Yağmazsan da gürle – Yusuf İpekli Yazdı

Söz çok, gürültü fazla ama sonuç yok… Yusuf İpekli, “yağmazsan da gürle” deyimi üzerinden Türkiye’nin siyasi ve toplumsal reflekslerini çarpıcı örneklerle sorguluyor.
Bizim oralarda, “yağmazsan da gürle” derler, severim.
Deyim her ne kadar çiftçilerin gözünün bulutlarda olduğuna işaret etse de günlük hayatta “Elinden somut bir iş gelmese veya gücün yetmese bile, sesini çıkararak, korkusuz görünerek ve iddialı konuşarak çevrene güven vermen veya rakiplerini etkilemen gerekir.” manası taşır.
İş hayatında, “Bir projede yetersiz kalınsa bile, panik yapmadan kendinden emin bir tavır sergileyerek ekibi motive etmek veya duruş bozmamak.” olarak yorumlanır. Sonu genellikle iflas olur…
Diplomasi de “Askeri veya ekonomik olarak tam güç uygulanamasa bile, “bizi kızdırmayın” mesajı vermek için sert söylemlerde bulunmak.” olarak algılanır. Uzlaşma veya tavizle sonuçlanır.
Günlük yaşamda ise, “Bir sorun karşısında çaresiz olsa bile, geri adım atmayıp güçlü görünmeye çalışmak.” anlamında kullanılır. Sonucu mahcubiyettir.
Blöf yapmak için, “Gerçekte olmadığı halde güçlü görünmek.”, “Çok sinirlenip yüksek sesle bağırmak, esip gürlemek.”, “Sözle veya tavırla karşı tarafı ürkütmek, göz korkutmak.”, “Abartılı konuşmak, atıp tutmak.” manası ise genellikle argoda kullanılır. Kavgayla sonuçlanır, ölüm kaçınılmaz hale gelir.
Özetle, yağmasan da gürle deyimi, eylemden ziyade sözün ve tavrın gücünü kullanmayı öğütleyen bir ifadedir.
Bana göre de kim söylemişse bu deyimi Anadolu insanının formatına uygun söylemiş. Siz taşı gediğine koyma da diyebilirsiniz.
Neden?
Anlıyorsunuz değil mi, dünyanın öteki ülkelerini pek bilmiyorum ama biz de TÜİK’in tezgahından geçmemiş yağmasa da gürleyenler enflasyonu var.
Demirel elbette yağmasa da gürleyenlerin piriydi. Meydanları dolduran kalabalığın ortasına çekilen otobüsün üzerinden göbeğini aşağı doğru salar ağız dolusu yağmasa da gürlerdi.
Sonra onun çırağı Özal çıktı meydana. Özal, yağmasa da çok iyi gürlerdi ama sakin sakin, ince ince…
Daha geriye gitmeden yakın tarihe bakarsak Baykal acayip eser gürlerdi. Dar kadrosunu yanına alıp koşunca sanırdık ki hemen yarın başvekil olacak.
Abo, en çok yağmadan gürleyen şahsiyetlerden biri de Erbakan idi. Bol bol temel atar, atılan temelleri zamanın mebusları kendini çekmekten aciz anadol marka kamyonetin arkasına atıp meclisin bahçesine dökerlerdi.
Bir de baktık ipi çekilen bir iki siyasiyi siyaseten yok etmek için kaynağı belli olmadan önüne konulan birkaç dosya sayesinde gökten paraşütle Kemal Kılıçdaroğlu geçiverdi CHP’nin direksiyonuna. Ancak genel sekreter yardımcısı olabilecek kadar vizyonu olan bu genel başkan salıdan salıya geçince mikrofonun başına aman Allah’ım nasıl eser, nasıl gürlerdi! İyi eser gürlerdi ama temsil misal mühürsüz oylar konusunda ne yağdı ne gürledi.
Yağmasa da gürleyen başka siyasi ise hiç kuşkusuz 25 yıldır ülkeyi yöneten mevcut cumhurbaşkanı. Örnek mi, yazmaya kalksam sayfalar yetmez.
Milliyetçilerin en büyük temsilcisi nasıl peki? Ohooo o öyle gürlüyor ki uyuyan bebe yerinden fırlayıp korkudan altına işiyor.
Ala ala da iktidar alternatif olması gereken ana muhalefetin genel başkanına ne demeli? Alınca eline mikrofonu saatlerce konuşuyor. Konuştukça dağılıyor. Dağıldıkça öfkesine yenik düşüyor. Üstelik beden dili gürlemesini de yağmasını da ele veriyor. Eylem öneriyor, önerdiği eylemden ilk önce kendisi vazgeçiyor. Kurduğu cümleler esmeye de gürlemeye de elverişli değil, çok uzun. Miting çok anlamlı ama ana muhalefet başkanının elinde hızla yıpranıyor.
Şimdi yağmadan gürlemek marifet ister. Yürüyüşten duruşa, giysiden oturuşa, ses tonundan vurguya, ezberden doğaçlamaya, danışmandan en yakın kadroya, tokalaşmadan görmezlikten gelmeye, özel hayattan toplumun sinir ucunu kontrol etmeye, efelenmeden geri adım atmaya kadar düzen, plan, anlayış gerektirir.
Peki yağmadan gürlemek sadece politikacıları özgü bir davranış mı? Elbette hayır. O zaman ailenize bakın, iş yerinizi göz önüne getirin, komşularınızı düşünün ve el gövdenin kaşındığı yeri bilir kendinize dönün.
Anlaşıldığına göre sormak lazım, yağmadan gürlemek gibi basit bir deyim bu kadar önemli mi? Bizim gibi doğulu toplumlarda çok önemli hem de ekmek kadar, su kadar, hava kadar önemli, hayati!
Çünkü lamı cimi yok taparız biz, taptık mı yanından yöresinden çok uzak olsak bile ölümüne arkasında dururuz.
“Amma konuştu ha!”, “Adam gibi adam.”, “Godumu oturttu…”, “Lider canım!”, “Afferim”, “Nasıl da haddini bildirdi.”, “Kimse eline su dökemez.”, “Analar ne evlat doğurmuş be!” sözleri bir önceki cümlenin en önemli kanıtı.
Ben de sizin gibi düşünüyorum.
Ne sendikacılar gördük yağmadan gürleyen ne patronlar, gazeteciler, dernek başkanları, delikanlılar gördük. Hayatımızdan ne öğretmenler geldi geçti, muhtarlar, esnaflar, şoförler, doktorlar, avukatlar… Ne anne babalara tanık olduk yağmadan gürleyen, ne bankacılara, sarraflara, emlakçılara ne imamlara tanık olduk!
Niye mi yazdım bütün bunları? Altmış yılda bir kere yağmadan gürlemek için canım başka neden olacak?
Öyleyse kutlu olsun İşçinin ve Emekçinin 1 Mayıs İşçi Bayramı ama yağmadan gürleyenler hariç herkes için…
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN








