Baldıran zehirli ‘yeni anayasa’! | Hakan Paksoy Yazdı

Baldıran zehirli ‘yeni anayasa’! | Hakan Paksoy Yazdı
Yayınlama: 19.09.2023 13:00
A+
A-

AKP iktidar olduğundan bu yana, bütün uyarılara kulak tıkayarak ‘yeni Anayasa’ dedi durdu. Hiç vazgeçmediği dayanak da ‘darbe anayasası’ oldu. Hâlâ da vazgeçmiyor.

12 Eylül’ün bu yıl dönümünde de aynı sözler edildi. Konuşmak için de mekân olarak Ulucanlar Cezaevi seçilmişti.Geçmişinde kötülükler vardı çünkü. İnsanların aklından ziyade duygularına hitap ediliyordu.Ama biz mekâna değil konuşmalara bakacağız.

Cumhurbaşkanı konuşmasında Türk dedi, Türk Milleti dedi, iki bin yıllık devlet geleneği dedi. Hatta ‘bin yıllık tarihimiz’ ifadesi bile, ‘coğrafyada bin yıllık hâkimiyet’ şekliyle aslına rücu etti. Hâlbuki yakın zamana kadar ağzından Türk ismi çıkmıyordu. Çıktığında da “Cumhuriyet tek etnisite üzerine kurulmuş, hâlbuki Kürt, Türk, Çerkez, Laz… Cumhuriyet retçi, inkârcı ve asimilasyoncu” cümleleri içerisinde kullanılmıştı.Bu sefer oldukça farklı bir strateji görüldü.

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’unkonuşmasında da ilk bakışta güzel ifadeler vardı. Uçum, Atatürk dedi, üniter yapı dedi, Türkçe dedi, laik(lik) dedi… Halbuki daha önce,Türkiye Toplumu çok kimlikli toplumdur. Toplumumuz farklı kimlik gruplarının bileşkesidir. Her kimlik grubu toplumun bütünlüğünün bir parçasıdır… hiçbir kimlik grubu tek başına toplumun çoğunluğunu oluşturmamaktadır.demişlerdi (8 Mayıs2020).

Peki, gerçekleri anlayıp değiştiler de mi böyle konuşuyorlar? Hem madem geçmişle birlikte düşünmemizi istiyorlar, o halde, biz de çok daha yakın geçmişimize bakacağız. Mesela, 12 Eylül 2010 anayasa değişikliğinin Türkiye ve Türk Milletine ne kadar zarar verdiğini yaşayarak gördük. ‘Yetmez ama evet’ diyenler de dahil birçok kişi bugünküne benzer sebeplerle bizi bir maceraya sürüklediler.

Her defasında değişen anahtarlar

Konuşmalarda anahtarlar var. Mesela Uçum’un konuşmasındaki Türkiye’nin her ferdinin kendini aslî unsuru olarak saydığı kapsayıcı Türk milleti ve Türk vatandaşlığı yaklaşımının esas olduğu kuşatıcı bir anayasayı ifade edebiliriz” bunlardan birisi.

“Türkiye’nin her ferdinin kendini aslî unsur saydığı”ifadesi çok kimlikliliği içinde barındırıyor. Önceki fikirlerinden vazgeçmediğinin göstergesi. Zaten vazgeçmişlerse görevlerinden alınmaları gerekir. Yanlışlarla Türk Milletine verilen zararın bir bedeli olmalıdır. Alınmamaları önceki fikrin hâlen desteklendiği anlamına da gelmektedir.

Bu cümlenin doğrusu, Türk Milletinin her ferdiolmalıdır. ‘Aslî unsur’ ifadesi her türlü lüzumsuzdur. ‘Kapsayıcı Türk Milleti ve Türk vatandaşlığı’ yanlıştır. Bugünkü Türk vatandaşlığı, dolayısıyla Türk Milleti tanımları tek bir vatandaşını dışarıda bırakmaz. Ama Uçum, bireyin değil kimliklerin kapsanmasını söylemektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında da benzer hususlar yer almaktadır. Mesela‘milletin çeşitliliği ve kuşatıcı anayasa’ böyle ifadelerdir. Türkiye’de sadece Türk Milleti vardır.Vatandaşolan herkes Türk’tür. Bütün vatandaşlar (yani Türkler)hak ve ödevleri açısından eşittirler.Yapılan araştırmalar da nüfusun %94’e varan oranda Türk kimliğininet ortaya koymaktadır (Boğaziçi Ünv. ‘Bizlik ve Ötekilik’ araştırması. 2010 ve 2014).

Cumhurbaşkanı, “…anayasaları modern dünyanın güzel kavramlarıyla süslemek değil, bu metinlerin ruhuna uygun yönetimler ve uygulamalar ortaya koymaktan bahsetmektedir. Haklıdır. Artık yönetirken fiilî durumlar yaratmak alışkanlığından vazgeçilmeli, anayasa ve yasalara uygun davranılmalıdır.

Cumhurbaşkanı çok sık ‘Türkiye Yüzyılı’hedefine de atıfta bulunmaktadır. ‘Türkiye Yüzyılı’ AKP’nin seçim beyannamesidir. Dolayısıyla burada AKP genel başkanlığı ile cumhurbaşkanlığı unvanı karışmaktadır da. Kaymakamların göreve başlamasında ve adli yıl açılışında yargıya yaptığı konuşmalarda da kullanmıştır. Bu da devlet ve partinin birbiri içine girdiğinin göstergesidir. Devlet ebed müddetin yerini parti ebed müddete (!) bıraktığını göstermektedir.

Zamanlama manidar

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“…geçmiş birikimleri geleceğin hedefleriyle bütünleştiren yeni bir anayasaya ihtiyaç”tanda bahsediyor. Peki, bu ihtiyaç nereden doğuyor? Türk Milleti, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın ‘ihtiyaç’ tanımlamasında ve‘Türkiye Yüzyılı’ hedefinde mutabık mı? Hayır, değildir. Çünkü Türkiye Yüzyılında‘yeni millî mutabakat’vardır. Hâlbuki Türk Milletinin millî mutabakatı zaten vardır. Bu ‘yeni’ teklifi de Cumhur İttifakı dışında sadece PKK’nın partisi HDP desteklemiştir. Yeni’den ne kastedildiği de ortaya çıkmaktadır.

15 Temmuz ihanetinden hemen sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın el Cezire Arapçaya verdiği mülakat arşivlerde duruyor.Orada,“devleti sıfırdan kuracağız”sözü var.Ayrıca, “… diktatör değilim. Halkım başkanlık sistemine geçme kararını alırsa o zaman da onun getirdiği yetkilerimi kullanacağım. (El cezire 7 Ağustos 2016)” da demişti. (Başkanlık tartışmasının Ekim 2016’da MHP Grup Toplantısında Bahçeli’nin başkanlık sistemini tartışabiliriz anlamındaki cümleleriyle başladığını hatırlamak gerekiyor. Arşivde duran ve gözümüzden kaçmış bu konuyu da tekrar düşünmek iyi olacak.) Hiç unutmadığımız ideolojik “menzil” de bir kenarda duruyor.

Peki,  yerel seçim sürecine girmişken yeni anayasa niçin konuşulmaya başlandı, sebep ne? Sadece ideolojik sebepler mi? Görülen o ki başka hususlar da sıkıştırmakta.

Ekonomik bunalım, buhrana dönmüş durumda. Halk geçim zorluğu altında eziliyor. Zengin daha zengin ediliyor, orta kesim fakirleşiyor. Okullar açılırken üniversiteliler, dayanılmaz bir barınma problemiyle karşı karşıya.

Sağlıkta, eğitimde, asayişte büyük sorunlar yaşanıyor. Her gün sudan sebeplerle cinayetler işleniyor. Silahlı çatışmaların önü alınamıyor. Kadın cinayetleri hiç eksik olmuyor. Camilerde millî yapımızla kavga eden ve haddini çok aşan konuşmalar yapılıyor. Bunlara hiç müdahale edilmiyor. Dış meselelerdeki sıkıntılarımız artarak devam ediyor

Ve bütün bunların perdelenmesi için olsa gerek ‘yeni anayasa’ gündeme getiriliyor. Yazık ediliyor Türk Milletine, yazık…

Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı