İbreti alem olsun diye

İbreti alem olsun diye
Yayınlama: 28.12.2022 21:46
A+
A-

Bir kaç sefer kredi kartı kullanımından dolayı güç duruma düşen bir öğretmen on yıl kadar önce kredi kartı kullanmamaya başlamıştı. Hayatın olağan akışı içinde karar akla uygun olmasa da bütçe imkanları neye kâdir değildi ki, buna kâdir olmasın…

2016 yılının eylülünde kendisi ve ailesi için iyi bir giysi alışverişi yapması gereken bu öğretmen elleri cebinde Ulus’tan Kızılay’a doğru aheste aheste yürümeye başladı. O, kredi mi, kredi kartı mı diye düşünürken Ankara’da tanınıp bilinen bir büyük mağazanın vitrinine takıldı, kaldı.

Vitrinde, “Kredi kartım yok diye üzülme; gel, kefilsiz al, giyin, aydan aya, taksit taksit öde!” yazıyordu.

Gözlüğünü çıkardı, iyiden iyiye sildi, bir daha okudu.

Öğretmen olmasam okuma yazma konusunda tereddüde düşeceğim.” diye dalıp gitmişken, mağaza görevlisi olduğunu yaka kartından anlayan hoca aklına takılan tüm soruları sordu.

İkna oldu, mağazaya girdi.

Kızılay’da olan eşini ve çocuğunu da aradı.

İyi bir alışveriş yaptılar, kış ağzı tepeden tırnağa giyindiler.

Öğretmen devlet bankası üzerinden aydan aya, taksit taksit ödemelerini yaparken mağazadan bir mektup aldı.

Mektupta, “Mağazamızdan yaptığımız alış veriş için teşekkür ederiz. Ödemelerinizi düzenli yaptığınızdan dolayı adınıza düzenlenen hediye çekini kullanmanızı bekler, sağlıklı günler dileriz.” yazıyordu.

Gitti, çeki kullandı.

Yaza yakın borcunu bitirdi. Ailece kısmi bir alış veriş daha yaptılar. O borcu da ödedi.

Bir ara mağazaya uğradı, senedini istedi. Hocayı yağla, balla karşılayan mağaza müdürü senedin bankada olduğunu, getirmenin zaman alacağını, en kısa sürede adrese postalayacağını belirtti. O arada çayların biri geliyor biri gidiyor, su, soda, kahve ikramları gırla gidiyordu.

Hoca, mutlu oldu. Demek ki dedi, “Müdürü yetiştiren öğretmen insan gibi insanmış.

Yıl 2021 olmuştu. Hoca zorunlu ve ani bir kararla, iki yıl önce emekliye ayrılmış, üç kuruş emekli maaşıyla geçinemeyeceğini anlayınca özel bir eğitim kurumunda çalışmaya başlamıştı.

Soğuk havanın kendini hissettirmeye başladığı bir güz günü işyerinde iken telefonuna gelen bir mesajla irkildi.

Bir hukuk bürosundan gelen mesajda, “… mağazasından yaptığınız alış verişden dolayı borcunuz olan … tutarındaki TL’ yi, şu kadar gün içinde ödemediğiniz taktirde hakkınızda icra takibi başlatılacaktır. Bilginize sunarız.” yazıyordu.

Dünyası allak bullak olan öğretmen gizli kapaklı verilen telefonu aradı. Alış veriş yaptığını doğruladı. Ancak bedelini zamanında ödediğini belirtti. O zaman ödeme belgenizi getirin dediler.

Aradan beş yıl geçmiş.

Dekont yok.

Makbuz yok.

Alındı belgesi yok.

Hemen ödemeyi yaptığı devlet bankasında yer alan para transferini kontrol etti. Ancak banka geriye dönük son yılın ekstresini veriyor, üç yıldan önceki ödemeleri genel müdürlük bile ver(e)miyordu. Bankacı bir dostunu aradı. Dostu, “Malesef hocam, genel müdürlük bile son üç yıldan önceki kayıtları vermiyor.” demez mi?

Hukuk bürosunu tekrar arayan öğretmen sordu: “Borcum varsa beni neden bunca yıl aramadınız da şimdi arıyorsunuz?” Aldığı cevap dudak uçuklatan cinstendi, “Mağaza iflas etti, kapandı. Zaman aşımı yok. Şimdi geriye dönük hesap incelemesi yapıyoruz. Ya dekont, ya para, ya icra…

Hoca, Kızılay’a indi. Mağaza çevresinde dolaştı. Görüşme bürosu alt katta yazısını görünce merdivenleri üçer beşer atlayıp büroya ulaştı. Aaa, o da nesi, kapı duvar. Avukatını aradı. Büro hakkında bilgi edinen avukatının söyledikleri hiç de iç açıcı değildi.

Aynı hukuk bürosu tarafından bir sefer daha arandı. Artık devrede avukatı vardı.

Hemen her gün e-devletine girdi, icra dosyasını sorgular oldu. “Hakkınızda icra dosyası yoktur!” ibaresini görünce her seferinde derin bir ‘oh‘ çekti, rahatladı.

Aradan bir yıl daha geçmiş 2022 yılının aralığı olmuştu. Bir akşam e-devletini incelerken korktuğu başına geldi, icra takibi başlamıştı.

Dünyası karardı. Uzandı uyuyamadı. Çünkü aklında şu deli sorular vardı:

  1. Bir kaç sefer kredi kartı vurgunu yiyen öğretmenim seksenli, doksanlı yıllardaki gibi senetle alış veriş yapmam doğru muydu, yanlış mı?
  2. Eşşek kafam, bütün kabahat sen de! Senedi niye almadın ki! Gördüm mü atalar ne kadar doğru söylemiş: “Akılsız baş elinden sefil ayak ne çeker?
  3. Mağaza, borcunu zamanında ve tertemiz ödeyen yurttaştan bu parayı ikinci sefer hem de icra yoluyla neden tahsil etmeye çalışıyordu?
  4. Adaleti adaletli bir biçimde savunması gereken kimi hukuk büroları neden kayıt kuyut incelemesi yapmadan, beş on kuruş kazanmak için çetrefilli yollara girip haktan, hukuktan, adaletten, vicdandan sapıyordu?
  5. Banka, üstelik devlet bankası yurttaşın yaptığı ödemeyi neden en çok üç yıl geriye doğru verir de öncesini vermez? Üstelik elektronik çağda olduğumuzla övünüp dururken…
  6. Mağaza geçen sürede borçlu olduğunu iddia ettiği öğretmeni niçin aramamış, borcu neden hatırlatmamış? Yoksa işin içinde yasal sürelerde, banka kayıt sisteminde oluşan boşluktan faydalanmak mı var? Veya fırsat bu fırsat, zira piyasalarda, kanunlarda büyük boşluklar var. Yiyen yiyene, yuyan yuyana. Nasılsa ceza yok, varsa bile emmi var, dayı var, olmadı af var…
  7. Mağaza, enflasyonun boyumuzu aştığı, paramızın pul olduğu şu zamanda kafayı mı yemiş ki, alacağını beş altı yıl bekletip tahsil etmeye kalkmış?
  8. Mahkemeye gitsem mi acaba? Yok canım, mahkeme harcı, avukat ücreti, zaman, stres… Ya kaybedersem! Ben en iyisi Tüketici Hakem Heyetine danışayım.

Hocanın ki de soru işte…

Neden mi?

Sekiz, on yıl önce hakaret, tehdit, küfür içermeyen bir, iki twit yüzünden veya kötü bir söze aynı sözcükle cevap veren insanlara uygulanan baskı(n)ları, hapis cezalarını, siyaset yasağını planlayan ve ustaca uygulayan zihniyet orta yerde dururken mağaza sahibi, hukuk bürosu, olmayan adalet, aramayan hak, tatile çıkan vicdan; hoca da kim ki, ona acısın? Nasıl olsa bütün yollar Roma’ya çıkıyor / uğraşa uğraşa insan canından bıkıyor…

Öyleyse söylenecek bir çift söz var: “Hoca hoca, yan ağla, dön ağla…” çünkü, “Yandı gülüm keten helva!”.

Sonra mı, sonrası yok! Yaptığın alış veriş sonucu ödediğin meblağı, haksız, hukuksuz, vicdansız ve icralık olduğunla kalarak faizi, harcı, vekalet ücretiyle söve saya bir daha öde ve kurtuuuulll!

1964 yılında Ankara İli Kalecik İlçesinde doğdu. Çiftçi bir ailenin çocuğu. 1985 yılında mesleğe ilkokul öğretmeni olarak başladı. Türkçe öğretmeni oldu. 20 yıl okul müdürlüğü yaptı. 35 yıl emek verdikten sonra emekli oldu. Özel eğitim alanında 3 yıl müdür olarak özel sektörde çalıştı. Halen özel eğitim öğretmeni olarak görev yapıyor. Makale, inceleme ve araştırmaları Öğretmen Dünyası, ABECE, Eğitim Yaşam, Çağdaş Eğitim dergilerinde yayımlandı. Kalecik Gazetesinde 10 yıl köşe yazarlığı yaptı. Halen HANHANA isimli kültür ve sanat dergisinin editörüdür. Şiirlerini, 1. Çığlığa çağrı 2. Sensiz akşamların yorgun geceleri 3. Gökyüzüne kafa tutan sağanak; AB projesiyle gittiği Avrupa izlenimlerini, "Okulumuz Avrupa" da isimiyle kitaplaştırdı. Basıma hazır kitap taslakları mevcut. Evli, 2 çocuğu, 3 torunu var.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 4 Yorum
  1. Abdullah Özdemir dedi ki:

    Yazık olmuş.

    1. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

      Sorma kardeşim sorma…

  2. Münür Türk dedi ki:

    Ödeyecek durumda olduğunu sanmıyorum. Varsa öder. Ancak hayatı boyunca yediği darbenin ruhunda bıraktığı izleri asla silemiyecektir. Şahsım adına ben bile çok etkilendim. Üzgünüm.

    1. Yusuf İPEKLİ dedi ki:

      Elbette ödemek de çok zor ağabey. Üstelik emekli. Hem ödediğini yeniden ödeyecek olması çok acı.

      Memleket ne hale geldi, sonumuz hayrola…..