük Türk milleti olmalıdır.
Karar sizin güzel insanlar, karar hepimizin…
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN








