Kelimelerin Egemenliği – Davut Köksoy Yazdı

Kelimelerin Egemenliği – Davut Köksoy Yazdı
Yayınlama: 30.07.2026 10:32
A+
A-

Geçen hafta bu köşede yazdığım yazıdan sonra yazdığım yazıya çok sayıda destek geldi. Yazımın başlığı : “Küreselleşmenin Görünmez Kuşatması ve Türkçenin Yabancı kelimelerle Sınavı” idi. Bir arkadaşımın evini ziyarete gittiğimde ise Cumhuriyet kitapları tarafından yayınlanan Tahsin Yücel’in “Türkçenin Kurtuluş Savaşı” (Eylül 2000) kitabıyla karşılaştım. Okuduğum zaman, geçen haftaki yazıma ek olsun diye bu yazıyı yazdım.

Tahsin Yücel, kitabın arka kapağına alınan yazısının en başında; “Bugün bulunduğumuz noktadan bakılınca, dil devrimi tüm devrimlerimiz içinde ereğine en çok yaklaşmış olanı, bir başka deyişle, en başarılısı olarak görülüyor. Ama en az anlaşılan devrimimiz de gene dil devrimi.”

Bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfasından ağırlığını koyar masaya. Tahsin Yücel’in dil üzerine yazdıklarını ne zaman okusam bende hep aynı duygu uyanır. Yücel, meseleyi öyle kuru akademik terimlerle, dil bilgisi kurallarıyla falan geçiştirmez. Onun derdi çok daha derindir: Bir toplumun bağımsızlığı ve kimliği. Hep aklımdadır o tespiti; savaşı kaybeder, toprağınızı yitirirsiniz ama günün birinde askeri ya da siyasi bir hamleyle geri alabilirsiniz. Fakat dilinizi, yani kelimelerinizi kaybederseniz, zihninizde kelepçeyle yaşamaya mahkûmsunuz demektir. Geri dönüşü olmayan asıl esaret budur.

Biz genelde dili sadece bir iletişim aracı, sabahları “günaydın” deyip akşamları hâl hatır sorduğumuz bir köprü sanıyoruz. Oysa dil, geçmişten bugüne ne yaşadıysak hepsini içinde taşıyan, bizle birlikte nefes alıp veren canlı bir şey. Yücel’in yazılarında en çok çarpan yerlerden biri, tarihimizdeki şu meşhur “çift dillilik” sancısıdır. Düşünsenize; bir tarafta sarayın ve aydınların konuştuğu, kuralları ağdalı, halkın dönüp baksa da anlayamayacağı yapay bir dil var; diğer tarafta ise Anadolu insanının kendi bağında bahçesinde inatla koruduğu, o duru, yalın Türkçe. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan o sadeleşme serüveni, aslında bu iki uçurum arasındaki köprüyü kurma, insanı insanıyla barıştırma mücadelesidir.

Tabii tüm bunları konuşurken “Geçmişte ne güzel şeyler olmuş” deyip geçemiyoruz. Zaten Tahsin Yücel de Dil Devrimi’ni bir kere yapılıp bitmiş, tarih kitaplarında kalmış statik bir olay olarak görmüyor. Aksine, her gün yeniden üretilmesi, deyim yerindeyse her sabah yeniden nöbetinin tutulması gereken bir süreç bu. Dönüp bugünkü halimize bir bakalım: Her tarafımızı saran o küreselleşme çılgınlığı, ağzımıza pelesenk olan yabancı kelimeler, hele o plaza dili dediğimiz, ne Türkçe ne İngilizce olan melez ucube… Yazarın yıllar önce yazdıklarını bugün okuyunca insan “Haklıymış” demekten kendini alamıyor. Mesele sadece tabelalardan ya da konuşmalardan yabancı kelimeleri cımbızla ayıklamak değil ki. Asıl mesele, Türkçenin kendi küllerinden doğabilme, kendi köklerinden yeni ve işlevsel kelimeler üretebilme gücünü canlı tutabilmek.

Bu kadar ağır ve teorik bir mevzuyu okurken hiç sıkılmıyorsanız, bunun tek bir sebebi var: Yücel’in o muazzam kalemi. Bir dil bilimcinin titizliği var yazılarında, doğru; ama arkasında da bir edebiyatçının estetik kaygısı, Türkçenin gücüne yürekten inanmış bir aydının o samimi duruşu hissediliyor. Karşınızda size parmak sallayan, kurallar dikte eden didaktik bir hoca yok; sizinle dertleşen bir entelektüel var.

Dil kavgası sadece eski zamanların kronolojik bir anlatısı değil. Bugün ana dilimizde düşünürken, “tweet” atarken, bir şeyler karalarken bile içimizde taşıyor olmamız gereken bir bilinç. Yücel yazının bir yerinde bizi can evimizden vuran o soruyu soruyor: Kendi kelimeleriyle düşünmeyi beceremeyen bir toplum, ne kadar özgür olabilir ki? Kelimelerimize sahip çıkmak, aslında doğrudan kendi benliğimize, hafızamıza ve geleceğimize sahip çıkmaktır. Çünkü zihni özgür kılmanın tek yolu, dildeki prangaları kırmaktan geçer.

1953 yılında Kırıkkale’nin Ulaklı köyünde dünyaya gel- di. Annesini ve babasını çocuk yaşta kaybedince ağabeyi ile Yetiştirme Yurdu’na verildi. İlkokulu Kızılcahamam, Ortaokul, Lise ve Yüksek okulu Ankara’da okudu. GEE İngilizce bölü- münü bitirdi. 1974 yılında T.C.Emekli Sandığı’nda işe başladı. 1994 yılında öğretmenliğe geçti 18 Ocak 2000 de emekliye ayrıldı. Emekli olduktan sonra 20 yıl çeşitli dersanelerde ve özel okullarda görev yaptı.Çeşitli derneklerde üyelik ve yöneticilik yaptı. Kibder (Kim- sesiz Çocuklar Birleşme ve Dayanışma Derneği), Yurt Ay Der (Yetiştirme Yurdundan Ayrılanlar Kültür ve Dayanışma Derne- ği), Tüm Der, Töb Der, Eğit Der, ADD, Bised bu derneklerden bazılarıdır. TYS (Türkiye Yazarlar Sendikesı) üyesidir.Gazete ve dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlandı. Abece, Öğretmen Dünyası, Berfin Bahar, Bağlaç, Yoğunluk, Özgür Sanat, Edebiyat Nöbeti, Yeni Gelen, Varlık Dergisi gibi.Evli, bir oğlu iki torunu vardır. Ankara’da yaşamaktadır.