Zafer – Suay Karaman Yazdı

Yayınlama: 31.08.2026 10:17
A+
A-

Zafer…

26 Ağustos 1922 sabahı gürleyen top sesleri, özgürlüğü ve bağımsızlığı yok edilmek istenen bir ulusun kurtuluşunun müjdecisiydi. 26 Ağustos günü Afyon Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos günü Kütahya Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Savaşı zaferiyle kesin sonuca vardı. Böylece yaklaşık 300 yıldır dünyayı sömüren emperyalizm ilk kez yenilgiye uğratılmış ve bu zafer bütün sömürülen uluslara da örnek olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde kazanılan 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı sonrasında Yunan Ordusu dağılarak, kaçmış ve 9 Eylül 1922 tarihinde ‘dağlarında çiçekler açan’ İzmir’den, Ege’nin serin sularına dökülmüştür.

104 yıl önce çok zor koşullarda, büyük bir özveriyle dünyanın en haklı savaşlarından biri olan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kazanarak, vatanımızı emperyalizmin işgalinden kurtaran, özgür ve başı dik olarak yaşamamızı sağlayan başta eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kuvayi Milliye şehitlerimizi, gazilerimizi saygıyla anmaktayız. Yepyeni bir devlet kurup, az zamanda çok ve büyük işler başararak, Türkiye Cumhuriyeti’nin her alanda dünyanın önemli ve saygın ülkeleri arasında yer almasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’e ve arkadaşlarına şükranlarımızı sunmaktayız. 30 Ağustos Zafer Bayramımız Türk Ulusuna kutlu olsun.

Dün Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın 104. yılını kutladık. Ancak bu büyük günü eşsiz önderimiz Atatürk ile Kuvayi Milliye Şehitleri’ne layık olamamanın verdiği burukluk ve eziklik içinde kutluyoruz; utanç içinde yaşıyoruz. Çünkü demokratik ve laik cumhuriyetimize sahip çıkamayıp, ülkemizin bugünkü karanlık duruma gelmesine duyarsız ve seyirci kalan bizler, suçluyuz. Çünkü Atatürk’ü, ilke ve devrimlerini, demokratik ve laik cumhuriyetimizi, eşsiz vatanımızı koruyamadık. Ne yazık ki bugün Türk Milleti’nin birliği, Türk Devleti’nin varlığı ve Türk vatanının bütünlüğü tehdit altındadır.

104 yıl önce emperyalizmi dize getiren 30 Ağustos zaferinin ardından, 104 yıl sonra yeniden emperyalizmin görünen ve bilinen oyunlarıyla içten ve dıştan gelen baskılarla parçalanmak istenen ülkemize ne yazık ki seyirci kalıyoruz. 10 Ağustos 2026 tarihinde Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, TBMM Genel Kurulunda 468 milletvekilinin oyuyla kabul edildi. Her maddesi anayasaya aykırı olan bu yasa, ülkemizin bölünmesine kadar gidebilecek bir senaryonun başlangıcıdır. Bu yasa, başta şehitlerimiz ve gazilerimiz olmak üzere bütün Türk Ulusuna hakarettir.

Sahte ‘barış’ söylemleriyle toplum uyutulmaktadır. Yaklaşık elli bin kişinin ölümünden sorumlu bebek katili PKK terör örgütünün başı, barış elçisi yapılmak istenmektedir. Bunun yanında devlette görev verilmesini amaçlayan ve hatta siyaset sahnesine girmesini hedefleyen bu yasa, barışı değil iç çatışmayı ve ardından üniter yapımızın yok edilmesine neden olacaktır.

Bebek katili terörist başı, bu yasayı “Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli bir sürecin başlangıcı” olarak nitelendirmektedir. Bu söylem Ulusal Kurtuluş Savaşımıza, büyük önderimiz Atatürk’e, şehitlerimize, gazilerimize, kahraman ordumuza, laik ve demokratik cumhuriyetimize hakarettir. Bu hakaretin hesabını sormak yerine, eli kanlı katilden barış elçisi yaratmak için sıraya girenlerin olduğu bir meclisin vatanseverliği tartışılır.

Türkiye Cumhuriyeti, emperyalistler ve yerli işbirlikçilerine karşı Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde verilen büyük bir onur mücadelesi ile kuruldu. Şimdi cumhuriyetimizi yıkmak için emperyalizmin hizmetinde olan iç ve dış güçlerce yıkılmak istenmektedir. Bu yıkım için yaklaşık 42 yıldır eylem yapan PKK terör örgütü ve eli kanlı terörist başı kullanılmaktadır. “Suriye’de statü elde ettik, sıra Türkiye’de” diyenlere karşı örgütlü, bilinçli ve kararlı mücadele edilmesi zorunluluktur.

4 parça Kürdistan’ı ya vereceksiniz ya da emperyal güçler sizden alır bize verir” diyenler terörsüz Türkiye masalının sonucunu ilan etmişler. İşte ülkemizi bu sıkıntılı ve karanlık günlerden aydınlığa çıkartmak için güçlerimizin birleştirilmesi gerekmektedir. Unutulmasın ki zafer yine Türk Ulusunun olacaktır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

13 Temmuz 1959 tarihinde İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. Jeoloji Mühendisliği Bölümü (1983) ve İşletme Bölümü (1998) mezunu. Lisans üstü çalışmalarını Trafik Planlaması ve Uygulaması anabilim dalında (2002) ve Hayvancılık İşletme Ekonomisi anabilim dalında (2003) tamamladı.1983-1985 yıllarında ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1986-1987 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yedek subay olarak askerlik görevini tamamladı. 1988-2006 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. Gazi Üniversitesi’nin bölünmesiyle 2018 tarihinden beri Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaktadır.1993 yılında “Bilgisayara Giriş ve Basic” ile “Fotogrametri” kitaplarını yayınladı. Mart 2019 tarihinde “İnadına Cumhuriyet” adlı kitabını yayınladı. Kasım 2021 tarihinde “Türkiye Uçuyor” adlı kitabını yayınladı. Bir süre Cumhuriyet ve Ulus Gazeteleri ile Türkiye Sorunları Dergisi’nde yazı yazmıştır. Kasım 2005-Haziran 2020 tarihleri arasında İlk Kurşun Gazetesi’nde her hafta yazıları yayınlanmıştır. Halen Azim ve Karar Sitesinde yazı yazmaktadır.“Parçalanma Dil İle Başlar” makalesiyle, Dil Derneği tarafından 26 Eylül 2016 tarihinde 84. Dil Bayramı Onur Ödülü’ne layık görülmüştür. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin eski Genel Sekreteri’dir. 1961 Anayasası ve Çağdaş Demokrasi Vakfı’nın Başkanı’dır. Halen Tüm Öğretim Elemanları Derneği’nin (TÜMÖD) Genel Sekreteri’dir. Evli ve iki çocuk babasıdır.