Ekonomi Tıkırında – Nafiz Şahin Yazdı

Ekonomi Tıkırında – Nafiz Şahin Yazdı
Yayınlama: 18.10.2026 15:22
A+
A-

Ekonomi konusunda en son konuşacaklardanım.

Ekonominin duayen hocalarından Aydın Güven Gürkan ve  Onur Kumbaracıbaşı’nın öğrencisi oldum.

Ekonominin Temel İlkeleri, Makro Ekonomi, Türkiye Ekonomisi gibi derslere girdim.

Ama sadece geçer not alabilecek kadarını öğrendim..

Yani ekonomi konusunda söyleyeceklerim köy kahvesi sohbetlerinden az daha hallice…

Yine de memleket ekonomisi hakkında konuşmadan duramıyorum.

‘’Nolcak bu memleketin hali’’ girişi ardından bilmediği konularda ahkam kesenlerden neyim eksik?

Ben de biliyormuş gibi konuşabiliyorum.

Ekonomi derslerinden bir şey öğrenmediysem de en azından şunu öğrendim:

Ekonominin temeli üretimdir.

Ardından pazarlama vs gelir.

Yani ekonomik refahı sağlamak için çok çalışacak, üreteceksin!

Tarım ürünlerinden, sanayi ürünlerine kadar…

Ama memleketimde üretim ekonomisi değil mirasyedi ekonomisi hakim…

Paşa dededen kalma yalıları, hanları, hamamları satıp kumara basmak gibi…

Hazır yiyiciler üretim yapmaz, yapamaz!

Memleketimde üretim becerilemiyor, sadece laf üretiliyor.

Üretim yok da pazarlama var mı?

Üretim yoksa neyi pazarlayacaksın?

Ancak laf pazarlayabilirsin.

İşte o laf pazarlamanın yeri de siyaset…

Siyaset pazarına tezgah açanlara göre ekonomi çok iyi…

Hatta çok iyi… Dünya bizi kıskanıyor…

‘’Kıskanma’’ kısmı doğru ama tek anlayamadığım; laf dışında ne üretiliyor?

O laflar Türkiye’de iyi satıyor da dünyada alıcısı var mı?

Dünya bizi kıskanıyorsa hiç üretim yapmadan nasıl üretim yapıyormuş gibi seçmenin ikna edilmesini kıskanıyordur.

Elbette onun da yöntemi var.

Öncelikle güçlü bir yandaş medya…

Ardından o medyaya malzeme bulmak…

İşte ‘’Toplu Açılış’’lar tam da o işe yarıyor.

Üretimdeki geldiğimiz aşamayı göstermek için toplu açılışlar yapılıyor.

Her defasında onlarca, yüzlerce işletme açılıyor.

Tek tek açmaya ömür yetmez.

Aralarında yarım asırdır faaliyet gösterenler de var ama demek ki zamanında açılışı yapılmamış.

Şemsiye tamir atölyesi gibi önemli tesisler de var.

Birçoğu küçük ölçekli tesis ama olsun; açılışı yapılmış mı, ona bakmak gerek…

Makro ekonomi anlamında bu tesisler yeterli ve anlamlı değil.

Fabrikalar, limanlar, büyük ölçekli işletmeler gerekli…

Bu ülke, henüz savaştan çıktığında, savaşın dumanlarının hala tüttüğü günlerde fabrikalar, limanlar, işletmeler yapıldı.

Demek ki yapılabiliyor.

Hele ki iç edilen fonlarla neler yapılmaz?

Cukkalanan imar rantlarıyla memleket boydan boya tesis olur.

Hani Evliya Çelebi, ülkedeki ağaçları anlatırken “Öyle gür bir orman yapısına sahiptir ki bir sincap, Edirne’den Hakkari’ye kadar hiç yere inmeden, dalda yürüyerek ulaşabilir” der ya işte imar rantları ekonomiye aksa, bizim sincap tesisten tesise geçer.

İmar rantlarının bile olmadığı dönemde taze Cumhuriyet, bir yandan Osmanlı’nın borçlarını öderken, diğer yandan yatırıma para buldu.

Dişinden, tırnağından…

Üstelik toplumda yetişmiş insan yoktu, varsa da çok azdı.

İnsanlar o fabrikaları kurmak ve işletmek için yurtdışına gönderildi.

Döndüklerinde memleketim toprağından pıtırak gibi fabrikalar, limanlar, işletmeler yükseldi.

Şimdi listesini yazsam bu sayfanın yetmeyeceği kadar çok o fabrikalar, limanlar, işletmeler kurda kuşa yem oldu.

Hepsi özel sektöre devredildi.

Güya devletin yükü azaltıldı.

Devletin asli görevlerinin başında gelen eğitim ve sağlık bile özelleşti.

Devletin elinde hapishaneler kaldı.

NOT: Kültür Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde görev yaptığım günlerde bir haber aldık. Özelleştirilen Sümerbank’ın Bursa tesisinin deposunda bazı resimler varmış. Hemen iki uzman gitti. Kısa süre sonra aradılar. Heyecandan konuşamıyorlar.  Depodaki resimler Cumhuriyet tarihimizin en önemli ressamlarına ait.

Yani o dönemde, devlet sadece ekonomiye yatırım yapmamış; kültür ve sanata da önemli destek sağlamış…

Devlet kurumları resimler satın alarak, sanatçılara destek olmuş… Kurumların duvarlarında gerçek sanat eserleri yer almış…

Sonradan değeri bilinmemiş, bir kısmı çöpe gitmiş…

Ve Harika Çocuklar Yasası çıkartılarak çocuk ve genç müzisyenlerin yurt dışında eğitimini sağlanmış… Piyanist İdil Biret, keman virtüözü Suna Kan hep o yasanın eseri…

1957 Trabzon doğumlu. 1980 yılında AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1978 yılında Ankara Belediyesi Basın Yayın Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Ardından Çankaya Belediyesi Eğitim ve Kültür Müdürlüğü ile Kültür Bakanlığı Protokol Müdürlüğü görevlerinden bulundu. Kültür Bakanlığı Basın Danışmanı, Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcısı ve Azerbaycan ile Kırgızistan Büyükelçilikleri nezdinde Kültür ve Tanıtma Müşaviri olarak çalıştı. 2013 yılında emekli olduktan sonra Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu’na danışmanlık yaptı. Yurtiçi ve yurtdışında 8 fotoğraf sergisi açtı. Ankara’nın Martıları ve Politik Hacı isimli yayınlanmış iki kitabı bulunuyor.