Bu Yazının Başlığı Yok – Melih Demirel Yazdı

Bu Yazının Başlığı Yok – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 20.04.2026 15:05
A+
A-

Melih Demirel, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları üzerinden toplumdaki derin çürümeye dikkat çekerek, “Bu bir günde olmadı” diyerek sistemsel sorunlara işaret etti.

Evet. Ben bu yazıya bir isim bulamadım; ne söylesem muhakkak bir şey eksik kalacak, birinin ötekinde hakkı kalacaktı. O yüzden takdiri siz sevgili okurlara bıraktım…

Geçtiğimiz hafta iki gün art arda dehşeti yaşadık. Önce Şanlıurfa, sonra Kahramanmaraş… İlki diğerinden daha az kanımızı dondursa da iki elim hadisenin de bize verdiği net mesaj: “Çürüyoruz…”

8.sınıf öğrencisi bir çocuk; beş silah, sekiz şarjör, yüzlerce mühimmat ve soğukkanlılıkla, adeta konsol oyunu oynar gibi yaratılan vahşet… Olayın ardından da memlekette adeta alışkanlık hâline gelmiş şekilde “O suçlu, bu suçlu, şu suçlu” diyerek vicdan rahatlatma seansları… Bu bizde böyle maalesef: Anlık olarak birileri istifaya davet edilir, birkaç gün lanetlemeler olur, anlık olarak yıllardır alınmayan tedbirler alınır, duygular hâliyle yüksek yaşanır; akabinde ise gündeme başka bir şey dâhil olur. Üzücü olan ise üç beş gün konuşulur, sonra maalesef unutulur…

Peki kimde kabahat?

Bu soruya verilebilecek tek bir cevap yok. Şöyle ki: Çocuğun psikolojik problemlerine vakıf olan ve anladığımız kadarıyla pek de oralı olmayan ebeveynler; yine bu duygu durumu içerisinde yaşayan bir çocuğun ulaşabileceği yerlerde silah ve mühimmat bulunduran, hatta olaydan kısa bir süre önce poligonda atış yaptıran emniyet müdürü baba; yeterli olmayan denetim mekanizmasından kaynaklı, adeta illegal yapıların memba hâline gelen sanal dünya platformları; yeterli olmayan pedagoji politikaları; belki akran zorbalığı ve akranlar arasında, özellikle bu kuşağın insanı öğrendikçe hayrete düşüren ütopyalar; bırakın her okula güvenlik koymayı, okullardaki temizlik meselesini kendi kaderine bırakan iktidar… Hadi onlar eğitim meselesinde zaten sınıfta kaldı; “Biz gelince düzeltiriz” deyip meselelere sadece herhangi bir yurttaş kadar tepki verip sonra kendi ütopyasında yaşayan muhalefet… Gün be gün memleketi adeta insanlıktan soyutlayan sanal dünyanın mükemmeliyetçilik dayatması… Belki, belki… Uzayıp gidiyor işte; imkânı yok tek bir adres göstermenin…

Peki ne yapacağız?

Tabii bunun stratejisini uzmanlar belirlemekle mükellef ama yine bir yurttaş olarak yaklaşacak olursak konuya: Bu iş öyle sadece okullara güvenlik koymakla, biri ya da birilerinin vereceği istifayla veya anlık sert yaptırımlarla olacak bir iş değil. Nasıl bu çocuklar bir günde bu hâle gelmediyse, anlık uygulamalarla da bu eğilimde olan çocukların düzelmeleri beklenemez. Evvela alınacak güvenlik önlemlerinin yanı sıra okullara sosyolog ve psikolog ataması yapılarak Millî Eğitim politikaları baştan aşağı gözden geçirilmelidir. Geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaşılan sosyal medya kullanımının yaş sınırlaması ivedilikle gelmeli, kimlikle erişim koşulsuz uygulanmalı ve denetimi sıkı sıkıya yapılmalıdır. Ez cümle, konudan siyasi hamaset devşirmeden, geleceğimiz olan çocuklar için tüm siyaset makamı bu konuda birlik içerisinde noksansız hareket etmelidir. Herkes her şeyin farkında olup sadece suçlamayla varılacak bir nokta yoktur. Bakın defaatle vurguluyorum: “Mesele memleketin geleceği olan ÇOCUKLARIMIZDIR.”

Ayla Öğretmen…

Saldırı esnasında öğrencilerine kendini siper ederek hayatını kaybeden Ayla öğretmen… İşte vatan dediğimiz, Öğretmen Ayla Kara’lar ve bir de onları doğuran aslan analar… Yattığın yer seni incitmesin kıymetli öğretmenim. Aziz Türk milletine düşen, ismini daima yaşatmaktır ve yaşatacağız…

Furkan – Bayram – Belinay – Zeynep – Şuranur – Kerem – Adnan – Yusuf…

Daha yaşanacak çok şey varken, daha hayat yolunun en başındayken, daha dallarından yeni yeni filizlenirken bir çiçek gibi kopartılan canım çocuklar… Çocuklarımız… Ne desem, neyi nasıl anlatsam bilmiyorum. Söylenecek çok şey var, konuşacak bir şey yok derler ya hani; işte tam da öyle… Küçük bedenlerinizin toprağa konulmasından kahroluyorum… Toprak sizi incitmesin; ancak bu vebal bizi çok incitecek…

Belki daha güzel ve başka bir dünyada… Bu da yanan ormana bir bardak su dökmek gibi bir temenni işte…

 

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı