Yeşil Eğitim – İlkay Kumtepe Yazdı

Yeşil Eğitim – İlkay Kumtepe Yazdı
Yayınlama: 25.10.2026 18:17
A+
A-

Eğitim, bilgi aktarımı mıdır? Eğitim, kendini gerçekleştirme midir? Sorgulama, araştırma, eleştirme yetisi kazandırma mıdır? Beceri gelişimi midir? Toplumsal yaşama hazırlık mıdır?

Belki hepsi, belki de hiç biri. Eğitimin ne olduğu farklı ekoller tarafından farklı şekillerde tanımlanabilir. Belki de zamana göre değişen tanımlamalar gelecekte yerini yenilerine bırakacaktır. Tanımı ve içeriği ne olursa olsun insanlığın varlığından beri onunla birlikte olan eğitim sonsuza kadar insan yaşamı içinde var olacaktır.

Günümüzde en çok tartışılan; geçmiş eğitim yöntemlerinin günümüzde de kullanılıyor olmasıdır. Artık farklı bir bakış açısıyla eğitime yön vermek gerektiği düşüncesi yaygın bir destekçi ağına sahiptir. Eğitim konusunda herkesin söz söylemesi, eğitimcinin işine karışmaya çalışması ve sürekli eleştiri konusu olmasının altında yatan neden bu olsa gerektir. Yeni yaklaşımların benimsenmesi, uygulanması gerektiğine inananların sayısındaki ciddi artıştır.

Yeni yaklaşımlardan biri de “yeşil pedagoji” “doğa temelli eğitim” benzeri adlarla karşımıza çıkar. Öyleyse nedir bu bakış açısı diyerek biraz irdeleyelim.

Doğayı ön plana alan bu yaklaşım çocuklara erken yaşlardan itibaren çevre bilinci kazandırmayı, doğa dostu olmayı, sürdürülebilirlik kazandırmayı hedefler. Bu hedefleri ilkesi edinmiş eğitim kurumları ortaya çıkmaya başladı. Sıradan okullarda bile daha fazla çevre bilinci oluşturacak etkinlikler yapılmaya başlandı. Çevre konusunda çalışan vakıflar öğrenci ve okullarla işbirliği içinde etkinlikler planladı. Çevre günü, su günü gibi günlerin yanı sıra “yeşil vatan” “mavi yeşil su projesi” gibi projelerle desteklenmeye başlandı. Hatta maarif modeli ile “yaşanabilir çevre” nihai hedefler arasında yer aldı.

Bütün bunlar yapılmadan önce insan çevreye düşman mıydı? Çevre bilinci yok muydu? Elbette vardı ve elbette insan çevreye düşman değildi. Yaşadığı coğrafya şartlarına uygun olarak insan doğa ile bir bütün olduğunun farkında olarak yaşamalıdır. Doğayla uyumlu yaşamazsa kaybeden yine insan olacaktır.

Köyde, ormanlık bölgede veya kırsalda yaşayan bir insan doğanın bir parçası olduğunu bilir ve yaşam şartlarını doğayla uyumlu şekilde yürütür. Ancak doğadan uzak şehirlerde, büyük metropollerde ve yapay mimarinin içinde yaşayan insan artık doğadan uzaklaşmış kendine farklı bir yaşam ortamı oluşturmuştur. Teknoloji sayesinde istediği rahatlığı sağlayabileceğini ve doğaya rağmen yaşayabileceğini düşünür. Oysa ne kadar korunaklı bir alan oluşturursa oluştursun doğanın gücünden kaçamayacağını bilmesi gerekir. Dünyanın atmosferi içinde öncelikle hava olaylarından etkilenir sonra toprağından, suyundan. Son yıllarda yaşanan doğal afetlerde insanoğlu doğaya rağmen olmayacağını anlamıştır. Şimdi doğa ile barışık yaşamanın yollarını aramaya, çocuklarına bunu öğretmeye çalışmaya başlamıştır.

Eğitimde doğa temelli yaklaşımların kökünde yatan bu söylediklerimden kaynaklanır. Ben küçük bir dağ köyünde büyüdüm ve ilk okul yıllarım da orada geçti. Doğanın içinde yaşamak okulda öğreneceklerinizden daha fazlasını öğretir size. Okula başladığımda ezberletilen bilgiler garip gelirdi bana. “İlkbaharda çiçekler açar, her yer yeşillenir” kış boyu yeşilliğin bitmediği bir köyde ne kadar anlamsız bir cümledir bilemezsiniz. “Doğayı koruyalım, ağaçlara zarar vermeyelim” attığınız her tohumun hızla büyüdüğü bir yerde yine de yeni ağaçlar dikmek yaşamın bir parçasıysa ve yaşamın sürdürülebilirliği toprağı işlemekten geçiyorsa bir o kadar anlamsız bir cümle daha size ezberletilmeye çalışılır. Böyle çokça örnek verebilirim.

Demem o ki neye ihtiyaç duyulduğu tespit edilmeden herkese aynı bilgiyi vermek belki de eğitim sistemlerinin en büyük eksikliğidir.

Doğa temelli eğitim yaklaşımları yanlış mı? Değil tabi ki ama yöntem yanlışı olabilir. Bu bir ayrıcalık değil. Doğaya saygı duymak, başka canlıları korumak gibi bir bilgi öğretilemez. Projelerle gerçek hedeflere ulaşılamaz. Kimse biz ilkokuldayken ağaç dikme etkinliğine gitmiştik ya da su tasarrufu ile ilgili proje yapmıştık diye doğaya ve suya önem göstermez. Bu etkinliklerden aklında yaşadığı güzel deneyimler ve etkinliklere ait haz duygusu kalır.

İnsanoğlu Dünya’nın sahibi değildir. Doğaya hükmedemez. Onun bir parçası olduğunu, doğaya rağmen olmayacağını bilmelidir. Yeni nesilleri de doğanın bir parçası olarak yetiştirmek gerekir. Hayvanlara zarar vermeyelim, koruyalım sloganı ezberletmek bir işe yaramıyor. Başka bir canlıya zarar verme hakkının olmadığı bilincini yerleştirmek gerekiyor. Sınırlarını bilen, hakkı olanla olmayanı ayırt eden bireyler yetiştirmeli eğitim sistemi.

1969 Artvin/Arhavi doğumludur. Köyünde başladığı İlkokulu ve daha sonraki öğrenim yaşamını Ankara’da sürdürmüştür. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Y.O/Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden 1990 yılında mezun oldu. 1994 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden pedagojik formasyon dersleri alarak 1997 yılında sınıf öğretmeni olarak atanmıştır. 2015 yılında Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde sınıf öğretmenliği tezsiz yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Halen Ankara ili Gölbaşı ilçesinde sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Eğitim Mi, Okul Mu (2018), Öğrenme Yolculuğu (2024) adında iki kitabının yanı sıra eğitim üzerine yazdığı yazıları çeşitli gazete, dergi ve web sayfalarında yayınlanmaktadır. Bulunduğu okul ve ilçede çok sayıda projede yer almış, başarılı çalışmalar yürütmüştür. Özellikle pandemi döneminde yaptığı çalışmalarla örnek olmuş, 2020 yılında KAMUDER tarafından verilen “Yılın Öğretmeni” ödülüne layık görülmüştür.