Vatandaşlık Temelli Millet: Sadece Türkiye’ye Özgü müdür?-Hakkı Güleç Yazdı
Hakkı Güleç, “Vatandaşlık temelli millet anlayışı yalnızca Türkiye’ye özgü değil; modern ulus-devletlerin ortak paydasıdır” diyerek, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini ve bugünkü siyasal tartışmaların perde arkasını değerlendiriyor.

Vatandaşlık Temelli Millet: Sadece Türkiye’ye Özgü müdür?
Türkiye Özelinde Konunun Özü Nedir?
Aslında bu soru, modern ulus-devletlerin çoğunda cevabı anayasaların içinde verilmiş bir meseledir. Farklı etnik kökenleri barındıran ülkelerin anayasalarında, etnik veya dini temelden ziyade vatandaşlık bağına dayalı bir üst kimlik tanımı yer almaktadır.
Örneğin, Fransa Anayasası, köken veya din ayrımı yapmaksızın tüm vatandaşların eşitliğini güvence altına alır; Alman Anayasası (Grundgesetz), milleti etnik değil anayasal değerlere bağlı bir topluluk olarak tanımlar; ABD Anayasası, “the people” kavramı üzerinden, farklı kökenlerden gelen herkesi kapsayan bir kimlik yaratır; İsviçre Anayasası ise bir etnik milletten değil, ortak yasalar ve bir arada yaşama iradesinden doğan “İsviçre halkı”ndan söz eder.
Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Vatandaşlık temelli millet tanımı, yalnızca Türkiye’ye özgü bir kurucu ilke değil; modern ulus-devletlerin çoğunun, özellikle de çok kültürlü ve göçmen nüfus barındıran ülkelerin başvurduğu bir modeldir. Bunun özü, bir arada yaşama iradesidir.
Yani, Türkiye’nin “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür” tanımı, yalnızca bize özgü bir anayasal yaklaşım değil; aksine birçok ulus-devletin de paylaştığı kapsayıcı vatandaşlık temelli millet anlayışının bir örneğidir
Ulus-devlet fikri, modern tarihin en önemli dönemeçlerinden biridir. Tebaanın yerini vatandaşın aldığı, yani halkın yalnızca yönetenlerin hükmüne boyun eğen bir topluluk değil, devletin asli sahibi olarak tanımlandığı bir modeldir bu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesi, “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesiyle bu anlayışı anayasaya taşımıştır.
1923 TC’si Osmanlının Yenilikçi Yönünün Devamıdır!
Bir Balkan devleti haline dönüşen Osmanlı Devleti’nin özellikle 1789 Fransa devriminden etkilenen Osmanlı Aydınları 1865, Genç Osmanlıların yenilikçi fikirleri, Mustafa Kemallerin yetişmesinde en temel etkendir. Yani Ulus Devlet yaklaşımını kurucularımız icat etmediler onlar gündemi takip eden yenilikçileri dönemlerinin devrimcileriydiler
Türkiye’nin kuruluş felsefesi bu açıdan yalnız değil; aksine, dünyanın birçok demokrasisiyle aynı çizgiyi paylaşmaktadır.
Türkiye Özelinde Konunun Özü Nedir?
Ancak konunun bir başka can alıcı yönü vardır ki, özellikle sanayi devrimini tamamlamış geçmişin sömürge imparatorlukları bugün küresel güç haline gelmiş emperyal ülkeleri, hedef coğrafyalarda etnikçi mezhepçi gibi ayrılık ve çatışma ayrışma nedeni kimlikçi yaklaşımlar sonunda Yugoslavya’da olduğu gibi kontrol edilebilen kent devletçiklerine dönüştürme planları hep devrededir.
Yugoslavya Kimlikler Üzerinden Operasyon Geçirdi; Irak, Suriye, Lübnan Üzerinde Operasyon Devam Ediyor!
Bugün ülkemizde özellikle 1984 Eruh olayıyla birlikte başlatılan kanlı ayrışma süreci sonunda sosyopsikolojik ve politik süreçte belli yol alınmıştır.
TR’de ulus devleti sorgulanmasını sağlayan süper güçler kendi anayasalarıyla çelişirken alabildiğine çirkin ve iki yüzlü yönlerini sergilemektedirler.
Ve altını çizerek ifade edelim ki, parlamenter demokratik bir rejim içerisinde temsilde adaletin en üst seviyede sağlandığı bir mecliste çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Ancak amaç sorun çözmek değildir. Sorun yaratıp operasyon yapmaktır. Onların derdi Üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir.
Onlar “ileri demokrasi” diyerek kurdukları antidemokratik rejimde sorun çözermiş gibi yaparak BOP’a yönelik siyasi operasyon sürecini devam ettirmektedirler.
Burada Kürtlere küresel güçler aşık mıdırlar ki 40 yıldır trilyonlarca dolar harcadılar. Bölgede en büyük bedeller ödendi ve ödenmeye devam ediyor.
Emperyal güçlere yaslanarak yol almayı düşündüğün zaman kimin maşası olursun iplerin kimin elinde olur onu bir düşüneceksin.
Türkçüler, Kürtçüler siyasal İslamcılar “yetmez ama evetçi” ler, K. Evren tipi Atatürkçüler, liboşlar ve benzerleri bir gün işleri bitince kullananlar tarafından aynı kutuya konulacak kullanışlı aparatlardır.
İşin özü kim ki, kimlikleri siyasetin temel malzemesi haline getiriyorsa bilerek ya da bilmeyerek küresellerin değirmenine su taşımaktadırlar.
Konunun başında bahsettiğimiz ulus devlet kriterlerinin kimlik siyasetinde bir anlamı kalmamaktadır.
ABD bölge elçisinin de açıkladığı gibi “İsrail için ulus devletler en büyük tehlikedir.” Alman Başbakanı Merz “İsrail hepimizin kirli işlerini yapıyor” derken, ABD ve İngiltere’nin koç başı gibi kullandıkları İsrail korsan bir devlettir vekalet savaşı veren Kürtçü ayrılıkçılar onların bir parçasıdırlar .
Ve Son Söz: Tüm sorunların çözümü ancak demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye ile mümkündür.








