Tarihini bilmeyen milletler pusulasız gemi gibidir, sığınacak liman bulamazlar – Türker Ertürk Yazdı

Türk Denizciliği, ilk büyük darbesini 454 yıl önce bugün 7 Ekim 1571’de Korent Kıstağı’nda bulunan İnebahtı yakınlarında yapılan deniz savaşında, Haçlı Donanması’na karşı alır. Sonuç bizim için gerçekten faciadır. Donanmamızla birlikte çok sayıda yetişmiş insan gücümüzü, denizcimizi kaybettik. İnehbahtı darbesinin en büyük sonucu ise; Osmanlı Donanması’nın Barbaros ve Preveze (1538) ile ulaştığı Akdeniz’deki üstünlüğünün artık sona ermesidir. Bir daha bu üstünlük sağlanamaz. Vatikan, hala her yıl 7 Ekim’i kutlar ve anar. Avrupalı tarihçilere göre İnebahtı’da elde edilen en önemli sonuç; “Türklerin yenilmezliği efsanesinin sona ermesidir”
Türk Denizciliği, ikinci büyük darbesini 18’inci yüzyılda Çeşme’de alır. Ruslar güneye, sıcak sulara inmek, Osmanlı Devleti’ni zayıflatarak bölmek, Ortodoks dayanışması içinde bulundukları ve Osmanlı tebaası olan Yunanlılar arasında isyan çıkartmak ve Rusya yanlısı bir Yunan Devleti kurmak istiyorlardı. Osmanlı-Rus Savaşı (1768 -1774) devam ederken, Aleksey Grigoryeviç Orlov komutasındaki Rus Donanması, Baltık Denizi’nden Akdeniz’e gönderilir.
Osmanlı’da ise gaflet ve dalalet hakimdi. Osmanlı Donanması’nda hesap, hendese, akıl ve bilim yoktu, muzafferiyet için metafizik beklentiler esastı. O dönemde, amirallik makamları ve kalyon kaptanlıkları liyakate göre değil, yakınlık ve rüşvet gibi faktörlere bağlıydı.
Donanmamızın başında bulunan Kaptanıderya Hüsamettin Paşa, düşmanla açık denizde savaşmaktan yana değildi. Emrindekilerin ikazına ve uyarılarına rağmen; donanmayı 1 mil genişliğinde ve 2 mil uzunluğunda olan Çeşme Koyuna soktu ve demirletti. Çeşme önlerine gelen Rus Donanması, 6-7 Temmuz 1770’de, Donanmamızı savaşmasına bile imkân vermeden tamamen yaktı. Bu baskının Osmanlı’ya en büyük maliyeti ise; Karadeniz’deki Osmanlı egemenliğinin sonunu getirmesi ve bu denizi Ruslarla paylaşma durumunda kalmasıydı.
Türk Denizciliği, üçüncü büyük darbesini Navarin’de aldı. İngilizler, Fransızlar ve Ruslar aralarında anlaşarak, Yunanistan’a bağımsızlık verilmesini istediler. Sultan II. Mahmut bu isteği reddetti. Bunun üzerine, Baltık Denizi’nden yola çıkan Rus Donanması’na intikal sırasında İngiliz ve Fransız Donanmaları da katılarak, müttefik bir Haçlı Donanması meydana getirdiler.
O sırada Mora isyanı devam ediyor, Osmanlı ve Mısır Donanması ise bugünkü Yunanistan’da bulunan Navarin Limanı’nda bulunuyordu. Navarin önlerine gelen Haçlı Donanması, Osmanlı ve Mısır askerlerinin Yunanistan’dan çekilmesini istedi. Bu istek, o sırada donanmanın başında bulunan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu olan İbrahim Paşa tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine Haçlı Donanması hileye başvurarak, savaşmak istemediklerini ve sadece limana girmek istediklerini bildirdiler. Kabul edilmesi üzerine Haçlılar, 20 Ekim 1827’de limana girerken karşı taraftan ateş edildiği bahanesi ile savaşı başlattılar.
Tam bir baskın şeklinde gelişen bu savaşın sonu bir felaketti. Osmanlı-Mısır Donanması, lojistik gemileri hariç 50 savaş gemisini ve 6000 denizcisini kaybetmiş, karşı taraf ise 177 denizci kaybetmesine rağmen, hiç savaş gemisi kaybetmemiştir. Sanırım, bu rakamlar baskının boyutlarını ortaya koymaktadır.
Navarin Baskınının en önemli neticesi; Rusya’ya, Osmanlı’ya karşı savaş açma fırsatı vermiş olması ve kısa bir süre sonra Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıdır.
Türk Denizciliği, dördüncü büyük darbesini Balyoz baskını ile aldı. Balyoz’u, İnehbahtı, Çeşme ve Navarin’den ayıran en önemli fark; Haçlıların bu sefer cephede değil, cephe gerisinde olması ve cepheye işbirlikçilerini sürmesi idi. Ayrıca; bu sefer sadece denizciler değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamı baskına ve saldırıya uğradı.








