Fesihten Anladığım – Melih Demirel Yazdı

Fesihten Anladığım – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 14.05.2025 15:49
A+
A-

Bundan birkaç yıl önceydi. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Terörist sayısı 86’nın altına düştü, ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz” diyor, PKK’nın artık bittiğini vurguluyordu.

Aradan yıllar geçti… Tabii geçerken bir seçim de atlattık. O seçimde, “Muhalefet seçilirse, Apo’yu bile çıkartırlar” da, dediler, “PKK’yı affederler” de… Kaderin cilvesi ya, zamanında rakiplerine bunları yaparlar diyenler şimdi neler yapıyor? Beyefendiler büyük bir öngörü sahibiymiş ama gelin görün ki iktidar sahipleri hâlâ aynı…

Efendim, Bahçeli’nin çıkışı, sözde barış güvercinlerinin uçuşu, terörist başı söyleminin kurucu öndere evrilişi derken, PKK kendini feshettiğini açıkladı. Birkaç yıl evvel sayısı 86’nın altına düşmüş, ayakkabı numaralarına kadar bilinen, tepesindeki çatı örgüt KCK’ya bağlı örgütlerden biri olan PKK…

Fesih kongresinde; “Kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’ndan alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı.” denerek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapusu olan Lozan Antlaşması’na ve kurucu iradeye çatıldı.

“1000 yıllık tarihi Kürt-Türk ilişki diyalektiği ve 52 yıllık önderlik mücadelesi, Kürt sorununun ancak (ortak vatan ve eşit yurttaşlık) temelinde çözülmesinin kazandıracağını göstermiştir.” denerek, olmayan sorunlar var gibi gösterildi.

Madde madde daha çok şey dendi ama bunlar en çarpıcı olanlardı. Peki ben ne anladım?

Geçen hafta kaleme aldığım “Barış Dedikleri” yazımda sizlerle paylaştığım gibi soruyorum; biz Kürt vatandaşlarımızla küsmüyüz de barışalım? Ne bu dönen tiyatro?

Önce şurada bir karar kılalım. PKK Kürt halkının  temsilcisi mi? Yoksa eli kanlı bir “terör” örgütü mü? Eğer bir etnik sorunumuz varsa, muhatap İmralı mı, Kandil mi? Ya da alfabenin her harfinden faydalanan diğer oluşumlar mı? Söylemlerin hainden kurucu öndere evrildiği bu ikinci çözüm sürecinde sorarım, karşı taraf meşrulaştı mı? meşrulaşmadı mı?

Ben ne anladım deyip üst üste sorular sıraladım. Sevgili okurlarım, genel bütünüyle üç önemli şey hariç bu süreçten hiçbir şey anlamadım. Anladığım üç şeye gelecek olursak :

İKTİDAR VE MUHALEFET AYNI TÜRKÜYÜ SÖYLÜYOR

Hadi iktidar kendi siyaset hanesine artı yazdırıyor diyelim. Peki CHP ne yapıyor? Özgür Özel’in hakkını yemeyeyim, cılız kalsada Lozan hususunda bir tavır koydu ama dediğim gibi cılız kaldı.   Öte yandan hâlâ mevzuyu kavrabildiklerini düşünmüyorum. Siyasetsizlikten ilk günkü gibi “el yükseltme” tavırları içerisine her an girebilir. Yansıması olarak , CHP Diyarbakır Milletvekili Tanrıkulu’nun karardan sonra gösterdiği halay performansını da baz alabilirsiniz. Hadi o işin esprisi olsun, ben şu anda CHP’de bu sorunlara yoğunlaşan liyakatli bir bürokrat göremiyorum. Işte bu kadrosuzluk ‘’Siyasetsizlik’’ doğuruyor.

DEM CUMHUR İTTİFAKI’NA HAYIRLI OLSUN

Evet, ortada gördüğüm su götürmez bir gerçek var artık. DEM, Cumhur İttifakı’na dâhil olup can suyu olacak. Neticede siyaseten istediklerini alıyorlar, anketlere yansıyan sonuçlara göre seçmenleri de memnun. Bu doğrultuda neden DEM muhalefet olarak yol yürüsün? Dertleri ekonomik darboğaz, geçim sıkıntısı, işçi, emekçi, liyakatsizlik olsa ayrı bir durum ama DEM’in siyasi varlık sebebini, bazı tatlı su solcularıda   kafalarına ‘’dank’’ edercesine  anlamıştır umarım.

TURBUN BÜYÜĞÜ: YENİ ANAYASA

Birkaç aydır çok meşhur ya bu turp siyaseti, heybedeki büyük turplar falan… Öyle bir vurgu yapayım dedim. Bırakın heybeden çıkacak isimleri şimdi bir kenara… Şu an iktidarın heybesinde kocaman bir turp var: “Yeni Anayasa” karşısında ciddi bir muhalif tutum olmazsa ki mevcut durumda yok, heybeden Yeni Anayasa çıkar ve uygulanır. Hiç kem küm etmeye  gerek yok, olmaz denen ne varsa yaşadık; bu da olur.

DİPNOT

“Terörsüz Türkiye” tabii ki de karşısında duracağımız, muhalefet edeceğimiz bir söylem değil. Tabii ki de ülkemizde ve coğrafyamızda terör illetini istemez, barışın sürekliliğini savunuruz. Ancak bu söylemde tutarlılık ve özellikle şeffaflık bekleriz. Siyasi ikballer çerçevesinde dün başka, bugün başka konuşanların geçmiş karnelerine de şahidiz. Barışın sahtesine, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklara, siyasi mühendisliğe ve bir aklama kampanyasının da tam karşısındayız. Milletin hakikatine kulak verenlerdeniz…

Kalemin mesaisi sona ererken:

Lozan Antlaşması, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan bir vatanın tapusudur. Bu topraklarda bir arada yaşamın teminatıdır. Hiçbir şartta, hiçbir koşulda bu gerçek tartışma konusu yapılamaz!

Kalın sağlıcakla…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı