İhanet ve İttifak – Prof.Dr. Duran Bülbül & Melih Demirel Yazdı

İhanet ve İttifak – Prof.Dr. Duran Bülbül & Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 28.04.2026 15:41
A+
A-

Prof. Dr. Duran Bülbül ve Melih Demirel, metaforlarla örülü bu çarpıcı yazıda; ihanet, ikbal ittifakları ve adaletin kaçınılmaz dönüşünü “çınar” hikâyesi üzerinden anlatıyor.

Bir ülke düşünün…

Cenderelerden geçmiş, yoklukla yoğrulmuş, bedel ödeye ödeye var olmuş bir yurt.

Kolay kurulmamış, kolay korunmamış. Her karış toprağı bir hatıranın, her hatırası bir fedakârlığın izini taşımış.

Ve o yurdun bir çınarı varmış…

Asrı aşan ömrüyle, gölgesinde nice nesilleri büyütmüş. Fırtınalar görmüş, seller atlatmış, tufanlara direnmiş.

Yurdu yurt yapanın yalnızca sınırlar değil, o çınarın kendisi olduğu anlaşılmış zamanla.

Ama zaman…

Zaman sadece büyütmez, aynı zamanda sınar.

Gün gelmiş, devran dönmüş…

Çınarın dallarına önce usulca, sonra sinsice zehirli sarmaşıklar dolanmış.

Dallarından köküne yürümüş bu sarmaşıklar; beslenmiş çınardan ve adım adım  zehirlemiş onu.

Öyle ki;

“Baba” dedikleri, “kurtarıcı” diye andıkları ve  sırtını sıvazladıkları o çınarın emanetçisinin ardına,  bu kez hançerlerini layık görmüşler…

İhanet…

Öyle sıradan bir ihanet değil.

Hacıbektaş’ı Kerbela’ya çevirecek, bir sehpanın üzerine bir bardak suyu bile çok görecek  kadar ihanet…

Dün kapısında el pençe divan durulanı bugün Pir Sultan misali taşlatacak kadar ihanet…

Yolsuzlukla arsızlaşacak, arsızlıkla çirkefleşecek kadar ihanet…

İhanet, sadece bir eylem değil; bir karakter meselesi olmuş.

Oysa çınar…

Umut üretmeye devam etmiş. Gövdesine vurulan her darbeye rağmen gölge vermekten vazgeçmemiş.

Ama ne acıdır ki umut büyüdükçe, ihanet de çoğalmış.

Çünkü bazıları için gölge, dinlenilecek yer değil; kesilecek bir fırsatmış.

Devran döner mi?

Elbette.

Çünkü devran, dönmekte mahir; adalet ise gecikse de vazgeçmeyendir.

Kirletilen adalet, bir gün kendini arındırır.

Saptırılan hakikat, bir gün kendi yolunu bulur.

Ve herkes bilir ki…

Çamurlu ellerle temiz sayfalara güzel hikâyeler yazılamaz.

Sonrası mı?

Sonrası, her kirli hikâyenin kaçınılmaz durağıdır:

Geldik, mahkeme koridorlarına…

Evvela susanlar…

Sonra konuşmaya başlayanlar…

Yediğini kusanlar, ekşiden karnı ağrıyanlar…

Çınarın dallarını paylaşamayanlar,

İkbal uğruna çınarı satanlar…

Hatta yetmeyip memleketi dahi gözden çıkaranlar…

Hikâye dedik ya…

Her hikâyenin bir ilhamı vardır.

Bir de bu çınarın “abileri” var.

Sözde abileri…

Yarım asırlık abileri…

Öyle abiler ki;

Dışarıdan bakınca “koca çınar bunlara rağmen  nasıl hâlâ ayakta?” diye sordurur insana.

Cevabı basittir:

Atasının hatrına…

Yoksa o abilerle bir asır ayakta kalmak, mucizeden ötedir.

Kurtarıcı diye anılanlar, kendi dertlerine düşmüş.

Öyle rezil, öyle kepaze, öyle pespaye bir hâl almış ki…

İhanetin kendisi bile utanır onların yanında.

Anladınız değil mi?

İhanet buydu işte.

Ama şimdi…

Geldik “ittifak” dedikleri o yeni perdeye.

Hikâye bu ya, devam edelim:

“Aman efendim…”

“Tamam efendim…”

“Biz bu işi çözeriz efendim…”

Söz çok…

İrade yok.

Sonuç mu?

Bu sefer de yeni hançerler hazırlanıyor.

Üstelik bu kez “abilerin hançeri”

Hani bir “baba” vardı ya…

Kapısında el pençe divan durulan…

Hakkı yenen ama dağ gibi susan…

İçine atan, biriktiren…

Ne oldu o babanın hakkı?

Hacıbektaş’ta küçük Kerbelayı  yaşayan,

Gemiden koparıldıktan sonra rotası şaşan o hikâyede…

Ne oldu?

Baba hâlâ orada.

Dağ gibi.

Ama köyün küskün itleri kardeş olmuşlar,

İkbal ittifakı üzerinde tepinip duruyorlar.

Ez cümle…

Bir çınarın dalları varsa, yaprakları varsa…

Bir de kökü vardır.

Ve hikâyeler dallarda başlamaz…

Köklerde başlar ve orada biter.

Bu hikâyenin sonu gibi…

Babanın hakkını dava bilen kökler;

Abiyi de, dayıyı da, haini de, ihaneti de ayıklar.

Devran bir kez daha döner.

Adalet bir kez daha tecelli eder.

Ve sen…

Ey beyaz pirincin içindeki beyaz taş!

Seni de unutmadık.

Şimdilik kendini pirinçten sayabilirsin.

Aynı torbada, aynı kapta…

Ama bil ki;

Senin hikâyen dişte bitmeyecek.

Elekten düşüp gideceksin.

Çünkü hakikat…

Eninde sonunda ayıklar.

Ve o gün geldiğinde…

Ne ihanet kalır geriye,

Ne de sahte ittifaklar.

Sadece kök kalır.

Ve kök, her şeyi yeniden başlatır…

‘’Bu hikayede isim isim ayırmadık kalemleri, usulen iki isim koyduk, kıymetli okurlar bir saysın…’’

Kalın sağlıcakla…

 

Prof.Dr.Duran Bülbül: Öğretim Üyesi - Maliyeci - Kamu Ekonomisti - Yazar Melih Demirel: Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı