Malumun Sonu – Prof.Dr.Duran Bülbül&Melih Demirel

Malumun Sonu – Prof.Dr.Duran Bülbül&Melih Demirel
Yayınlama: 25.05.2026 16:34
A+
A-

Türkiye siyasetinde uzunca süredir konuşulan, tartışılan, kimilerince üstü örtülmeye çalışılan ve zaman zaman manipülasyonlarla yönü değiştirilen bir süreç artık geri dönülmez şekilde tescillenmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan “Mutlak Butlan” süreci bugün yalnızca siyasi bir tartışma olmaktan çıkmış, hukuki zeminde karşılığını bulan bir gerçeklik haline gelmiştir. Ve hak yerini bulmuştur.

Nitekim bu günlere bir günde gelinmedi. Bugünler bağıra çağıra geldi. Ancak yaşananlar, özellikle bazı medya organlarının bilinçli yayın politikaları, olayın birtakım muhataplarının tavırları ve organize troll ağlarının yoğun manipülasyonlarıyla toplum nezdinde çarpıtıldı. Hakikat bastırılmak istendi, mesele özünden koparıldı, algılar gerçeklerin önüne geçirilmeye çalışıldı.

Oysa sürecin ilk kıvılcımı çok nettir. CHP’nin 38. Kurultayı sürecinin hemen ardında, değişimcilerin kendi içindeki şikâyetler ve itirazları bugün yaşananların temelini oluşturmuştur. O günlerde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı; “Partiyi töhmet altında bırakmayın, genel merkezin açıklama yapması gerekir, sükût ikrardan gelir.” uyarısı ne yazık ki dikkate alınmadı. Kulaklar kapatıldı, vicdanlar susturuldu, haklı kaygılar küçümsendi. Süreç ilerledikçe mesele yalnızca siyasi bir tartışma olmaktan çıktı ve bugün geldiğimiz noktada yargı tarafından delilleriyle, belgeleriyle ve ispatlarıyla tescillenmiş bir sürece dönüştü.

Bugün hâlâ yaşananlar üzerinden manipülasyon yapmaya çalışanlar, meseleyi idrak edemeyip; “Olmuşsa da olmuş.” diyerek meseleyi sıradanlaştırmak isteyenler büyük ve tarihi bir yanılgının içerisindedir. Çünkü burada tartışılan şey yalnızca bir kurultay meselesi değildir. Burada tartışılan şey, Türkiye’nin en köklü siyasi partilerinden birinin kurumsal meşruiyeti, siyasi ahlakı ve tarihi sorumluluğudur.

Dün yaşanan olaylarda gördük ki; şaibeye, usulsüzlüğe ve yolsuzluğa bulaşanların tek dertleri, sadece  şaibesi tescilli makamlarının bir zırh edasıyla ellerinde tutmak değildir. Açıkça yurttaşı ateşe atmak, Saraçhane’de olduğu gibi kişisel ikballerine nöbetçi tutmaktır. Dahası mı? Hâlâ idrak edemeyenler için dahası şudur: Bu mesele bir parti içi meselesinden fazladır. Bu mesele bir milli güvenlik meselesidir. Takke düşmüş, kel görünmüştür. Bugün peşinen bir hak meselesinin üzerini çığırtkanlıkla kapatmaya çalışanlar, yarının pişmanı olacaktır.

Artık vakit arınma vaktidir.

Uzunca süredir söylediğimiz gibi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olan CHP’nin kurumsal kimliği ciddi şekilde yıpratılmıştır. Bu yıpranmayı görmezden gelmek, partiyi daha büyük bir çöküşün içine sürüklemekten başka bir anlam taşımaz. Tertemiz bir yürüyüş için kirlenmiş sayfaları koparıp atmak zorundayız. Çünkü siyaset; şahısların hırslarıyla değil, milletin vicdanıyla yürür.

Bugün herkesin dönüp kendi vicdanıyla baş başa kalması gerekmektedir. En basit ifadeyle, mutlak butlan gerçeğini hâlâ inkâr etmek bir akıl tutulmasıdır. Her şey artık açık, nettir; tescillidir ve ispatlıdır. Buna rağmen “Bugün olmuşsa da olmuş.” diyebilen herkes, aslında adalet arayışında da, hak-hukuk söylemlerinde de samimi değildir. Böyle bir anlayış yalnızca çürümeyi normalleştirir ve toplumları dış müdahalelere açık hale getirir.

Mesela şöyle bir örnek verelim: Herhangi bir ülkenin istihbarat örgütü gelip bir siyasi partiyi milyonlarca dolar karşılığında satın alsa ve bu ortaya çıksa, o partinin siyaset üretmesine, hatta oluşturdukları yapılarla memleketi yönetme iddiasına göz yumar mısınız? “Olmuşsa da olmuş.” diyebilir misiniz? Elbette diyemezsiniz. Eminiz ki mesele yalnızca bir parti meselesi değil, doğrudan doğruya milli iradenin güvenliği meselesidir dersiniz. Yapılan kıyas tam da bu yüzden yerindedir ve bir örnektir. Çünkü bugün A kişisinin usulsüz şekilde gasp ettiği irade, yarın X bir ülkenin istihbarat örgütü tarafından da gasp edilebilir. Nitekim bir şey de hiç değişmez: Bir kere satılan yine satılır ve bir kere satan yine satar…

CHP, kendi içindeki bu karanlık gölgelerden kurtulmak zorundadır. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi herhangi bir siyasi yapı değildir. CHP; Kuvayı Milliye ruhunun siyasal hafızasıdır. Bu yüzden hiçbir kirli ilişki ağı, hiçbir manipülasyon düzeni ve hiçbir şahsi hesap, bu büyük çınarın köklerinden daha güçlü değildir.

Bugün yapılması gereken bellidir: Koşulsuz bir şekilde arınmak, temizlenmek ve yeniden kuruluş kodlarına dönmek. Çünkü tarih boyunca büyük yürüyüşler ancak büyük yüzleşmelerden sonra başlamıştır. Hakikatle yüzleşemeyenler geleceği inşa edemezler.

Ve artık görülmektedir ki; korkuyla kurulan düzenler çöker, algıyla ayakta tutulmaya çalışılan yapılar dağılır, fakat hakikat eninde sonunda yolunu bulur.

Gelelim sadede…

Cumhuriyet Halk Partisi ya kendi özüne dönerek tertemiz bir yürüyüş başlatacak ya da tarih önünde ağır bir vicdan muhasebesi vermeye devam edecektir. Ancak inanıyoruz ki bu büyük çınar, kendi tarihinden aldığı kudretle yeniden ayağa kalkacak; kirden, şaibeden ve yüklerinden arınarak yoluna devam edecektir.

Gördük ki hak er ya da geç tecelli eder. Ve bugünler, tam da o günlerdir.

Prof.Dr.Duran Bülbül: Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar Melih Demirel: Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı