Üçüncü Yol – Melih Demirel Yazdı
Melih Demirel, Türkiye’nin çıkmaz siyasetinden kurtuluş için Atatürk’ün yolunu işaret ediyor: Üçüncü yol, milletin diriliş ve bağımsızlık mücadelesi.

Türkiye’nin bugünkü siyasi iklimine baktığımızda, insanı umutsuzluğa sürükleyen bir manzarayla yüzleşiyoruz. İktidarın kibri ve yorgunluğu ortada; ama muhalefetin dağınıklığı, tutarsızlığı ve teslimiyetçi dili de en az onun kadar milletimizin umudunu tüketiyor. Çare diye sunulan yollar, aslında çıkmaz sokaklardan ibaret. Her tartışmada milletin önüne vizyon diye konulan şey, aslında günü kurtarmaktan başka bir anlam taşımıyor. Halkın gözünde umut ışığı giderek solarken, geriye yalnızca “bizi kim kurtaracak?” sorusu kalıyor.
Oysa biz, cevabı çoktan verilmiş bir milletiz. Çünkü bu memleketin asıl yolu bellidir. Türkiye, birkaç kişinin şahsi ikbaliyle, pazarlık masalarının kirli hesaplarıyla yön bulamaz. Bu milletin geleceği, günübirlik siyasetlerin elinde heba edilemez. Bizim için bir üçüncü yol vardır. Bu yol, bugünün kısır çekişmelerinden doğan değil, milletin şanlı tarihinden süzülüp gelen bir yoldur. Karanlığın en koyu anında bile doğan bir ışık, sarsılmaz bir iradenin adı, bir milletin yeniden diriliş destanıdır.
Bu yol siyaset üstüdür!
Üçüncü yol; yorgunluğun değil, direncin; teslimiyetin değil, başkaldırının; korkunun değil, cesaretin yoludur. Bu yol, şahsi menfaatlerin değil, milletin ortak menfaatinin; günübirlik çıkarların değil, gelecek kuşakların bağımsızlığının yoludur. Bir istikamet, bir iddia, bir varoluş meselesidir.
Bugün umutsuzluğa kapılanlar bilmelidir ki, bu toprakların mayasında umut vardır. Çünkü bu millet, esareti asla kabul etmemiştir. Sevr’i yırtıp atan da bu millettir, işgal ordularını aziz vatanın bağrından söküp atan da… Yedi düvele karşı ayağa kalkmış, yokluk içinde ilelebet payidar kalacak bir cumhuriyet yaratmıştır. Bugün de yeniden kalkacaktır. Yeter ki hatırlayalım, yeter ki inanalım, yeter ki yürümek için cesaret gösterelim.
Ve bu cesaret yalnızca bir dönemin değil, her dönemin gençlerinde yeşermiştir. Dün, Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken hangi ruhla yola koyulduysa, Deniz Gezmiş ve arkadaşları da darağacına giderken aynı ruhla “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” diye haykırıyordu. O gençlerin yüreği, Atatürk’ün yolunun devamıdır. Onların gidişi bir bitiş değil, bir çağrıdır: Memleket uğruna, bağımsızlık uğruna, hürriyet uğruna her şey göze alınabilir. Nazım Hikmet’in dediği gibi: “En güzel deniz: henüz gidilmemiş olanıdır. En güzel çocuk: henüz büyümedi.” İşte o deniz, o çocuk, bu milletin yarınlarıdır.
Bu yol siyaset üstüdür demiştim. Üçüncü yol, bir partinin değil; milletin yoludur. Bir zümrenin değil; tüm halkın yoludur. Bu yol, halkı ayrıştıran değil, birleştiren; günü kurtaran değil, yarını kuran; dışarıdan medet uman değil, kendi öz gücüne güvenen bir yoldur. O yolun kılavuzu milletin iradesi, pusulası hürriyet ve bağımsızlık, hedefi ise çağdaş uygarlık yolunda tam bağımsız bir Türkiye’dir.
Bugün önümüzde aslında iki seçenek yoktur. Tek bir seçenek vardır: Ya adalete, çaresizliğe, günübirlik pazarlıklara teslim olacağız ya da yeniden dirilişin, millet iradesinin, Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin yanında dimdik duracağız.
Üçüncü yol, bu toprakların şerefli evlatlarının omuz omuza yürüdüğü, bir kez daha ayağa kalkacağı yoldur. Dün Sakarya’da nasıl ayağa kalktıysak, bugün de yeniden kalkmaya mecalimiz ve kudretimiz vardır.
Unutmayalım: Üçüncü yol, Atatürk’ün yoludur, bu yola revan olmak boynumuzun borcudur.
Ve en önemlisi bu yolun bedeli defalarca kez ödenmiştir. Şahidimiz tarihtir.
Şimdi bize kalan; biri bin yapacak cesaretli yüreklerle, yorulmak kelimesini literatüründen çıkarmış azim ve kararlılıkla yürümektir…
Kalemin mesaisi bitmeden…
Kurtuluş mücadelesinde Mustafa Kemal Samsun’dan Havza’ya geçerken seyahat ettikleri otomobil bozulur. Mustafa Kemal Paşa Refik Saydam’a gülerek ; ‘’ Doktor… Havza’ya kadar yürüyebilir misin? ‘’ der. Yarım saat ilerideki köye gidip oradan yeni bir araba bulmayı kararlaştırırlar. Hep beraber yola koyulduklarında Mustafa Kemal Paşa :
‘’ Size yorulmamanız için bir çare önereceğim. Dağ başını duman almış marşını biliyor musunuz?’’ der. İçlerinde kimse bu marşı bilmiyordur. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa gür ve dinç sesiyle hem söylemeye, hem yürümeye başlar:
‘’Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar. Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar…’’
YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR!
BU YOL ATATÜRK’ÜN YOLUDUR!
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR (GÖRSELİ TIKLA VE İZLE)









