Kahvaltıyı ayakkabıya tercih eden çocuk – Yusuf İpekli Yazdı

Haftanın dört günü evimden çıkmadan diyet listeme uygun bir biçimde kendime göre mükellef bir kahvaltı yaparak, arabama biner otuz dokuz kilometre ötede, özel eğitim alanında faaliyet gösteren okuluma, görevimin başına giderim, emekli olmama karşın…
Yol uzun.
Uzun yol deyip geçmeyin. Sabahın körü. Neyse ki Ankara’yı bilen bilir güzergahım çevre yolu olduğu için trafik yoğun değildir.
Eskiden tutkum olan hız belki de trafik cezalarının yüksekliği ya da trafikte ceza yazmak için özellikle kurulan tuzaklar yüzünden artık ilgi alanımda değil.
Kendime en uygun şeridi seçer çukurunu, tümseğini artık adım gibi bildiğim yolda aheste aheste ilerlerim.
Sabah beş ile yedi buçuk arasında okuduğum köşe yazıları, gece yaşananlar, makaleler, iletiler, resmi gazetede okuduğum atamalar, ilanlar, yasa maddeleri, kararnameler, kararlar, akşam okuduğum kitabın belleğimde kalan cümleleri beynimde döner durur.
Bazen şiire dönüşür okuduklarım bazen köşe yazısına, öyküye, denemeye…
Hatıralara gider gelirim. Bazen gülümserim garip garip bazen iki damla yaş süzülür gözümden.
Yine böyle bir sabah güzergahta radyodan dinlediğim bir haber, daha doğrusu çocuk sesi / sitemiyle irkildim.
Öteden beri, bin bir türlü hırs, zulüm ve hırsızlıkla hatta hiç çekinmeden çalıp çırparak, gayri meşru yollardan servet edinenlerin bir ayakları çukura yaklaştıkça çeşitli kulüp, dernek veya vakıf adı altında genellikle gösteriş veya siyasi rant elde etmek için yaptıkları miktarı küçük reklamı etkileyici yardımlardan rahatsız olmuşumdur.
O gün seyir halindeyken sürekli dinlediğim radyodaki haberin de böyle bir organizasyonun sonucu olduğunu tahmin etmekte hiç zorlanmadım. Ancak haber içinden gelen o ses beni çok derinden etkiledi.
Beş altı yaşlarında bir çocuk bütün masumluğu ile diyodu ki, “Keşke ayakkabı yerine kahvaltı getirseydin abıla…”
Boya küpüne batıp çıktığı ses tınısından anlaşılan yardımsever (!) hanım teyze, “Sen hele bu ayakkabıyı al kahvaltıyı da sonra getiririz. Hem biliyor musun, kahvaltıyı bir kere yiyeceksin bir kere karnın doyacak ayakkabıyı günlerce giyeceksin.”
Allak bullak olmuştum.
Bir anda kendimi çocukluğumda buldum. Babamın biri yazlık biri kışlık aldığı iki çift kara lastik geldi yan koltuğa oturdu.
Dünyalar bizim olurdu acer lastiği görünce. Eskimesin diye günlerce giymez çoğu gece yastığımızın altına özenle yerleştirdiğimiz lastiğin verdiği mutlulukla mışıl mışıl uyurduk.
Altı delinip paramparça olmadan lastiği atmaz tabanını oyarak çıkarıp teker haline getirirdik. Bu lastiği ucuna açtığımız deliğe yirmilik çivi geçirerek yaptığımız arabayla gün boyu dolaşır, yağ tenekesinden yaptığımız tenekeye de giymeye kıyamadığımız lastiği yüklerdik.
Ayakkabı hangi yaşta olursa olsun her birey özellikle çocuklar için önemlidir. Bu çocuğun ait olduğu sosyal tabaka ne olursa olsun sevincini eksiltmez. Demem o ki, ayakkabı mutluluk demektir.
Haber bitince arabamıı tali yola çektim. Haberi araştırmaya başladım. Karşıma korkunç bir manzara çıktı. Güzel ülkemizde milyonlarca çocuk kahvaltı nedir bilmiyordu. Milyonlarca çocuk süt içemiyor, yüz binlerce çocuk aç karna okula gitmek zorunda kalıyordu. Güzel ülkemde milyonlarca çocuk öğle yemeği, akşam yemeği yiyemiyor, muzu rüyasında görüyor, aç yatıp aç kalkıyordu.
Uyanık olduğumda emin olunca tekrar yola döndüm.
Radyo açık.
Ağamızın yurt dışından dönerken uçakta yaptığı açıklamayla kendime geldim.
Kulağıma şunlar çalındı.
“… Enflasyon düşüyor. Rakamlar ortada, hızla büyüyoruz. Hiç kimseyi enflasyon altında ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz. Önümüze çıkarılan engelleri aşa aşa yolumuza devam ediyoruz. Dünya bizi kıskana dursun biz işimize bakacağız. Bir bize bakın bir de şu CeHaPe’ye bakın. Onlar konuşur biz iş yaparız…”
O arada efendim diyor bir gazetecimsi, “Şu belediyelerdeki yolsuzluklar hususu…”
“Asrın vurgunu ile karşı karşıyayız. Bunlar resmen soygun çetesi oluşturmuş. Bağımsız yargımıza ihbar yağıyor. Şikayet eden CeHaPe‘li, şikayet edilen CeHaPe‘li. İtiraf eden CeHaPe‘li.”
Bakınız yorumun bağımsız yargı ile ilgili kısmı doğru olmasa bile CHP ile ilgili olanı yanlış değil.
Çünkü sol, özellikle CHP içinde yer alan bir grup her zaman kişisel hırs, kin, kibir, intikam duygusuyla hareket eder. Partiyi kamuoyu önünde tartışmayı marifet sayan güruh örgüt disiplini filan demeden eteğindeki bütün taşları atar, yalan yanlış duyumlarla eline tutuşturulan bütün silahları ateşler. Partiye iktidara en yakın olduğu zamanda dahi cenaze deme cüreti bile gösterip cenazeyi ayağa sadece kendisinin kaldırabileceği yalanını halkın gözünün içine baka baka dile getirmekten kaçınmaz. Bu tartışmalar yoksulluğu unutturur. Ayakkabı yerine kahvaltı isteyen çocuğun hali pürmealinin gündeme gelmesini engeller. Döviz kurunu, hayat pahalılığını, zamları, bir kilo kirazın beş yüz lira olduğunu, okullar açılırken çanta alamayan velinin çaresizliğini, emeklinin açlıktan karnının sırtına yapıştığını, iflasları, icraları, hukusuzluğu, uyuşturucu bataklığını konuşturmaz. Yeni doğan bebek çetesini, Kartalkaya otel yangını, cayır cayır yanan ormanları, kadın cinayetlerini, ilan yoluyla işletilen ısmarlama kiralık katilleri, medyanın yarattığı bilgi kirliliğini unutturur.
İçini acıtan başka bir haber mi dediniz…
Var..!
Adının başında profesör yazan bir muhteremin attığı X mesajı.
(Yoksulluk kaderdir. Şükretmeyi bilmek lazım. Ne demiş atalarımız, “Sabreden derviş muradına ermiş…” Hem yüce yaradan ne diyor, “Allah sabredenlerle beraberdir…“)
İyi de sabır ve şükür sadece garibanlar için mi geçerli ve gerekli kılındı?
İnsanın hem dogmacı hem sağcı olup kurtulası geliyor biliyor musunuz?
Okula geldim.
Bir çocuk mutfakta sordu mahçup mahçup, “Çorba var mı abıla?”
(Öldü, içimdeki çocuk, kederime ortak olan türküler, tabaitın eşsiz güzelliği, aşka olan inancım…
Sol yanım kanadı biliyor musunuz? Kahramanı olduğum bütün romanlar yırtıldı. Şairler suskun şimdi, şiirler mahzun.
Duygular. Ah güzelliklerin en güzeli yaşayan, yaşatan duygularım ağustos sıcağında sallandı durdu.
İlkbaharda otlar yeşermiyor artık. Güneş öksüz, gökyüzü yetim, yağmur garip…
Gönül dağından düşen taşlar yüreğime oturdu. İçimde derin bir gurbet. Kulağımda o ses.)
“Ayakkabı yerine kahvaltı getirsedin ya abıla!”
Yürüdüm bir elimde candarma çayı diğerinde doktorlarımın yasak ettiği sigara.
O değil de bu sabah garadeniz gızına takılamadım ya, çok ağrıma gidiyor çok.
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN








