Ölümlerden Ölüm Beğen – Nafiz Şahin Yazdı

Ölümlerden Ölüm Beğen – Nafiz Şahin Yazdı
Yayınlama: 28.10.2026 10:50
A+
A-

Halkımız kadere inanır.

Bir ölüm varsa ve hiç bir şeyle açıklanamıyorsa, hazırda bir açıklama var: Kader…

Bazı ölümlerde kader olan ölüm mü, geri zekalılık mı ona karar veremiyorum.

Ölelim tabii, itirazım yok ama hiç olmazsa şöyle Ulubatlı Hasan gibi ölümümüz anlamlı olsun.

Haydi o kadar olmasa da, cenaze namazı kılınırken bari cemaat kıs kıs gülmesin.

Torunlar dedesinin neden öldüğünü öğrendiğinde utanıp yere bakmasınlar.

Tamam, kader olsun da hiç olmazsa insanlara da ders olsun.

Mesela Erzurum’daki berberin, müşteriyi rahatlatmak için boynunu çevirirken kırması gibi şanı olsun…

Rize’deki adamın, elektrik direğine elini yaslayıp ayakkabısının içindeki taşı çıkartırken titremesini elektrik çarpması sanan yardımsever halkımın sopalarla elektik diğerinden ayırma çabasının ölümle sonuçlanması gibi… Olayda biraz insanlık olsun.

Konya’da biri işe giden, diğeri işten gelen mobiletli baba-oğulun selamlaşırken çarpışıp ebediyete intikalleri gibi bir içtenlik olsun.

İstanbul’da kafasıyla mermer parçalamaya çabalayan adamın beyin kanamasında gitmesi gibi sportif bir mahiyeti olsun.

Düğün evinde istiap haddini aşan balkonla birlikte uçan insanlar gibi toplumsallık, birlik beraberlik olsun.

Ağzına kaçan sineği öldürmek için, ağzına sıktığı sinek ilacı ile mevta olmak gibi bilimsel bir yanı olsun.

Tabii ki, bunların hepsi kader ama içinde küçücük bir geri zekalılık da yok mu?

Diyarbakır’da adam kurban için keçi alıyor. Keçiyi 6. kattaki evin balkonuna koyuyor.

Keçi bu… Koyun koyun kaderini beklemez ki… Götte durur kavara değil; hoplayacak, zıplayacak, atlayacak…

Nitekim keçi, balkonun korkuluğuna tırmanmış ve oradan uçuşa geçmiş…

Aşağıda oynayan çocuklardan birisinin üzerine düşmüş…

Bir çocuk, bir keçi ölü…

Bu kader di mi?

Urfa’da,  adam kardeşinin evine gelmiş, bebek yeğenini sevecek… Hani Davutoğlu, başbakanken çocuğu boynundan kaldırarak sevgisini gösteriyordu ya; ırk aynı, kültür aynı… Adam yeğenini yakalamış, havaya atmış… O sırada tepede aspiratör dönüyormuş, çocuğu parçalamış.

Bu kesin kader…

Ben bu tür sevgi gösterilerine yeltenmiyorum. Unutkanım… Çocuğu havaya atar sonra attığımı unuturum.

Güzel memleketimde ölümlerden ölüm beğen. Ama hepsi kader…

Yıllar önce de İstanbul’da yağmur yağmış, adamcağızın arabası suda kalmıştı. Adam arabadan inmiş, iniş o iniş; daha gören yok. Açık rögar kapağına denk gelmiş, bir kaç gün sonra cesedini Marmara’da bulmuşlar.

Bu kader-i şehremaneti…

Yaşam da, ölüm de kara mizah…

Ne IŞİD ne PKK, biz bize yeteriz.

Ancak belirtmeliyim ki bu saçma sapan ölümlerin zirvesini yine kaptırmışız.

Hangi ülke olduğunu hatırlamıyorum.

Ülkenin birinde orman yanıyor.

Havadan, karadan müdahaleler…

Yangın sönüyor.

Hasar tespiti yapılırken yanan alanda bir balık adam cesedi bulunuyor.

Tam teçhizat…

Şaşırıyorlar.

Hani uçaklar, helikopterler denizden su alıyorlar ya…

İşte tam orada bir balık adam varmış…

***

Her insan hayal kurar.

Beyaz atlı prens, pembe panjurlu ev, çil çil altınlar…

Kiminin hayali kızının mürüvveti, kiminin hayali oğlunun sünneti…

Çölde kalmışa su, tipiye tutulmuşsa ateş; darda kalmışsa umut, tünelin ucunda ışık…

Aç tavuğa buğday ambarı…

Huriler, Kevser şarapları…

Kuru ekmeğe talim ederken, kendini Zekeriya sofrasında hissetmektir hayal…

Yatağa aç giren çocuğu uyutabilmek için umut vermektir.

Issız adada, şişeye konulan nottur.

Hayal kurmak güzeldir, insanidir.

Hayaller olmasa yaşam eksiktir.

Bir kısım insan hayal kurar, bir kısmı hayal pazarlar…

Gerçeklerden kopup hayallerle yaşadığınızda hayal tacirleri türer…

Kendi hayallerini gerçekleştirmek için hayal satan tacirler…

Kargayı, bülbül diye kakalar…

Cennete götüren terlikler, cehennem ateşine dayanıklı kefenler…

Piyango, loto, toto…

Bankerler, fonlar, saadet zincirleri…

Yokluk ve yoksullukta artan, başkalarının hayalleri üzerine kurulmuş arsız ticaret…

Elbette çalışmadan kazanmanın dayanılmaz cazibesi…

Kiminin servetidir hayal tacirliği, kiminin siyasi ikbali…

İnsanlığını yitirmiş o tacirler, gerçeklerden kopartıp, hayal pazarlar…

Menfaatleri için her şeyi satarlar.

Siyasetin temelidir hayal tacirliği…

Kim daha iyi pazarlarsa o kazanır!

1957 Trabzon doğumlu. 1980 yılında AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1978 yılında Ankara Belediyesi Basın Yayın Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Ardından Çankaya Belediyesi Eğitim ve Kültür Müdürlüğü ile Kültür Bakanlığı Protokol Müdürlüğü görevlerinden bulundu. Kültür Bakanlığı Basın Danışmanı, Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcısı ve Azerbaycan ile Kırgızistan Büyükelçilikleri nezdinde Kültür ve Tanıtma Müşaviri olarak çalıştı. 2013 yılında emekli olduktan sonra Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu’na danışmanlık yaptı. Yurtiçi ve yurtdışında 8 fotoğraf sergisi açtı. Ankara’nın Martıları ve Politik Hacı isimli yayınlanmış iki kitabı bulunuyor.