Kime, neye, niçin: “GÜVEN(m)İYORUM

Kime, neye, niçin: “GÜVEN(m)İYORUM
Yayınlama: 01.12.2022 20:00
Düzenleme: 01.12.2022 20:17
A+
A-

Okul müdürü olarak çalışırken en önemli hayallerimden biri de AB projelerinden yararlanarak yurt dışına çıkıp oralardaki eğitim sistemini incelemek, karşılaştırmalar yapmak, edindiğim iyi örnekleri çalıştığım varoş okullarına taşımaktı. 2016 yılında bu hayalim gerçek oldu.  Beş ülkeyi kapsayan projeyi uyguladıktan sonra izlenimlerimi 185 sayfalık bir kitapla ölümsüzleştirmiştim.

O kitabın esas olarak özeti şuydu: Ziyaret ettiğim ülkelerde devlet yurttaşa güveniyordu, yurttaş devlete! Oralarda devlet vardı ama devlet yurttaşın rahatı ve refahı için vardı.

Peki, bu ülkeye onun güzel çocuklarına otuz sekiz yıldır hizmet eden öğrenen bir öğretmen olarak ben, kime / niçin güveniyorum; neye / niçin güvenmiyorum?

Öncelikle takiye yapanlara, demokrasiyi araç görenlere, bugün tükürdüğünü yarın yalayanlara, devletin yerleşik kurum ve kuruluşlarıyla kavga edenlere, cumhuriyet tarihi boyunca edindiğimiz yerli ve milli fabrikaları haraç mezat satanlara,  ya bendensin ya hain anlayışının esiri olanlara, vatandaşına ağır  hakaret edenlere, halkı kin ve düşmanlığa sevk ederek ortadan sıyrılanlara, insanımızı yalnızlaştıranlara, devletin kurum ve kuruluşlarına yalan söyletenlere, bencillik ve bireycilik yaparak toplumu ayrıştıranlara, bölenlere, kutuplaştıranlara güvenmiyorum.

Yolsuzluk yapanlara, yapılan yolsuzlukları görüp seyredenlere, bu yolsuzluklardan nemalananlara, yolsuzluğun faturasını halka ve güvenilir, dürüst politikacılara kesenlere,

Cebimizdeki paranın her geçen saat alım gücünün düştüğünü bildiğim için yaşadığım yüzde iki yüzlere varan enflasyonu yüzde seksen beş gösterip vergi, ceza ve harç değerleme oranını yüzde yüz yirmi iki buçuk artırarak yurttaşı kandıranlara, mazot, benzin, otogaz fiyatlarıyla dalga geçer gibi oynayanlara, emekliyi üç kuruş promosyona muhtaç hale getirenlere, asgari ücreti açlık sınırının bile altında bırakanlara, kariyer basamağı diye öğretmenleri ayrıştıranlara, çalışanları geçinmek için cambaz hale getirenlere, gün be gün hızla artan icra dosyalarına sebep olanlara, insanların ev ve/veya araba alma ümitlerini yok edenlere, vatandaşın çöpten atık toplayıp, marketten çıkıntı sebze, meyve almalarına neden olanlara, küçük esnafın kepenk kapatmasına aldırmayanlara,

(01 Ocak 2009 tarihinde piyasaya giren ve o gün 140 dolar alabilen 200 TL‘yi bugün 10.735 dolar alabilecek noktaya getirenlere,)

İki de bir, “Yanılmışımız, Allah affetsin” diyenlere, iki de bir kul hakkı diyerek kul hakkı yiyenlere, sadaka, zekat diyerek kesesini dolduranlara, dini ve kutsal değerleri kendi yalanlarına alet edip halkın halis duygularını sömürerek dindar görünenlere, din gibi kutsal duyguları sömürenlere, yine dini ve kutsal değerleri hırsızlığa, arsızlığa, yokluğa ve yoksulluğa siper  edenlere, amaca ulaşmak için her yolu mübah görenlere,

Bildiğim kötü başkasının bildiği iyiden iyidir!” diyerek statükocu anlayışta olanlara, “uzaya yol yapıyoruz, yakında uzaya yolculuk var” diyerek hayal hırsızlığı yapanlara, cehaletten beslenen cahillere,

Doğayı talan edenlere, ettirenlere, güzel yurdumun bereketli topraklarını arap şeyhlerine peşkeş çekenlere, üç kuruş para için kırk takla atanlara, doğruyu söyleyen kim olursa olsun het hüt diyerek tehdit savuranlara, ağzını açanı hapse attıranlara, kendi gibi düşünmeyenlere zulüm edenlere, Atatürk gibi bir dehayla kavga edenlere, O’nun adını stadyumlardan, havaalanlarından silenlere, T C. ibaresini tabelalardan indirenlere, cumhuriyete ve devrimlerine öfke duyanlara,

İnsanları aç ve sefil bırakıp beyinlerini esir alanlara, insanları köleleştirip bayat makarnaya, kurtlu nohuta, çürük fasulyeye, taşlı mercimeğe, kuru ekmeğe muhtaç hale getirenlere, bu yolla oy avcılığı yapanlara,

Bile bile yalan söyleyenlere, bile bile yalan söylediğini bildiğimizi bildiği halde bile bile yalan söylemeye devam edenlere,

Cennet vatanımızı Suriyeli, Afgan, Malezyalı gibi ne olduğu belli olmayan güruhla doldurup yaşanamaz hale getirerek, ülkeyi mülteci, göçmen bataklığına sürükleyip yarınlarımızı cehenneme dönüştürülere, şehide kelle, asker ocağına yan gelip yatma yeri değil, çiftçiye ananı da al git diyenlere, sanatı hor görenlere, sanatın içine tükürenlere, festival yasaklayanlara, kitaptan, gazeteden, dergiden, türküden, şiirden, sazdan, piyanodan, şarkıdan korkanlara,

Basını susturanlara, susan basına, fikir üretemeyen korkak  üniversitelere, akademisyenlere, kalemini satan sözde gazetecilere, hala kulağının üzerine yatan sendika, vakıf, dernek, oda, baro, federasyon ve konfederasyonlara,

Aynı yerden aldıkları işaretle ortak manşet atarak olayları maniple edip halkı kandıranlara; yokluğu, yoksulluğu, açlığı patetese, soğana yükleyenlere, halkın tertemiz vergilerini bol keseden üç beş yandaşa dağıtanlara, trafolara kara kedi sokanlara, kendisiyle bile barışık olmadığı halde genç beyinleri örümcek ağı gibi sarıp, bireyi zehirli ağların içine çeken, taciz / tecavüz dahil her türlü pisliğe batmış tarikat ve cemaatlere,

Başka adam mı var, yaparsa yine bu yapar; yiyor ama alnı secdeye geliyor, o da mı adam, ona mı vereceğim, dün onlar kayırıyordu bugün bunlar kayırıyor, dün de vardı bugün de var.” diyerek kendi kaderini karatmakla kalmayıp halkın kaderimi de karartanlara,

İşsizliği ikiye üçe katlayanlara, eğitimi yaz boz tahtasına dönüştürenlere, çocukları, gençleri karanlıkta okula gitmeye mahkum edenleri, sağlıkta sınıfta kalanlara, doktorlara, hemşirelere, öğretmenlere, ekonomistlere, mühendislere, hukukçulara hakaret edenlere, en demokratik insan hakkını terörizm diye tanımlayanlara, yaylaları taş ocağı, dereleri HES ile işgal edenlere, komşularla sıfır sorun deyip üç beş kamyon dolusu soruna neden olanlara, imar yolsuzluğu yoluyla milyon milyon dolar kazananlara, tarım ülkesi ülkemin tarımını yok ederek dışarıdan tohum, yem, saman ithal edenlere,

Gerekli gereksiz bağırıp çağıran, ekranlara çıkarak halkın gözünün içine baka baka rüşvetten, uyuşturucudan söz ettiği halde rüşveti ve uyuşturucuyu önleyemeyen, teröristin ayakkabı numarasını biliyoruz dendiği halde terörü önleyemeyenlere güvenmiyorum.

Öncelikle cumhuriyetimizin kurucusu, mazlum ulusların önderi, örnek devlet adamı, başkomutanımız, ileri görüşlü olduğu kadar ezeli ve ebedi liderimiz, başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e güveniyorum, taklitlerine asla ve asla güvenmiyorum.

Akla, bilime; aklın ve bilimin verilerine,

Sanata, edebiyata, tarihe, kültüre,

Yüreği tertemiz, gözleri çakmak çakmak, masum olduğu kadar gözü açık çocuklara,

Aydınlık yüzlü gençliğe,

Yarınları güzelleştirecek öğretmenlere, üreten emekçilere, köleliğe karşı duran alın teri sahiplerine, emeği ve alınteriyle koltukta oturan bürokratlara,

Milletimin efendisi çiftçilere, hayatını işine adadığı halde üç kuruş ucuzluk için market market dolaşmak zorunda kalan, ileri yaşına rağmen ikinci işte çalışmak zorunda kalan  emeklilere, elektrik faturasını ödeyemediği için soğuk ve karanlıkta oturanlara, kirasını ödeyemeyen ailelere, saç traşını eşine, bacısına, anasına yaptıran garibanlara, kapitalizme, emperyalizme, faşizme hayır diye(bile)n güzel insanlara,

Pamuğumuz için Pamukbank, pancarımız için Şekerbank, tütünümüz için Tütünbank, dokuma için Sümerbank, eğitimciler için Öğretmenler Bankası, ulusal sanayi için Türk Ticaret Bankası, konut için Emlak Bankası, çiftçi için Ziraat, esnaf için Halk Bankası vardı. Şimdi nerede, kime, niçin hizmet ediyor? Şimdi kime niçin hizmet etmiyor, kapatıldıysa neden?” diyenlere,

Halkçı ve cumhuriyetçilere, demokrat, laik, bilinçli, kararlı ve iyilere,

Kadına, çocuğa, doğaya, hayvana, çiçeğe, ağaca, buluta, suya değer veren çevre dostlarına, bağımsız üniversite diye direnen akademisyen ve öğrencilerine,

Gelişme çağındaki çocuğuna gücü yetip alamadığı için yumurta, zeytin, peynir, et, süt gibi temel gıdaları yediremeyen Anadolu’mun bağrı yanık analarına,

Çok okuyanlara, okudukça gelişenlere, geliştikçe değiştireceğine dünden daha çok inananlara,

Hikayesi olanlara, en önemlisi Büyük Türk Milletine güvendiğim kadar hiç kimseye, hiç bir şeye güvenmiyorum.

Ya siz, ya siz!

1964 yılında Ankara İli Kalecik İlçesinde doğdu. Çiftçi bir ailenin çocuğu. 1985 yılında mesleğe ilkokul öğretmeni olarak başladı. Türkçe öğretmeni oldu. 20 yıl okul müdürlüğü yaptı. 35 yıl emek verdikten sonra emekli oldu. Özel eğitim alanında 3 yıl müdür olarak özel sektörde çalıştı. Halen özel eğitim öğretmeni olarak görev yapıyor. Makale, inceleme ve araştırmaları Öğretmen Dünyası, ABECE, Eğitim Yaşam, Çağdaş Eğitim dergilerinde yayımlandı. Kalecik Gazetesinde 10 yıl köşe yazarlığı yaptı. Halen HANHANA isimli kültür ve sanat dergisinin editörüdür. Şiirlerini, 1. Çığlığa çağrı 2. Sensiz akşamların yorgun geceleri 3. Gökyüzüne kafa tutan sağanak; AB projesiyle gittiği Avrupa izlenimlerini, "Okulumuz Avrupa" da isimiyle kitaplaştırdı. Basıma hazır kitap taslakları mevcut. Evli, 2 çocuğu, 3 torunu var.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.