Ben de açılım istiyorum! – Melih Demirel Yazdı

11 Kasım 2025…
Azerbaycan’dan havalanan C-130 tipi askeri kargo uçağımız, Gürcistan sınırında düşüyor ve 20 askerimiz şehit oluyor.
Daha olay çok yeniyken, sosyal medyada uçağın düşüş anının görüntülendiği bir video servis ediliyor. Görüntüleri görünce aklımıza binbir soru geliyor tabii: Saldırıya mı uğradı, sabotaja mı kurban edildi, ne oldu, neden düştü?
Sonra merak ediyoruz düşen uçağı ve yazıyoruz Google’a: “Nedir bu C-130?”
ABD’li Lockheed Martin şirketi menşeli C-130’lar 1954’te üretilip ilk uçuşunu gerçekleştiriyor. 1956’da ilk kez ABD envanterine giren uçaktan bugüne kadar yaklaşık 2500 adet üretiliyor ve yaklaşık 70 ülkede kullanılıyor.
Şimdi gelelim bizim C-130’larla tanışmamıza…
1964 ve 1991 yılları arasında iki farklı modelde toplam 13 adet C-130 envanterimize giriyor. 2012 yılında ise acil ihtiyaç kapsamında Suudi Arabistan Kraliyet Hava Kuvvetlerinin envanterinden “hizmet dışı” bırakılan 6 adet C-130’u satın alıp envanterimize dahil ediyoruz. Resmi kaynaklara göre envanterimizde hâlâ 19 adet C-130B/E uçağı bulunuyor. Kayseri’deki 222’nci Filo Komutanlığına bağlı görev yapan uçaklar “altı yılda bir” bakımdan geçiriliyor…
Gelelim sadede…
Benim şahsi yorumum, düşme sebebinin yüksek ihtimalle “metal yorgunluğu” olduğu yönünde.
Zoruna gidiyor insanın…
İktidarın “Savunma sanayisini” yerlere göklere koyamadığı, şöyle uçuyoruz, böyle iyiyiz, öyle mükemmeliz dediği 2025 Türkiye’sinde, Arabistan’ın hizmet dışına aldığı “yaşlı” uçakların içerisinde şehitler vermek zoruma gidiyor. “Kader” ya da “fıtrat” diyemiyorum, zoruma gidiyor…
Kahrediyor insanı…
2023 seçimleri öncesinde boğaza askeri gemiler yanaştırılıp adeta seçim propagandası yapılırken “Bakın; neredeennnn, nereye geldik!” derken, 2025 Türkiye’sinde ikinci dünya savaşı dönemiyle hemen hemen yaşıt bir uçağın içinde vatan evlatlarının son anlarını düşünmek kahrediyor insanı…
Yutkunamıyor insan…
Daha acımız çok tazeyken, Orman Genel Müdürlüğüne ait yangın söndürme uçağımızın da bakım için gittiği Hırvatistan’dan dönerken düşüp bir pilotumuzun daha şehit olması boğazına takılıyor insanın, yutkunamıyor…
Ve evet, ben de açılım istiyorum!
Dünün hainlerinin bugünün makbulleri olduğu şu ortamda, benim de en tabii hakkım değil mi bunu istemek?
Emanetçi siyasi müdürlerin bir kesim için kullandığı “Onlar problemimiz var diyorsa vardır” deyince kabul görüyorsa, benim de isteklerim kabul görür sanırım…
İzah edeyim o halde…
En acı ve taze gündeme istinaden, yerlere göklere koyamadığımız prestijimize yakışır şekilde, kolay yetişmeyen vatan evlatları için onları taşıyacak yeni uçaklar istiyorum mesela…
Her yılın yaz aylarının vahim gündemi olan orman yangınlarına istinaden, yine her yıl sorgulanan “Nerede?” yangın söndürme uçakları sorusu bir daha sorulmasın istiyorum; mevcut olan eskileri de yenilensin, daha iki buçuk ay evvel yangın söndürme uçağı kazasından yaralı kurtulan Pilot Hasan Bahar’lar şehit olmasın istiyorum mesela…
Bugünün makbulü sözde barış güvercinlerinin konforunun düşünüldüğü şu ortamda, içlerine ateş düşen, tahta kapılarının önündeki o paslı demirlerine asılan Türk bayrağının kırmızısına hanelerinden kan veren evler; sıvasız, boyasız, derme çatma evler olmasın istiyorum mesela…
Nerede olmaları istenirse orada olan, kar, yağmur, çamur, fırtına, sıcak demeden “Aman bu bayrak düşmesin” diye canlarını hep emanet gezdiren, haberlerde kendilerine iki dakika ayrılan, günün sonunda ise “Vatan sağ olsun” diyerek unutulan o cefakâr, boyasız ve sıvasız evlerin gariban Anadolu çocuklarının evlerine bayraklar acı içinde değil; düğünde, bayramda sevinçle asılsın istiyorum mesela…
Çok mu şey istiyorum?…
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:








