Sait Faik’i okumak ya da “söz açınca” şiiri – Davut Köksoy yazdı

Sait Faik’i okumak ya da “söz açınca” şiiri – Davut Köksoy yazdı
Yayınlama: 29.01.2026 15:26
A+
A-

Sait Faik’in hemen tüm öykü kitaplarını okudum. Ortaokul Türkçe öğretmenim Dursun Akçam’ın önerisiyle ilk kez Sait Faik okuduğumda 12 yaşındaydım. “Son Kuşlar” öyküsü beni çok etkilemişti.

Şiirlerini de severek okuyorum Sait Faik’in. Bugün sizleri Sait Faik’in “Söz Açınva” şiirinin içine çekmek istiyorum. Çünkü ben okuduğum zaman sanki şiirin içindeydim. Sizin de aynı duyguları yaşayacağınızdan eminim.

Sait Faik’in “Söz Açınca” şiirini ilk okuduğumda, kendimi garip bir şekilde Marmara kıyısında buldum. Sanki bir banka oturmuşum, hafif bir rüzgâr var, dalgaların sesi biraz uzaktan geliyor… Şiiri değil de, bir anıyı okuyormuşum gibi hissettim. Belki de Sait Faik’in en sevdiğim yanı bu: İnsanla doğayı birbirine bağlamak için hiç çaba harcamıyormuş gibi durması. Doğal olan şeyler, zaten kendi kendine birleşiyormuş gibi.

“Fırtınaları ayağınıza, meltemleri saçınıza yollayacağım” dizesine takıldım uzun süre. Sevmenin iki yüzünü birden söylüyor: Hem sert, hem yumuşak. İnsan bazen birine öfkesini bile sevgiyle anlatmak ister ya… O hâl geldi aklıma. Kim bilir, belki şair de o anda hem kırgın hem içi dolu bir hâlde yazıyordu.

Balıkları, karidesleri, pavuryaları saydığı bölümde ise beklemediğim kadar gülümsedim. Bir insanın hayatında bu kadar küçük şeylerin bile yer tutması çok hoşuma gidiyor. Belki de küçüklere değer verince insan biraz iyileşiyor. Sait Faik’in dünyasında hiçbir şey “boşuna” değil; bir karidesin adı bile diyalog gibi.

Sivriada’daki boz tavşanlara gelince…

O dizelerde bir yalnızlık var ama hüzün değil. Daha çok, insanın artık alıştığı bir yalnızlık. Ne kötü, ne iyi. Bir tür kabullenme. Tavşanlar kulağına bir şey fısıldayacakmış… Bunu okuyunca, nedense kendi çocukluğumda duyduğum sesler geldi aklıma; kimseye anlatmadığım, sadece benim bildiğim küçük sırlar gibi.

Ama en çok Kumkapı’daki Ermeni kadınlarına takıldım.

“Memelerinden sert balıkçılar süt emmiş…”

Bu dizeyi okurken aklımda hemen bir sahne canlandı: Yorgun ama güçlü kadınlar; yılların izini taşıyan eller, omuzlar… Hayatın ağırlığını sessizce taşıyan bir insan kalabalığı. Bu kadınlar yalnızca şiirde değil, İstanbul’un hafızasında da duruyor bence.

Şiirin geçtiği yerler — Marmara, Sivriada, Kumkapı — bana hep bir huzurla karışık bir yorgunluk duygusu verir. Sait Faik’in şiirinde bu mekânlar sadece adres değil; yaşanmışlık kokuyor, tuz kokuyor, hikâye kokuyor.

Ve en sonunda…

“Hepsi gelecekler benim için konuşmağa, dinlersen…”

Bu cümleyi her okuyuşumda duruyorum.

Sanki biri koluma dokunup “bak, dünya aslında sandığından daha yumuşak bir yer” diyor. Ya da “yeter ki sen konuş, yeter ki sen dinle.”

Belki de şairin asıl söylemek istediği şey çok basitti:

Dünya, biraz sevgi gösterdiğimizde hemen karşılık veriyor.

Ben de her okuduğumda aynı ferahlığı hissediyorum.

Sait Faik’in içindeki o tuzlu rüzgâr, dizelerini aşarak bana da ulaşıyor sanki.

Ve iyi geliyor… gerçekten iyi geliyor.

1953 yılında Kırıkkale’nin Ulaklı köyünde dünyaya gel- di. Annesini ve babasını çocuk yaşta kaybedince ağabeyi ile Yetiştirme Yurdu’na verildi. İlkokulu Kızılcahamam, Ortaokul, Lise ve Yüksek okulu Ankara’da okudu. GEE İngilizce bölü- münü bitirdi. 1974 yılında T.C.Emekli Sandığı’nda işe başladı. 1994 yılında öğretmenliğe geçti 18 Ocak 2000 de emekliye ayrıldı. Emekli olduktan sonra 20 yıl çeşitli dersanelerde ve özel okullarda görev yaptı.Çeşitli derneklerde üyelik ve yöneticilik yaptı. Kibder (Kim- sesiz Çocuklar Birleşme ve Dayanışma Derneği), Yurt Ay Der (Yetiştirme Yurdundan Ayrılanlar Kültür ve Dayanışma Derne- ği), Tüm Der, Töb Der, Eğit Der, ADD, Bised bu derneklerden bazılarıdır. TYS (Türkiye Yazarlar Sendikesı) üyesidir.Gazete ve dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlandı. Abece, Öğretmen Dünyası, Berfin Bahar, Bağlaç, Yoğunluk, Özgür Sanat, Edebiyat Nöbeti, Yeni Gelen, Varlık Dergisi gibi.Evli, bir oğlu iki torunu vardır. Ankara’da yaşamaktadır.