Yeter – Melih Demirel Yazdı

Atlas Çağlayan, Mattia Ahmet Minguzzi, Alperen Ömer Toprak, Hakan Çakır ve katledilen tüm çocuklarımız için…
Atlas Çağlayan… Henüz hayatının baharındayken, hayalleriyle birlikte toprağa verilen bir evlat. Ondan önce Ahmet Minguzzi. Ondan önce niceleri… İsimler değişiyor, acılar büyüyor ama tablo aynı kalıyor. Sokaklarda şiddetin sıradanlaştığı, suçun yaşla hafifletildiği, vicdanın ise her geçen gün biraz daha susturulduğu bir düzenin içindeyiz.
Anneler, evlatlarının fotoğraflarıyla meydanlarda adalet arıyor. Bir çare halde, gözleri yaşlı, sesi titrek… Devletin, hukukun, sistemin görmesini bekliyorlar. Çünkü onların evlatları geri gelmeyecek; ama belki bir başkasınınki kurtulur umuduyla haykırıyorlar. Ne var ki bu haykırışlar duvarlara çarpıp geri dönüyor.
Toplum olarak en büyük yanılgımız, suçu romantize etmek. “Suça sürüklenen çocuk” ifadesi artık masumiyet kalkanına dönüşmüş durumda. Oysa gerçeği eğip bükmenin kimseye faydası yok. Çocuk yaşta da olsa, bir insan başka bir insanın hayatına son veriyorsa, ortada bir suç vardır. Ve suç, yaşla küçülmez. Masumiyet, elindeki bıçakla, silahla, sopayla bir canı alanın arkasına saklanamaz.
KATİL ÇOCUKTA OLSA KA-TİL-DİR!
Elbette her çocuk suçlu doğmaz. Ama her suç da “çocukluk” gerekçesiyle örtülemez. Çünkü adaletin terazisi, mağdurun yaşıyla değil, işlenen fiilin ağırlığıyla ölçülmelidir. Aksi halde, hem hayatını kaybeden çocukların anısına ihanet ederiz hem de suç işleyenlere yanlış bir mesaj veririz: “Yap, nasıl olsa yaşın küçük.”
İşte asıl tehlike burada başlıyor. Caydırıcılığını yitirmiş bir hukuk sistemi, suçu teşvik eder. Şiddeti sıradanlaştırır. Ve en acısı, masumları savunmasız bırakır. Bugün sokaklarda korkuyla yürüyen çocuklar, yarın “korunamayan” istatistiklere dönüşür.
Atlas Çağlayan’ın adı, sadece bir haber başlığı olmamalı. Ahmet Minguzzi’nin hikAyesi, birkaç gün konuşulup unutulmamalı. Bu isimler, bir toplumsal uyanışın simgesi olmalı. Çünkü mesele yalnızca bireysel suçlar değil; mesele, bu suçlara göz yuman, geçiştiren, hafifleten sistemsel bir çöküştür.
İbretlik cezalar, intikam için değil; adalet için gereklidir. Yeni düzenlemeler, öfkeyi yatıştırmak için değil; geleceği korumak için şarttır. Aksi halde her yeni kayıp, bir öncekinin üzerine eklenen bir utanç olarak tarihimize yazılacaktır.
Bir ülkenin gücü, suçlulara gösterdiği merhametle değil; masumları ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Devlet, katilin yaşını değil, öldürülenin hayatını merkeze almalıdır. Çünkü toprağa giren her çocuk, sadece bir aileyi değil, bir toplumu eksiltir.
Artık sormaktan yorulduk:
Daha kaç çocuğumuz için adalet yazacağız?
Daha kaç anne, meydanlarda helak olacak?
Daha kaç pırıl pırıl evladın yasını tutacağız?
Atlas Çağlayan hadisesi son olmalı.
Bir çocuk daha toprağa düşmeden, ivedi olarak bir şey yapmalı.
Adalet, mezarlıklarda değil; sokaklarda, okullarda, evlerde hissedilmelidir.
Çünkü bir ülkenin vicdanı, bilhassa çocuklarının güvenliğiyle ölçülür. Ahmet’i, Alperen’i, Hakan’ı ve son olarak Atlas’ı bu cani cesaretinin verdiği gaddarlıktan koruyamadık. Ancak Atlas son olsun. Adalet yerini bulsun, gerekirse kıyamet kopsun ancak hakkaniyetli bir adalet yerini bulsun…
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:








