2026 – Melih Demirel Yazdı

2026 – Melih Demirel Yazdı
Yayınlama: 31.12.2025 12:21
A+
A-

Takvim yaprakları değişirken tüm hızıyla, iki binin üzerine koyduğumuz yirmi beşinde geldik son gününe… Yeni başlangıçlara niyetleniyoruz lakin aslında hesap devri yapıyoruz yeni üç yüz altmış beşe…   İçimizdeki yorgunlukları,  memleketin omuzlarındaki yükü, yaşanmışlıkları, yaşanmamışlıkları, yaşanacakları, bir daha asla yaşanamayacakları,  taşıyoruz bir sonraki sayfaya. Hadi gönlümüz olsun diyelim  adeti bozmadan. 2026: Umudun yılı olsun, sadece birer birer umutsuzlukla kopartılan takvim yapraklarından ibaret kalmasın duvarın köşesinde. Evvela bir iç  muhasebenin, bir niyetin ve belki de uzun zamandır ertelenmiş bir yüzleşmenin adı olsun. En çokta;  neredeyiz ve nereye gidiyoruz başlıklı yüzleşmenin. Ee tabi birde bunun başına;  buraya nasıl geldik? Sorusuna da ilave etmeli…

Ne çok şey gördük değil mi?  Umudu sandıklara, umudu beşer şaşarlara, umudu liderlere, umudu yarınlara emanet ettik. Kimi zaman yanıldık, kimi zaman bekledik, kimi zaman da susmayı seçtik. Ama ne olursa olsun, eyvallah edip umuttan da hiç vazgeçmedik. Öyle direncimizden ve metanetimizden filan değil bu umut hali, o yüzden  göğüs kabartmaya hiç gerek yok. Çünkü bizim için umut etmek, umutları gerçekleştirmekten daha cazip geldi, daha ulaşılabilir, daha risksiz ve daha tatmin ediciydi. Neydi o meşhur atasözü, ‘’ Umut fakirin ekmeği’’ işte tam olarak biz o ekmeğe  sahip çıktık. Ette gözümüz yok diyerek…

Neyse diyelim, umut ekmeğine sıkı sıkı sarılarak ve gelelim sadet kısmına…

2026’ya girerken artık şunu biliyoruz, yani öyle umuyorum : Sorunlarımız yeni değil, çözümlerimize de mucize muamelesi yapmak  zorunda değiliz. Adaletin gecikmeden tecelli ettiği, emeğin karşılığını bulduğu, liyakatin kelime olmaktan çıkıp hayatın merkezine oturduğu bir düzen hayal etmek, romantizm değil; zorunluluk olsun… Çocuklarının geleceği için kaygılanmayan anne babaların, yarınını düşünmeden uyuyabilen gençlerin ülkesi olmak, hala mümkün…

Yorulduk yahu, ama tükenmedik. Yoksulluk gördük ama onurumuzdan vazgeçmedik. Ayrışmayı tattık ama bir arada yaşamanın kıymetini asla unutmadık. Aynı sofrada farklı düşüncelerin ekmeğini bölüşebilmek, bu toprağın mayasında vardır. 2026, işte bu mayayı yeniden tutturma yılı olsun…

Belki her şey bir anda düzelmeyecek. Belki yaralar hemen sarılmayacak. Ama doğru bir istikamet, temiz bir dil ve samimi bir niyetle çıkılan yol, mutlaka bir yere varacaktır. Memleket dediğimiz şey, sadece sınırlarla çizilmiş bir harita değil, birbirine yaslanabilen bizlerin toplamıdır. Ve insan değişirse, hatta değişirse değil vicdanına dönerse, memleket de değişir.

2026’dan beklentimiz büyük değil aslında. Birbirimizi anlamayı denemek, adaleti güçlüden yana değil, haktan yana kurmak; zenginliği bir övünç değil, paylaşma vesilesi saymak. Kısacası, insan kalabilmek. Çünkü bu ülkenin en büyük eksiği kaynak değil, merhamet, en büyük ihtiyacı da akıl ile vicdanı aynı cümlede buluşturabilmektir.

Yeni yıl, yeni bir sayfa açmaz tek başına. O sayfayı neyle doldurduğumuz belirler kaderimizi. 2026’ya girerken dileğimiz şudur: Daha az bağıran, daha çok duyan; daha az kıran, daha çok onaran bir toplum olabilmek. Eğer bunu başarabilirsek, takvimler basit rakamlardan, günü kurtarıp bir sonrakine geçmekten sayılmayacak. Basit bir örnek vereyim; Sıkıntı ve stresin hayat normali olduğu, hep bir yerlere yetişmek zorunda olunan, hep bir ay sonu mücadelesi verilen, ama en çokta hayatın ıskalandığı; çocuklar bir an önce büyüsünde kendini kurtarsın cümlesinin hayat tüzüğüne girdiği bir takvim mi yoksa,  bolluk ve bereketin adalet ile tesis edildiği, çocuklar bir an evvel büyümesin dolu dolu geçsin günlerimiz diyeceğimiz bir takvim mi?

Bunun cevabı kimsede değil, evvela kendimizde. Biz vereceğiz bu sorunun cevabını. Ve biz karar vereceğiz fakirin ekmeği olan umudun yanına, et mi yoksa dert mi koyacağımıza…

Kapanış;

Ağlamayalım demiyorum ancak, bu yılda bol bol sevinçten olsun.

Gülmeyelim demiyorum ancak, kahkahalar dahi olmasın sınıfsal, birlikte olsun.

Para olsun elbet, zenginlik olsun, ama geçmesin insanın önüne, sohbeti susturup, vicdanları utandırmasın…

Sevgi dediğimiz şey içi boş bırakılacaksa, ya büyük laflarla anlatılmasın, yada gerçekten yürekten olsun.

Bir kapının çalınması yeter bazen, “lazım mı?” diye sorulmadan.

Bayramlar eksilmesin elbette takvimden, ama bir çocuk et yerken, diğerinin önüne dert konmasın…

Her şey düzelmeyecek elbette bir anda,

Ama yarın, yarın sevgili okurlarım,

Bugünden biraz daha insanca olsun.

Buda bizim 2026’ya atacağımız ilk adımımız olsun.

Nice mutlu senelere, esen kalın…

Siyasetçi, İktisatçı ve Köşe Yazarı